Belki dışarıdan bakıldığında sıradan bir hayat gibi görünebilir. Ama ben biliyorum ki hiçbir annenin, hiçbir kadının hayatı sıradan değildir. Çünkü her kadın, görünmeyen savaşlar verir. Her gün yeniden ayağa kalkar. Yorulur ama vazgeçmez. Ağlar ama çocuklarına gülümsemeyi ihmal etmez. Kendi hayallerini bazen ertelemek zorunda kalsa da içinde hep küçük bir umut taşır.
Ben de o kadınlardan biriyim.
Hayat bana her şeyi kolay sunmadı. Zaman zaman korktum, zaman zaman “Acaba yapabilir miyim?” diye kendime defalarca sordum. Ama şunu fark ettim; cesaret, korkmamak değil, korkarak da olsa adım atabilmektir.
İşte bu yüzden bugün burada, kendi hikâyemi anlatıyorum.
Çünkü biliyorum ki benim yaşadıklarım, bir başka kadının yeniden ayağa kalkmasına vesile olabilir.
Bu satırlar sadece geçmişimi anlatmayacak.
Bir annenin sabrını…
Bir eşin fedakârlığını…
Bir kadının yeniden kendini keşfetmesini…
Ve en önemlisi, hayallerinden vazgeçmeyen bir insanın yolculuğunu anlatacak.
Ben mükemmel biri değilim.
Hatalarım oldu.
Düştüğüm zamanlar oldu.
Yenildiğimi sandığım günler oldu.
Ama her seferinde yeniden ayağa kalkmayı öğrendim.
Çünkü çocuklarıma bırakabileceğim en büyük mirasın; para, mal veya makam değil, mücadele eden bir anne örneği olduğunu biliyorum.
Onlar beni izlerken sadece annelerini değil; pes etmeyen bir kadını görsün istiyorum.
Bu yüzden bugün üretiyorum…
Öğreniyorum…
Kendimi geliştiriyorum…
Yeni kapılar çalıyorum…
Hayallerim için emek veriyorum.
Belki bu yazıyı okuyan sen de bir annesin.
Belki yıllardır ertelediğin bir hayalin var.
Belki “Artık çok geç.” diyorsun.
Sana bütün kalbimle şunu söylemek istiyorum:
Hayat, vazgeçtiğin gün biter.
Bir kadın isterse yaşını değil, cesaretini büyütür.
İmkânlarını değil, inancını çoğaltır.
Ve en önemlisi; kendi hayatını değiştirdiğinde, çocuklarının geleceğini de değiştirir.
Benim hikâyem aslında yalnızca bana ait değil.
Bu; sabah erkenden kalkıp evini toparlayan, çocuklarını büyüten, ailesi için emek veren ama geceleri yastığa başını koyduğunda “Benim de bir hayalim vardı…” diye iç geçiren tüm kadınların hikâyesi.
Eğer bu satırlar bir kadının yüreğine dokunursa…
Eğer bir kişi bile “Ben de başarabilirim.” diyebilirse…
İşte o zaman bu yolculuk gerçek anlamını bulmuş olacak.
Çünkü ben inanıyorum;
Her kadının anlatılmaya değer bir hikâyesi vardır.
Her annenin içinde keşfedilmeyi bekleyen büyük bir güç vardır.
Ve her başlangıç, önce küçük bir cesaretle başlar.
Ben kendi yolumu yürürken yalnız yürümek istemiyorum.
Birlikte güçlenelim.
Birlikte üretelim.
Birlikte başaralım.
Çünkü ilham, sadece başarı hikâyelerinde değil; vazgeçmeyen insanların attığı ilk adımda saklıdır.
Eğer benim hikâyem sana bir umut olursa, işte o zaman kalemim gerçek amacına ulaşmış olacak.
Hayat bana bir şey öğrettiyse, o da ilhamın hiç beklemediğiniz anlarda karşınıza çıkabileceğidir.
Ben ilhamı çoğu zaman bir kafenin köşesinde buluyorum.
Bazen denize bakan bir masada…
Bazen tarihi bir sokağın sessizliğinde…
Bazen de gün batımında deklanşöre bastığım o tek saniyede…
Bir mekâna gittiğimde sadece duvarlara ya da dekorasyona bakmıyorum.
Oranın ruhunu hissetmeye çalışıyorum.
Çünkü bir fotoğraf yalnızca güzel görünmek için çekilmez.
Bir duygu bırakmak için çekilir.
Ben her karede biraz kendimi görüyorum.
Fotoğraf çekerken zaman duruyor sanki.
O an sadece ben, objektifim ve hislerim kalıyor.
Belki de bu yüzden çektiğim her kare bana iyi geliyor.
Çünkü insan sevdiği şeyi yaparken ruhu dinleniyor.
Yazmak da benim için aynı his.
Kalemi elime aldığımda kelimeler bazen benden önce koşuyor.
Bazen tek bir cümle için saatlerce düşünüyorum.
Bazen de içimde yıllardır biriken duygular sayfalara kendiliğinden dökülüyor.
Yazarlık, benim için sadece yazmak değil.
Kendimle konuşmak.
Kendimi yeniden tanımak.
Ve belki de hiç tanımadığım insanların kalbine dokunabilmek…
En güzel heyecanlardan biri, yazdığım bir cümlenin bir gün hiç tanımadığım bir kadının hayatına umut olabileceğini bilmektir.
Bugün insanlar beğenilmek için yaşıyor.
Bir fotoğraf kaç beğeni aldı?
Bir video ne kadar izlendi?
Kim ne dedi?
Kim takdir etti?
Oysa hayatın gerçek değeri bunların çok ötesinde.
