Zaman zaman ismine atıfta bulunmuşluğum var. Tahran Üniversitesi siyasal bilgiler fakültesi öğretim üyeleri arasında bulunuyordu. Vaktiyle Rafsancani'nin danışmanlığını yürütmüştü.. Tanıklıklarının ardından devrime yabancılaşmış isimlerden birisi. Hapishanelerle tanışması Şah dönemine kadar geriye gidiyor. 1974 yılında Şah tarafından hapse atılmıştır. Mayıs 3003 ve ardından 2024 tarihinde de devim yargısı tarafından hapse atılmıştır. Kanser teşhisi sonrasında salıverilmiştir.
7-10 Haziran 2026 tarihinde yeniden tutuklanmıştır. Gerekçesi İngiliz Yayın Kuruluşu Channel 4’e mülakat vermesidir. Mülakattan sonra yargının takibatına uğramıştır. Hamaney ve İslam Cumhuriyeti Politikalarını eleştirdiği gerekçesiyle yeniden Tutuklandı. 10 Haziran Çarşamba günü, İslam Cumhuriyeti yargısı, Tahran Üniversitesi profesörü Sadık (Sadegh) Zibakalam'ın tutuklandığını ve "yeni bir röportaj vererek " daha önce verilen bir medya yasağını deldiğini, ihlal ettiğini duyurdu. Yargıya bağlı Mizan Haber Ajansı'nın haberine göre, Sadık Zibakalam daha önce "yargısal denetim emri"ne dayanarak "herhangi bir medya faaliyeti ve sosyal ve medya ağlarında içerik üretimi"nden men edilmişti.
7 Haziran 2026'te Tahran Savcılığı da Sadık Zibakalam hakkında suç duyurusunda bulundu ve bu siyasi analist hakkındaki "yargısal denetim kararının şiddetlendirilmesi gerektiğine' hükmetti. Zibakalam hakkındaki iddianame, Haziran ortasında bir İngiliz televizyon kanalına ( Channel 4) verdiği röportajın yayınlanmasının ardından geldi. Röportajda, İslam Cumhuriyeti maktul lideri Ali Hamaney'in politikalarını, özellikle de "Amerikan aleyhtarlığı, Batı aleyhtarlığı ve İsrail'in ortadan kaldırılması söylemini ve Hamas ile Hizbullah'a verdiği desteği eleştirmiş ve onu İran'daki "aşırıcıların omurgası (Backbone of the hardliners)" olarak nitelendirmişti. Sözleri yeni rejime gölge düşürmek olarak telakki edilmiştir.
Zibakalam ayrıca röportajın başka bir bölümünde Mujtaba Hamaney hakkında, İslam Cumhuriyeti'ni babasıyla aynı etkinlikle yürütemeyeceğini ve aynı veya benzeri konuma ulaşamayacağını savunmuştu. Ali Hamenel 36/37yıllık tecrübe ve ilişkiler ağıyla ülkeyi yönetmiştir. Adeta onu babası karşısında cılız ve yetersiz bir kişilik olarak tasvir etmiştir. Bu da şimşekleri üzerine çekmiştir.
Sadık Zibakalam, 14 Mayıs 2003'te üç adli davayla bağlantılı olarak tutuklanmıştı. Aynı yılın Temmuz ayında kanser teşhisi nedeniyle cezaevinden tahliye edilmişti. Kendisine rejim hakkında yalan haber üretmek ve rejimin dış politikasını eleştirmek gibi suçlamalar isnat edilmiştir. Devrim ihracın karşı çıkmış ve din adamlarına ve bağlı bulundukları kurumlara ayrılan bütçeden de yakınmıştır. Rejimi baskıcı, diktatör, bozuk ve basmakalıp olarak tanımlamıştır. Ülkesindeki gafilleri uyarmak istediğini ama mollaların sorgusuyla karşılaştığını söylüyor. Ve kendisini bu yüzden vatana ihanetle suçladıklarını ifade ediyor!
Eskiden beri üç şeyin ümranı harap ettiği vurgulanmıştır:
İstibdad el ümera ve taksru’l ulema ve cehlü’l ebna! Yöneticilerin zorbalığı ve istibdadı, ulemanın ihmali ve avamın da cehaleti. Bu üç yıkıcı unsur bir araya geldiğinde, Buluştuğunda ümrandan eser kalmaz! Zibakalam İran’da ender medeni cesareti olan birkaç aydından birisidir. Öbürleri süngünün esiri olmuştur.
Daha önce de Ali Şeriati tutkunu Mahmut Ağacari isimli bir siyasetçi de, mollalar yani taklit mercii ve kurumuyla avamı maymunlaştırdıklarını söylediği için yargılanmıştır.
Zibakalam İran’ı kısa vadede kaos beklediğini ve uzun vadede kötü talihini yeneceğine ve fırtınaları atlatacağını umut ediyor. Tünelin sonunda ışık göründüğünü söylüyor. Halkın galeyana gelmesinin rejimin kusurlarından kaynaklandığını ifade ediyor. Batı ve İsrail’in kusurları da halkı rejimin etrafında kenetlemiştir.
Bu rejimden ve Devrim Muhafızlarından kurtulmadıkça İran asla düzlüğe çıkamaz. Lübnan'da hattı imama karşı çıkan Mahmut Şuayb velayet-i fakih saçmalıklarıyla insanların ve Lübnan halkını ölü sevicisi haline getirdiklerini söylemektedir.
Bir şekilde İsrail sermayesi ve istismarı üzerinden gözleri bağlanan kitlelerin gözlerinin ve gönüllerinin ve basiretlerinin açılması en samimi dileğimizdir!
Mustafa Özcan/TİMETÜRK