Türkiye’de son iki genel seçim birlikte okunduğunda dikkat çekici bir tablo ortaya çıkıyor:
Recep Tayyip Erdoğan’ın aldığı oy oranı, AK Parti’nin aldığı oy oranından belirgin biçimde daha yüksek.
Bu yalnız siyasi bir yorum değil, seçim sonuçlarında görülebilen bir olgudur.
2018 seçimlerinde Erdoğan Cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 52,59 oy aldı. Aynı gün yapılan milletvekili seçiminde ise AK Parti’nin oy oranı yüzde 42,56 oldu. Arada yaklaşık 10 puanlık fark vardı. YSK’nın kesin sonuçlarını aktaran veriler de bu oranları doğruluyor.
Daha da ilginci, Erdoğan seçimden sonra AK Parti teşkilatına yaptığı konuşmada bu iki rakamı bizzat yan yana koydu: Cumhurbaşkanlığında yüzde 52,59; AK Parti’de yüzde 42,56.
2023 seçimlerinde fark daha da büyüdü.
14 Mayıs’ta Erdoğan Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda yüzde 49,52 oy alırken AK Parti milletvekili seçiminde yüzde 35,62 oy aldı.
Erdoğan 27 milyon 133 bin 849 oy alırken AK Parti’nin oyu 19 milyon 392 bin 462’de kaldı. İki oran arasında yaklaşık 13,9 puan, ham oy sayısında ise yaklaşık 7,7 milyon fark vardı.
İlk bakışta buradan çok kolay bir sonuç çıkarılabilir: “Millet Erdoğan’ı AK Parti’den daha fazla seviyor.”
Fakat siyasi gerçeklik bundan biraz daha karmaşıktır.
Çünkü 2018 ve 2023’te Erdoğan yalnızca AK Parti’nin adayı değildi; Cumhur İttifakı’nın ortak cumhurbaşkanı adayıydı. Dolayısıyla Erdoğan’a verilen oyların içerisinde MHP başta olmak üzere AK Parti dışındaki seçmenlerin oyları da bulunuyordu.
Bu nedenle Erdoğan ile AK Parti arasındaki yaklaşık 10 veya 14 puanlık farkın tamamını “AK Parti seçmeni partisine oy vermedi, Erdoğan’a verdi” şeklinde açıklamak doğru değildir.
Ama bu gerçek, ortadaki başka bir gerçeği de ortadan kaldırmıyor:
Erdoğan’ın şahsı, sandıkta AK Parti logosunun tek başına topladığı oydan daha geniş bir seçmen desteği toplayabilmektedir.
Üstelik Erdoğan’ın kendisi de 2023 seçimlerinin ardından parti oyunun ulaştığı seviyeyi yeterli görmediğini açıkça söyledi.
AK Parti TBMM Grup Toplantısı’nda partisinin yüzde 35,62 oy aldığını hatırlattıktan sonra şu değerlendirmeyi yaptı: “Bununla birlikte hedeflerimizin gerisinde kaldığımızın da şuurundayız.”
Ardından daha önemli bir cümle kurdu: “Milletimizin sandık yoluyla bize ve partimize verdiği mesajlara kayıtsız kalamayız.”
Belki de tartışmanın düğüm noktası tam burasıdır.
Millet sandıkta Erdoğan’a başka, AK Parti’ye başka bir oran vermektedir.
Bu farkın ne kadarı ittifak sisteminden, ne kadarı Erdoğan’ın kişisel liderlik desteğinden, ne kadarı milletvekili adaylarından, ne kadarı yerel teşkilatlardan ve ne kadarı seçmenin AK Parti’ye ilişkin değerlendirmesinden kaynaklanıyor?
Seçim sonuçları tek başına bunun cevabını vermez.
Fakat bazı soruları sormamıza imkân verir.
Seçmen Erdoğan ile AK Parti’yi aynı şey olarak mı görüyor?
Rakamlar, en azından sandık davranışı açısından ikisinin tamamen özdeş olmadığını gösteriyor.
2018’de Erdoğan yüzde 52,59 alırken AK Parti yüzde 42,56’da; 2023’te Erdoğan yüzde 49,52 alırken AK Parti yüzde 35,62’de kaldı.
Burada Erdoğan’ın yıllardır kendi teşkilatına yaptığı uyarılar ayrıca anlam kazanıyor.
“Efendi olmaya değil, hizmetkâr olmaya geldik.”
“Bize gurur ve kibir yakışmaz.”
“Devletin malına, milletin malına el uzatanla bizim işimiz olmaz.”