Herkes sizi sevmek zorunda değil.
Herkes sizi alkışlamak zorunda da değil.
İnsan önce aynaya baktığında kendini sevebilmeli.
Kendine şunu söyleyebilmeli:
“Ben elimden geleni yaptım.”
İnanın…
Hazırladığınız bir salatanın bile güzel olduğuna önce siz inanmalısınız.
Çünkü insan yaptığı işe önce kendi değerini katıyor.
Siz inanmazsanız, başkasının inanmasını bekleyemezsiniz.
Hayat bize hep mükemmel olmayı öğretti.
Oysa ben mükemmel olmanın peşinden hiç gitmedim.
Ben denemenin peşinden gittim.
Çünkü denemek, vazgeçmekten her zaman daha değerlidir.
Belki ilkinde olmayacak…
Belki ikinci denemede de…
Ama üçüncü adım, belki de hayatınızı değiştirecek.
Kendinize o şansı verin.
Bugün dönüp baktığımda iyi ki korkularıma rağmen başlamışım diyorum.
İyi ki “Ben yapamam.” diyen sesi değil, “Bir dene.” diyen kalbimi dinlemişim.
Çalışmalarım beni hiç hayal etmediğim kapılara götürdü.
Türkiye’nin güçlü markalarıyla çalışma fırsatı yakaladım.
Mobilya fuarlarında çekimler yaptım.
Bir ürünün sadece fotoğrafını çekmedim.
O ürünü tasarlayan insanların emeğini gördüm.
Bir koltuğa bakarken sadece kumaşını değil, aylarca süren tasarım sürecini düşündüm.
Bir masaya bakarken sadece ahşabı değil, ustasının sabrını hissettim.
İşte o gün anladım…
Başarı yalnızca sonuç değildir.
Başarı, emeğe saygı duyabilmektir.
İnsan yaptığı işe ruhunu katıyorsa, ortaya çıkan şey mutlaka birilerine dokunur.
Bugünün çocukları çok hızlı tüketen bir dünyanın içinde büyüyor.
Bir ekranın karşısında saatler geçirebiliyorlar ama kendi yeteneklerini keşfetmeye çoğu zaman fırsat vermiyorlar.
Oysa her çocuğun içinde keşfedilmeyi bekleyen bir yetenek vardır.
Kimi yazar.
Kimi çizer.
Kimi fotoğraf çeker.
Kimi üretir.
Kimi tamir eder.
Kimi insanlara dokunur.
Ben istiyorum ki çocuklarımız ve gençlerimiz sadece beğeni sayılarını değil, kendi becerilerini de büyütsünler.
Çünkü gerçek özgüven, başkalarının alkışından değil; insanın kendi emeğini görmesinden doğar.
Her şey tek bir cümleyle başlıyor aslında:
“Ben yapabilirim.”
Ve ben buna bütün kalbimle inanıyorum.
Çünkü kendine inanan bir insanın değiştiremeyeceği çok az şey vardır.
Sen kendine “Yaparım.” dediğin gün, aslında yolun yarısını çoktan geçmiş oluyorsun.
İşte ben bugün yazılarımla, fotoğraflarımla ve çıktığım her yolla insanlara bunu hatırlatmak istiyorum:
Hayat, kendine inanmayı seçenlerin önünde yavaş yavaş kapılarını açar.
* Gün doğumu ve gün batımı… Çünkü her gün yeni bir başlangıcın mümkün olduğunu hatırlatır.
* Denizin sesi… Dalgaların sürekli kıyıya vurması bana vazgeçmemeyi hatırlatıyor.
* Bir kahve kokusu… Bazen en güzel fikirler sessiz bir kahve eşliğinde geliyor.
* Eski sokaklar… Her taşın, her kapının bir hikâyesi olduğunu düşünmek.
* Bir çocuğun merakı… Hiç çekinmeden soru sormaları ve denemeleri bana cesaret veriyor.
* Yaşlı insanların yüzündeki çizgiler… Her çizginin yaşanmışlık taşıdığına inanıyorum.
* Bir zanaatkârın emeği… Ahşabı işleyen bir usta, hamuru yoğuran bir fırıncı ya da dikiş diken bir terzi bana sabrın ne kadar değerli olduğunu gösteriyor.
* Kitaplar… Bazen tek bir cümle günlerce zihnimde yaşamaya devam ediyor.
* Seyahat ettiğim mekânlar… Her kafe, otel, restoran veya şehir bana farklı bir bakış açısı kazandırıyor.
* Fotoğraf çekerken yakaladığım doğal anlar… En güzel kareler planlanan değil, hissedilen anlar oluyor.
* İnsanların hikâyeleri… Tanıştığım her insan bana hayata dair yeni bir pencere açıyor.
* Başarılı markaların perde arkası… Bir ürünün vitrindeki hâlinden çok, arkasındaki emek bana ilham veriyor.
* Annelik… Çocuklarımdan sabrı, sevgiyi ve her gün yeniden başlamayı öğreniyorum.
* Başarısızlıklar… Beni en çok geliştiren şey çoğu zaman kazandıklarım değil, düştüğüm zamanlar oldu.
* Sessizlik… Bazen en güçlü fikirler gürültünün içinde değil, sessizliğin içinde doğuyor.
* “Ben ilhamı sadece güzel manzaralarda aramıyorum. İlhamı emeğin olduğu her yerde görüyorum. Bir ustanın elinde, bir annenin sabrında, denizin huzurunda, bir çocuğun hayalinde, bir markanın yıllar süren çalışmasında… Çünkü bana göre ilham; bakmasını bilen gözler için her yerdedir.”
Serap Özer/TİMETÜRK