Hayat bazen bir yerden başlar, bazen de bir yerde bizi yorar. Ama ne olursa olsun hayat devam eder. Biz ise çoğu zaman yorgunluğumuzu, korkularımızı ve ertelediğimiz hayallerimizi bahanelerin arkasına saklarız. Günler geçer, yıllar geçer ve bir bakarız ki başkalarını mutlu etmeye çalışırken kendimizi bulmayı unutmuşuz.
Oysa insan önce kendini sevmeyi öğrenmelidir. Kendini sevmeden yapılan hiçbir şey gerçek huzur vermez. İsteksizce yapılan işler, sırf yapılması gerektiği için sürdürülen sorumluluklar ve sürekli başkalarının beklentilerine göre yaşanan bir hayat, insanın ruhunu yavaş yavaş yorar.
Birçok kadın farkında olmadan kendini sadece görevlerinin içine sıkıştırır. Sürekli evi düşünen, her şeyi kusursuz yapmaya çalışan, dinlenirken bile suçluluk hisseden kadınlara dönüşür. Oysa yorulmanın tek sebebi çok çalışmak değildir. Bazen insanı en çok yoran şey, kendine hiç vakit ayırmamaktır.
Kendinize şu soruyu sorun:
“Ben en son ne zaman sadece kendim için bir şey yaptım?”
Komşunuz ne der diye değil, canınız istediği için kahvenizi için. Kimse görmek zorunda olmadığı halde yürüyüşe çıkın. Yeni bir şey öğrenin. Bir kursa gidin. Bir kitap okuyun. Size iyi gelen şeyi keşfedin.
Çünkü meşgul olmamak çoğu zaman tembellik değildir; insanın kendisini iyi hissettirecek şeyi henüz bulamamış olmasıdır.
Kimsenin gelip size “Mükemmelsin” demesini beklemeyin. Çünkü gerçek güç, bir başkasının onayında değil, insanın kendi kendine “Evet, yapabilirim” diyebilmesindedir.
Unutmayın;
Fikirlerinize saygı duymayan insanlardan uzak durun.
Hayallerinizi küçümseyenlerden uzak durun.
“Yapamazsın” diyenlerden de, “Sen bunu nasıl başaracaksın?” diyerek cesaretinizi kıranlardan da uzak durun.
Dinlenmediğiniz yerde kalmayın.
Duygularınızı sürekli tüketen insanlara sınır koyun.
Sizi geliştiren, öğrenmeye teşvik eden ve olduğunuz gibi kabul eden insanların arasında bulunmaya çalışın.
Başarı sadece çalışmak değildir. Başarı; hedeflerinize giderken öz saygınızı koruyabilmek, kendinizi kaybetmeden ilerleyebilmek ve kendi değerinizden vazgeçmemektir.
Çünkü hiçbir başarı, insanın kendisine olan saygısından daha değerli değildir.
Ve kadınlara özellikle şunu söylemek istiyorum:
Bazen bilinçaltımıza yerleşen “Her şeyi ben yapmalıyım” düşüncesi bizi fark etmeden tüketir. Ev işleri önemlidir ama hayat yalnızca ev işlerinden ibaret değildir. Toz bir gün sonra yine olur. Çamaşır yine çıkar. Yapılacak işler hiçbir zaman tamamen bitmez.
Ama ertelenen hayaller, ihmal edilen sağlık ve unutulan benlik zamanla geri gelmeyebilir.
Bu yüzden bazen ev işlerine kısa bir mola verin. Bir kahve alın. Camdan dışarı bakın. Bir yürüyüş yapın. Kendinize zaman ayırın. Çünkü siz sadece bir evi düzenleyen değil, hayalleri, hedefleri ve duyguları olan bir insansınız.
Kadın isterse başarır.
Ama en büyük başarı, önce kendini bulabilmesidir.
Ben kendimi bulduğum gün anladım ki; insanın hayatındaki en önemli yolculuk, başkalarına ulaşmak değil, önce kendi ruhuna ulaşabilmektir. “Kendini ihmal ederek kimseye iyi gelemezsin.”
* “Öz saygını kaybettiğin yerde hiçbir başarının anlamı kalmaz.”
* “Hayat, yalnızca sorumlulukları yetiştirmek değil, kendini de yaşatmaktır.”
* “Kadının gücü kusursuz olmakta değil, kendisi olabilmesindedir.”
* “Kendine ayırdığın zaman bencillik değil, ruhuna verdiğin değerdir.”
* “Ev işleri bitmez; ama ertelenen hayaller bazen geri dönmez.”
* “Kendini keşfettiğin gün, hayatın gerçekten başladığı gündür.”
