Mekke Ortak Savunma Anlaşması imzalandıktan birkaç gün sonra bile gündemden düşmüyor. Çünkü bu anlaşma sadece üç ülke arasındaki diplomatik bir açılım değil, bölgenin güvenlik dengesini yeniden kuran bir adım. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Anadolu Ajansı'na yaptığı açıklamalar bu hedefi daha da netleştirdi. Fidan, anlaşmanın tam 2 yıl 8 aydır süren bir çalışmanın sonucu olduğunu söyledi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hedefinin "üç ülkeyle sınırlı kalmamak" olduğunu vurguladı: "Gerekirse bütün ülkeleri bu çatının altında toplamamız var." Fidan'a göre çekirdek üç ülkenin onayıyla yeni ülkeler de katılabilecek; Mısır'ın ilerleyen dönemde bu yapıya dahil olabileceğini düşünüyor.
Anlaşmanın NATO'nun 5. maddesiyle aynı mantığa dayandığını, bir Genel Sekreterlik kurulacağını ve merkezinin Suudi Arabistan'da olacağını da ekledi. Bu açıklamalar gösteriyor ki Mekke Anlaşması geçici bir jest değil, kalıcı olması planlanan bir yapı.
Ama her büyük ittifak gibi bu yapının önünde de ciddi sınavlar var. Birincisi, İran-Suudi Arabistan hattı. Temmuz ayında Suudi Arabistan, kendi petrol tesislerine İHA saldırısı düzenleyen İran destekli Haşd-i Şabi hedeflerini Irak topraklarında ABD ile birlikte vurdu; Bağdat ise egemenliğinin çiğnendiğini söyleyerek acil güvenlik toplantısı yaptı. Bu gerilim büyür ve doğrudan İran-Suudi Arabistan çatışmasına dönüşürse, Kerkük'te TPAO ile ortaklık kuran, Kalkınma Yolu Projesi'yle Bağdat'a yatırım yapan Türkiye'nin hem Riyad'daki müttefikini hem Bağdat'taki ortağını aynı anda gözetmesi gerekecek. Bu da Ankara'nın diplomatik olgunluğunun asıl sınanacağı yer olacak.
İkincisi, Pakistan-Hindistan hattı. Keşmir'de yıllardır süren gerilim geçen yıl iki nükleer güç arasında doğrudan çatışmaya kadar tırmanmıştı; uzmanlar bugün hâlâ "Soğuk Savaş'ta bile görülmemiş" bir nükleer risk seviyesinden söz ediyor. Hindistan yeniden saldırırsa, Mekke Anlaşması'nın dayanışma maddesi devreye girecek mi, Türkiye ve Suudi Arabistan bu kadar hassas bir nükleer krizin neresinde duracak sorusu, ittifakın en kritik açık noktası olarak duruyor.
İsrail ve Yunanistan’ın Şaşkınlığı
Anlaşmanın dünya basınındaki yankıları da dikkat çekici. Times of Israel ve Al Jazeera'nın haberlerine göre pakt bir "Sünni blok" ve dolaylı bir caydırıcılık hamlesi olarak okunuyor, Türkiye "İsrail'in bir sonraki baş rakibi" olarak tanımlanıyor. Tel Aviv buna karşılık Yunanistan, Güney Kıbrıs ve Hindistan'ı içeren kendi "altıgen ittifakını" hızlandırıyor. Yunan basınında tablo daha da çarpıcı; Pentapostagma "Atina'da şaşkınlık" başlığını atarken, Suudi Arabistan'a Patriot bataryaları bile veren Yunanistan'ın bu ortaklığı Ankara'ya kaptırdığını itiraf ediyor. tvxs.gr ise "hem boynuzlu hem dövülmüş" diyerek Yunan dış politikasının bu süreçteki başarısızlığını alaycı biçimde özetliyor.
Rus basını ise daha temkinli: Kommersant ve Vesti.ru gelişmeyi "Asya'nın NATO'su" olarak aktarırken, Ankara'nın bu anlaşmayı NATO üyeliğinin yerine değil yanına koyduğunu vurguluyor; yani Moskova, Türkiye'yi hâlâ dengeli ve çok yönlü bir aktör olarak görüyor.
Sonuç olarak Mekke Anlaşması'nın asıl sınavı imza anında değil, bundan sonraki süreçte olacak. Türkiye bu genişleme hedefini sürdürürken hem İran-Suudi Arabistan hem de Pakistan-Hindistan gibi hassas hatlarda dengeyi koruyabilirse, bu on yıllık diplomasi birikiminin en büyük başarısı olacaktır.
Tayfun Kaan Gündüz/TİMETÜRK