Geçtiğimiz günlerde Rusya ile İsrail'in nükleer tersanesi gündeme geldi. İsrail'in nükleer sırları görücüye çıktı ve ABD'de gündeme oturdu. İsrail'in suçları kabardıkça nükleer alanda sorgulanması da yoğunlaşıyor. Tabu olan konu açığa çıkıyor. Konuyla ilgili bir soru Amerikan Dışişleri Bakanı Marco Rubio'ya da soruldu. Beklendiğe gibi kaçamak cevap verdi. Bunun bir sır ve tabu olarak kaldığını, İsrail'in caydırıcılık anlamında belirsizlik politikası izlediğini ve bu konuyla ilgili bilgi paylaşmadığını ifade etmiştir. Bu soruya ancak kapalı bir ortamda ve toplantıda cevap verilebileceğini de sözlerine eklemiştir. Belirsizlik politikası izleyerek İsrail hem baskılardan kurtuluyor hem de caydırıcı oluyor. Bununla birlikte potansiyel anlamda bu silahları münhasıran Müslümanlara karşı kullanabilir. Nitekim Amerikalı siyaset bilimi profesörü John Mearsheimer:
— "İsrail, savaşı kaybederse İran'a nükleer saldırı düzenleyebilir. Dünyada artık cani bir devlet kalmasın."İsrail ya silahsızlandırılmalı, ya da yok edilmeli. Dünya daha fazla bu yükü taşıyamaz" demiştir. Bu çağrı da esasında Amerikalıların bu haydut ülke karşısında sabırsızlandığını gösteriyor. Bu nedenle de nükleer sorgulamanın çapı genişliyor. İsrail 1950'li yıllardan beri nükleer alanda faaliyet gösteriyor. Bir yandan da nükleer tersanesini modernize etme çalışmalarını sürdürüyor. Fransa gibi kimi Avrupalı ülkeler nükleer çabalarına katkıda bulundular. Belki gizlice birçok ülke katkı sunduğu gibi geri kalanı da kulaklarının üzerine yattı. İsrail'in bu tabu alanla ilgilenmesi tecahül ile karşıladı. İsrail güvenliği için nükleer silahlara dayanıyor. Lakin bu silahları kullanması hem tehlikeli hem de büyük tepki çeker. Bununla birlikte İsrail tehlikeli olduğu kadar bu silahları da tehlikeli. Kundakçının elinde gerçek oyuncaklara benziyor. Birçok İsrailli yetkili Gazze'nin nükleer silahlarla dövülmesini ve vurulmasını istemiştir. Karşımızda aklını kaybetmiş bir güruh var.
Ben Gvir adlı İsrailli manyak ve terörist bakan Müslümanların ibadetlerinin kendisini uyutmadığını iddia ederek tepki gösterdi. Halbuki Gazze'de kullandıkları silahlar Gazzelileri hiç uyutmuyordu. Kulakları sağır ediyordu. Bir nevi ibadet çağrısı olan Şofar da Müslümanları veya başkalarını rahatsız edebilir. Lakin dini bir enstrüman olduğundan katlanıyorlar.
Ukrayna'nın Rusya'nın tarihi şehri St. Petersburg'a dronlarla saldırması üzerine toprak bütünlüğünün hedef alındığını söyleyen Rus yetkililer toprak bütünlüğüne kastedenleri nükleer silahlarla hizaya getireceklerini söylemiştir. Bu çaresizliğin ve arsızlığın ve azgınlığın son raddesine tekabül ediyor. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov, St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu'nda yaptığı konuşmada, Rusya'nın toprak bütünlüğüne teşebbüs edilmesi durumunda nükleer silahla karşılık verebileceklerini söyledi. Üstelik bu ilk tehdit de değil. Batılılar da şimdiye kadar genellikle Ukrayna'ya menzilleri Rus topraklarına erişmeyen ateş gücü sınırlı silahlar veriyorlardı.
Ruslar hem başka ülkeleri işgal ediyor hem de kendi topraklarını dokunulmazlık payesi ve statüsü tanıyorlar. İkinci Dünya Savaşından beri Amerikalılar da taş çağı edebiyatına başvuruyorlar. Hasım ülkeleri taş çağına döndürmekle ve benzetmekle tehdit ediyorlar. Kastettikleri Gazze ise bunu başardılar. Trump bir süre önce İran'ı taş çağına döndürmekle tehdit etmişti. Elliot Roosvelt adlı Amerikalı yazar ülkesinin dış politikasının nükleer gücüne dayandığını yazmıştır. Siyaset silahla tayin ediliyor. Bu da pervasızlıklarının nedenini gösteriyor. Richard Armitage da daha önce Pakistan'ı taş çağına döndürmekle tehdit etmiştir. Her devirde bu tehdidi yineliyorlar. Bu tehdidi savuranlar ve ikaya kadir olanlar da haydut ve küstah ülkeler sınıfına giriyorlar. İnşaallah başlarına Nibiru kadar büyük bir taş düşer.
Mustafa Özcan/TİMETÜRK