NATO zirvesini, Mehteri, hediye edilen Tabancayı ve öften pöften şeyleri siyasi kin ve nefretini kusacağı bir fırsat alanı olarak gören aklievvel çok bilmişler; yine kendilerine yakışanı yapıyorlar. Batıya öykünme hastalığı taşıyan bu tiplerin mehter düşmanlığının ve her şeye bir kulp takma alışkanlıklarının özkaynağıdır bu hayranlık… Olur olmaz her şeyin ama her şeyin üzerine; Bolca Recep Tayyip Erdoğan nefreti, Kendisini aydın, milleti cahil cühela yerine koymalar, Raf ömrü tükenmiş; soğanlı, makarnalı cümleler, Ve sonra zırhı olsun diye Antikemalis suçlamaları, Yani toplumsal moobing… NATO zirvesinin başından sonuna kadar Ve ardından pervasızca ülkemizi itibarsızlaştırma gayretleri… Bu cümleleri; ne parti saiki, ne de bir parti düşmanlığı üzerine kuruyorum… Ama aklın yolu bir.. Öncelikle belirteyim üyesi bulunduğumuz NATO; sadece ülkemizin değil dünyanın ve insanlığın baş belasıdır. 27 Mayıs ihtilali, 12 Eylül askeri darbesi 28 Şubat postmodern darbesi, 27 Nisan e-muhtırası 70’li yılların sağ-sol çatışmaları PKK terör örgütü Alevi-Sünni provokasyonları, Ve 15 Temmuz 2016 işgal teşebbüsüne kadar her darbe, her kaos, her kanlı senaryo aynı merkezden yönetildi. ABD/NATO. NATO liderlerinin Türkiye’ye gelmiş olmaları onların, sömürgeciliklerini, barbarlıklarını ortadan kaldıramaz… Bakış açımız, NATO değerlendirmemiz bu…Hangi samimi insanın bunlara itirazı olabilir ki! Meşrep ve fikir farklılıkları suçu ve failini ortadan kaldırabilir mi? Elbette hayır… Samimi olduğumuza da kâni isek; Neyin derdindeyiz o zaman… Sevgili dostlar; Nefret, öfke ve akıl bir arada durmaz… Akıl firar eder gider… Her dış ilişkinin içinde birçok ön görüşme, diplomasi, anlaşmalar, ayrılıklar ve ince ince ayrıntılar vardır. Devlet aklı bu tür organizasyonlara bütün bu ayrıntıları ve muhtemel sonuçları öngörerek imza atar. Bu meselelere sokak ve sosyal mecra jargonu ile şekil verilemez. Devletimizi itibarsızlaştıracak söylemlerin siyaseten de bir getirisi yoktur. Diyelim ki; Sokaklara çıktık, NATO’ya hayır kampanyaları düzenledik… NATO’dan keskin bir kararla ayrıldık… Var mı bir çözüm öneriniz? Bir sürü senaryo oluşturulabilir… Yeni ittifak önerileri sunulabilir… Ama kazın ayağı öyle değil… Hülasa; Doğru olan NATO’dan ayrılmak değil; NATO içinde güçlü, gerektiğinde “hayır” diyebilen ve kendi ayakları üzerinde duran bir Türkiye olmaktır… Doğru olan kötüye; kötü… İyiye; iyi diyebilmektir.
Hakkı Balcı/TİMETÜRK