Bu sözlerle seçim sonuçlarını yan yana koyduğumuzda ortaya cevaplanması gereken başka bir soru çıkıyor:
Erdoğan’ın istediği AK Parti ile seçmenin karşısında gördüğü AK Parti arasında bir mesafe oluşmuş olabilir mi?
Bu sorunun cevabını seçim rakamlarından tek başına çıkarmak mümkün değildir. Bunun için seçmen araştırmaları, aday tercihleri, ittifak seçmeninin oy geçişleri ve yerel teşkilatlara yönelik değerlendirmeler gerekir.
Ancak Erdoğan’ın kendi açıklamaları, parti oyundaki sonucu kendisinin de bir mesaj olarak değerlendirdiğini gösteriyor.
2023 seçimlerinden sonra “hedeflerimizin gerisinde kaldığımızın şuurundayız” ve “milletimizin sandık yoluyla bize ve partimize verdiği mesajlara kayıtsız kalamayız” demesi bu nedenle önemlidir.
Üstelik Erdoğan’ın teşkilatına yönelik eleştirilerinin merkezinde yıllardır benzer kavramlar bulunmaktadır: Kibir, halktan kopma, makam tutkusu, kişisel ikbal, şaibe, israf ve şatafat.
29 Eylül 2026’daki konuşmasında bunun yanına çok daha sert bir sınır ekledi: “Devletin malına, milletin malına el uzatanla da bizim işimiz olmaz, olamaz.”
Burada ortaya önemli bir ayrım çıkıyor.
Bir tarafta Erdoğan’ın tarif ettiği; tevazu sahibi, halkın içinde, siyaseti kişisel ikbal için kullanmayan, kamu malına el uzatmayan, yorulduğunda koltuğa yapışmayan AK Parti var.
Diğer tarafta ise Erdoğan’ın yıllardır aynı konularda tekrar tekrar uyarmak zorunda kaldığı gerçek bir parti teşkilatı bulunuyor.
Bu durum tek başına mevcut AK Parti kadrolarının Erdoğan’ın tarif ettiği ilkelerden uzaklaştığını kanıtlamaz. Fakat Erdoğan’ın aynı uyarıları sürekli tekrarlaması, parti liderliğinin bu alanları önemli risk başlıkları olarak gördüğünü ortaya koyuyor.
Dolayısıyla 2018 ve 2023 seçimlerinin rakamlarıyla Erdoğan’ın teşkilat konuşmaları birlikte okunduğunda iki ayrı gerçek görülüyor:
Birincisi: Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adayı olarak topladığı destek, AK Parti’nin milletvekili seçimlerinde aldığı destekten daha geniştir.
İkincisi: Bu farkın tamamını AK Parti’ye duyulan memnuniyetsizlik olarak yorumlamak mümkün değildir; çünkü Erdoğan Cumhur İttifakı’nın ortak adayıdır.
Ama geriye yine de cevaplanması gereken çok önemli bir siyasi soru kalmaktadır:
Erdoğan’ın şahsında karşılık bulan siyasi güvenin tamamı neden AK Parti’ye yansımıyor?
Belki AK Parti açısından üzerinde düşünülmesi gereken asıl mesele budur.
Çünkü Erdoğan 2020’de AK Parti’nin olması gereken oy seviyesini tarif ederken oldukça iddialıydı: “AK Parti’nin olması gereken yer, yüzde 50’lilerin çok çok üzeridir.”
Üç yıl sonra AK Parti yüzde 35,62 oy aldı. Erdoğan ise aynı seçimde yüzde 49,52 aldı ve ikinci turda yüzde 52,18 ile yeniden Cumhurbaşkanı seçildi.
Bu rakamların ortaya koyduğu olgu açıktır; nedenleri ise ayrıca araştırılmalıdır.
Bu nedenle mesele yalnızca “Erdoğan AK Parti’den daha güçlü mü?” sorusu değildir.
Daha anlamlı soru şudur: Erdoğan’ın millet nezdinde oluşturduğu siyasi desteğin tamamı neden AK Parti’ye dönüşmüyor?
Ve bunun hemen arkasından daha zor bir soru gelir: Erdoğan’ın istediği AK Parti ile seçmenin sandıkta değerlendirdiği AK Parti arasında ne kadar mesafe vardır?
Bu sorunun cevabını Erdoğan’ın değil, sonunda yine milletin vereceği açıktır. Sandık sonuçları ise en azından şimdilik şunu gösteriyor:
Erdoğan’ın aldığı oy ile AK Parti’nin aldığı oy aynı değildir. Aradaki fark ise AK Parti açısından açıklanması gereken önemli bir siyasi olgudur.
TİMETÜRK Genel Yayın Yönetmeni/ Adem Şahin