$

Dolar

49,1596

€

Euro

55,1783

£

Sterlin

65,0279

₣

Frank

59,1835

₺

Gram Altın

6.547,6600

₿

Bitcoin

4.212.734

$

Dolar

49,1596

€

Euro

55,1783

£

Sterlin

65,0279

₣

Frank

59,1835

₺

Gram Altın

6.547,6600

₿

Bitcoin

4.212.734

Makale 06.10.2026 6 dk okuma

Modern ebeveynliğin gizli çıkmazı! Tabağı dolu, ruhu aç çocuklar!

Paylaş:

Bugün pek çok evde tanıdık bir tabloyla karşılaşıyoruz. Çocuğunun ihtiyaçlarını önceliğine koyan, onun istediği bir şey olduğunda çoğu zaman kendi ihtiyaçlarını erteleyen anne babalar… Daha iyi beslensin, iyi giyinsin, iyi bir eğitim alsın, arkadaşlarından geri kalmasın diye imkânlarını zorlayan aileler… Çocuklarının hayatında bir eksik olmasın diye ellerinden geleni yapan, bazen kendi isteklerini ikinci plana atan anne babalar…

Bunda elbette yanlış bir şey yok. Anne babanın çocuğu için çabalaması, onun ihtiyaçlarını karşılaması ve daha iyi bir gelecek hazırlamak istemesi son derece doğal. Asıl mesele, bütün bunları yaparken çocuğun ihtiyaçlarını yalnızca maddi imkânlarla sınırlayıp sınırlamadığımız.

Çünkü çocuklarımızın odaları dolu, dolapları dolu, ellerinde en yeni telefonlar, ayaklarında en pahalı ayakkabılar olabilir. İstedikleri oyuncaklara, kurslara ve teknolojik imkânlara sahip olabilirler. Fakat bütün bunların arasında kendilerini gerçekten dinleyen, duygularını anlayan, korkularını önemseyen ve onlara nasıl bir insan olmaları gerektiğini öğreten bir aile ortamına ne kadar sahipler?

Bugün çocuklarımızın sağlığı konusunda son derece hassasız. Kan değerleri biraz düşük çıksa hemen doktorun yolunu tutuyor, demir eksikliği varsa ilacını alıyor, vitaminleri düştüğünde takviyelerini ihmal etmiyoruz. Beslenmesine dikkat ediyor, fiziksel gelişimini yakından takip ediyoruz. Boyu uzasın, bedeni sağlıklı gelişsin istiyoruz.

Peki ya ruhsal ve ahlaki gelişimleri?

Çocuğumuzun kanındaki demir eksikliğini fark ediyoruz da merhametindeki eksilmeyi fark edebiliyor muyuz? Vitamin değerlerini takip ediyoruz da vicdanını, adalet duygusunu, saygısını, paylaşma alışkanlığını ne kadar önemsiyoruz?

Bir arkadaşını incittiğinde, yaşlı bir insana saygısızlık ettiğinde, kendisinden farklı olanı küçümsediğinde ya da başkasının acısına kayıtsız kaldığında bunun üzerinde ne kadar duruyoruz?

Çünkü bir çocuğun sağlıklı büyümesi yalnızca bedeninin gelişmesiyle tamamlanmaz. Onun ruhunu, karakterini ve değer dünyasını da beslemek gerekir.

Bir çocuğa en pahalı ayakkabıyı alabiliriz ama o ayakkabılarla başkasının hakkına basmamayı öğretemiyorsak bir şeyleri eksik bırakıyoruz demektir. En iyi okullarda okutabiliriz ama ona dürüstlüğü, vicdanı ve sorumluluğu kazandıramıyorsak eğitimi yalnızca diploma sahibi olmaya indirgemişiz demektir.

Örf ve adetlerimiz, gelenek ve göreneklerimiz, büyüğe saygı, küçüğe şefkat, komşuya hürmet, sofrada paylaşmak, ihtiyaç sahibini gözetmek… Bunlar geçmişten kalan ve hayatımızda artık yeri olmayan alışkanlıklar değildir. Bunlar bir toplumun hafızasını, kültürünü ve insan olma biçimini oluşturan değerlerdir.