Başarmak çoğu insanın sandığı gibi mükemmel olmak değildir.
Başarmak; iyi hissettiğin yerde olabilmektir.
Sabah uyandığında içini huzur kaplayan bir hayat kurabilmektir.
Kendine rağmen değil, kendinle birlikte yürüyebilmektir.
Çünkü mükemmellik insanı yorabilir ama huzur insanı iyileştirir.
Bazılarımız kendini bir meslekte bulur, bazılarımız bir yolculukta, bazılarımız ise küçücük bir anın içinde…
Serap kendini fotoğrafçılıkta buldu.
Çünkü fotoğraf çekmek sadece bir kare yakalamak değildi onun için. İnsanların fark etmeden yaşadığı güzellikleri, bir daha geri gelmeyecek anları ve hayatın içindeki gerçekliği ölümsüzleştirmekti.
Bir çocuğun gülüşü, yaşlı bir adamın gözlerindeki yıllar, denizin kıyıya bıraktığı izler…
Bazen bir fotoğraf, yüzlerce kelimenin anlatamadığını anlatır.
İnsan kendini bazen tam da böyle bulur.
Bir uğraşta.
Bir tutkuda.
Bir hayalde.
Bir iz bırakma isteğinde…
Nefes almak için her şeye sahip olmanız gerekmez.
Bazen bir bankta oturup gökyüzünü izlemek, bazen sevdiğiniz bir kahveyi içmek, bazen de sessizce yürümek yeterlidir.
İyi hissettiğiniz her yer, kendinize verdiğiniz bir armağandır.
Kendinizi mutlu olmak için büyük mucizelere şartlamayın.
Hayat çoğu zaman küçük anların içinde saklıdır.
Dürüst olmayı seçin.
Çünkü insan önce kendine dürüst olamadığında dünyaya da dürüst yaklaşamaz.
Ne hissettiğinizi bilin.
Ne istediğinizi bilin.
Ne istemediğinizi de bilin.
Sonra yaşadığınız şehri tanıyın.
Sokaklarını gezin.
Tarihine bakın.
Orada kimlerin yaşadığını, hangi hikâyelerin o duvarlara sindiğini öğrenin.
Çünkü bir şehri tanımadan yaşamak, bir kitabın sadece kapağına bakıp onu bildiğini sanmak gibidir.
Bilinçli yetişin.
Araştırın.
Okuyun.
Öğrenin.
Sorgulayın.
Geleceğe bırakacağımız en büyük armağan binalar değil, bilgi ve bilinçtir.
Bugün bilgiye ulaşmak bu kadar kolayken cehalete razı olmak insanın kendisine yaptığı en büyük haksızlıklardan biridir.
Ne yazık ki bazen insanlar birbirine küsmekten öyle yoruluyor ki şehirler bile mutsuzlaşıyor.
Tahammül azaldıkça sohbetler azalıyor.
Empati azaldıkça dostluklar eksiliyor.
Herkes konuşuyor ama kimse birbirini gerçekten dinlemiyor.
Oysa mutlu bir toplum, birbirine tahammül edebilen insanların kurduğu bir yuvadır.
İnsanların nefes alamadığı şehirlerde huzur bulmak zordur.
Bu yüzden önce merhameti büyütmek gerekir.
Eğer bir gün geriye dönüp baktığınızda “Ben ne bıraktım?” diye sorarsanız, umarım cevabınız sadece mal varlığı olmaz.
Çünkü çocuklarınıza bırakacağınız en değerli miras bir ev, bir araba ya da bir banka hesabı değildir.
Onlara bırakacağınız en büyük miras; dürüstlük, vicdan ve merhamettir.
Bir çocuğun yalandan uzak büyümesi, doğruluğu karakter hâline getirmesi ve insanlara zarar vermeden yaşayabilmesi dünyanın en büyük zenginliğidir.
Çünkü iyi insanlar yetiştirmek, iyi binalar yapmaktan daha değerlidir.
Ve günün sonunda insanın hayatı, sahip olduklarıyla değil; dokunduğu hayatlarla anlam kazanır.
Belki yıllar sonra adınız unutulacak.
Belki yaptığınız birçok şey hatırlanmayacak.
Ama bir insana verdiğiniz umut, bir çocuğa öğrettiğiniz doğruluk ve bir kalbe bıraktığınız iyilik yaşamaya devam edecek.
İşte gerçek başarı budur.
Kendin olabilmek.
İyi kalabilmek.
Ve senden sonra da yaşamaya devam edecek güzellikler bırakabilmek…
Serap Özer/TİMETÜRK