Ne yazık ki çocuklarımızı geleceğe hazırlarken bazen onları bu değerlerden uzaklaştırabiliyoruz. Başarılı olsunlar, iyi kazansınlar, iyi bir meslek sahibi olsunlar istiyoruz. Ancak iyi bir insan olmanın da en az iyi bir meslek sahibi olmak kadar önemli olduğunu unutabiliyoruz.

Bugün çocuklarımız teknolojiyle çok erken yaşlarda tanışıyor, dünyanın dört bir yanından bilgiye ulaşabiliyor. Fakat bilgi sahibi olmakla değer sahibi olmak aynı şey değil. Bir çocuk yabancı dil konuşabilir ama kendisini ifade edemeyen bir arkadaşını küçümseyebilir. Akademik olarak çok başarılı olabilir ama paylaşmayı bilmeyebilir. Her türlü teknolojik imkâna sahip olabilir ama yanı başındaki insanın üzüntüsünü fark etmeyebilir.

Sosyolojik açıdan baktığımızda bu durum yalnızca ailelerin kendi içinde yaşayacağı bir mesele değildir. Çünkü ailede kazanılmayan değerlerin eksikliği zamanla toplumsal ilişkilere de yansır. Saygının yerini kabalık, dayanışmanın yerini bencillik, vicdanın yerini kayıtsızlık aldığında yalnızca bireyler değil, toplumun birlikte yaşama kültürü de zarar görür.

Merhamet kendiliğinden oluşmaz, öğretilir. Saygı yalnızca nasihatle kazanılmaz, yaşatılarak öğrenilir. Dürüstlük, adalet ve vicdan kitaplardan okunarak değil, hayatın içinde örnek alınarak içselleştirilir.

Çocuklarımızın en büyük öğretmenleri de önce bizleriz. Onlara büyüklere saygılı olmalarını söylerken kendi büyüklerimize nasıl davrandığımızı, dürüst olmalarını isterken bizim ne kadar dürüst olduğumuzu, paylaşmalarını öğütlerken hayatımızda ne kadar paylaşabildiğimizi görürler. Çünkü çocuklar çoğu zaman söylediklerimizden çok yaşadıklarımızı öğrenir.

Sevgili anne babalar;

Çocuklarımız için çalışalım, çabalayalım, imkânlarımızı seferber edelim. Onlara güzel bir gelecek hazırlamak elbette görevimiz. Ancak bu geleceği yalnızca iyi bir eğitim, iyi bir meslek ve maddi imkânlarla tanımlamayalım.

Çocuklarımızın bedenleri kadar ruhlarını, başarıları kadar karakterlerini de önemseyelim. Onlara merhametli olmayı, hakkı gözetmeyi, paylaşmayı, sabretmeyi ve şükretmeyi öğretelim. Bir insanın değerinin sahip olduklarıyla değil, nasıl bir insan olduğuyla ölçüldüğünü anlatalım.

Çünkü bir gün çocuklarımız büyüyecek. Aldığımız oyuncakları, giydirdiğimiz kıyafetleri, yaptığımız alışverişleri belki hatırlamayacaklar. Ama onlara nasıl bir insan olmayı öğrettiğimizi hayatları boyunca taşıyacaklar.

Çocuklarımızın kan değerleri kadar karakter değerleri de önemlidir. Vitamin eksikliklerini gidermek için gösterdiğimiz hassasiyeti, merhamet ve vicdan eksikliğini önlemek için de göstermeliyiz.

"Çocuklarımızın geleceğini yalnızca büyüterek değil, gönüllerine merhamet, karakterlerine vicdan, hayatlarına değer katarak inşa edebiliriz."

Ayşegül Sert/TİMETÜRK

Etiketler:
Ayşegül Sert
Ayşegül Sert

Köşe Yazarı