Geçtiğimiz günlerde karşıma çıkan bir ifade üzerinde düşündüm: “Made by Human.” Yani insan tarafından yapılmış.
Aslında birkaç yıl öncesine kadar böyle bir ifadeye ihtiyaç duyacağımızı pek düşünmezdik. Çünkü okuduğumuz bir yazının, dinlediğimiz bir bestenin veya karşılaştığımız bir fikrin arkasında bir insanın olduğunu varsayardık.
Bugün ise insan tarafından üretilmiş olmanın özellikle belirtilmeye başlandığı bir döneme giriyoruz.
Yapay zekâ artık yazıyor, çiziyor, analiz ediyor, planlıyor, fikir geliştiriyor. Saatlerimizi alan işleri dakikalar içerisinde tamamlayabiliyor. Bütün bunlar insanlık adına oldukça önemli imkânlar sunuyor.
Ancak bu dönüşümün ortasında kendimize sormamız gereken başka bir soru var:
Hayatımızı kolaylaştıran teknoloji, bizi gerçekten geliştiriyor mu?
Uzun yıllardır girişimcilerle, yöneticilerle ve farklı meslek gruplarından insanlarla yaptığım mentorluk ve koçluk çalışmalarında bir şeyi daha iyi anladım. İnsanların gelişimini sağlayan şey çoğu zaman doğru cevaba ulaşmaları değil, o cevabı ararken geçirdikleri düşünsel yolculuktur.
Oysa bugün bu yolculuğu kısaltan, bazen de tamamen ortadan kaldıran bir teknolojiyle karşı karşıyayız.
Cevapları Buluyoruz, Peki Kendimizi?
Koçluk yaklaşımında önemli olan, karşımızdaki insana ne yapması gerektiğini söylemekten çok, kendi cevaplarını bulmasına yardımcı olmaktır.
Çünkü insanın kendi düşünme süreciyle ulaştığı bir karar, dışarıdan sunulan hazır bir öneriden çok daha güçlü bir farkındalık oluşturabilir.
Bugün bir genç kariyer planını, bir yönetici liderlik sorunlarını, bir girişimci iş modelini yapay zekâya danışabiliyor. Üstelik oldukça nitelikli cevaplar da alabiliyor.
Bunda bir sorun yok. Sorun, aldığımız cevapların zamanla kendi düşüncelerimizin yerini almaya başlamasında.
Yapay zekâyı düşüncelerimizi geliştirmek için mi kullanıyoruz, yoksa düşünme zahmetinden kurtulmak için mi?
Bence önümüzdeki yılların kişisel gelişim açısından en önemli ayrımlarından biri bu olacak.
Çünkü bilgiye ulaşmakla bilgiyi içselleştirmek aynı şey değil. Bilmekle uygulamak, uygulamakla dönüşmek arasında da önemli farklar var.
Bir konuda ne yapmamız gerektiğini öğrenmek kolaylaşırken, öğrendiklerimizi hayatımıza geçirebilmek hâlâ kişisel bir irade gerektiriyor.
İnsanı Biraz da Zorlanmak Geliştirir
Günümüz dünyasında her şeyin daha hızlı, daha kolay ve daha zahmetsiz olmasını istiyoruz. Özellikle iş hayatında verimlilik en önemli hedeflerden biri.
Ancak kişisel gelişim söz konusu olduğunda her zorluğu ortadan kaldırmak her zaman faydalı olmayabilir.
Bir problemi çözmek için uğraşmak, hata yapmak, eleştirilmek, başarısızlıkla yüzleşmek ve yeniden denemek, yalnızca sonuca ulaşırken katlandığımız süreçler değildir. Bunlar bizi geliştiren deneyimlerdir.
Mentorluk yaptığım girişimcilerde bunu sıklıkla gözlemliyorum. Bir girişimciyi güçlü kılan yalnızca geliştirdiği ürün ya da hazırladığı iş planı değil; belirsizlikle başa çıkabilmesi, gerektiğinde fikrini değiştirebilmesi ve başarısızlıktan öğrenebilmesidir.
Yapay zekâ kusursuz bir iş planı hazırlayabilir. Ancak o planı hayata geçirecek cesareti, direnci ve sorumluluk bilincini aynı kolaylıkla oluşturamaz.
Benzer bir durum liderlikte de geçerli.
Bir yönetici için etkileyici bir konuşma metni hazırlanabilir. Ancak çalışanını gerçekten dinlemek, zor bir kararın sorumluluğunu üstlenmek veya kendi hatasını kabul etmek, teknolojik değil insani yetkinliklerdir.
Bazen gelişmek, bir işi daha hızlı yapmak değil, o işi yaparken kendimizi de dönüştürebilmektir.
Daha Fazlasını Yapmak mı, Daha İyi Bir İnsan Olmak mı?
Yapay zekâ çağının beraberinde getirdiği bir başka mesele de sürekli gelişme baskısı.
Daha üretken olmalıyız. Daha fazla öğrenmeliyiz. Yeni teknolojilere hâkim olmalı, yeni beceriler kazanmalı ve sürekli kendimizi güncellemeliyiz.
Bir noktadan sonra kişisel gelişim bile insanın kendisini sürekli yetersiz hissettiği bir yarışa dönüşebiliyor.
Oysa gelişim yalnızca eksiklerimizi tamamlamak değildir.
Kendi güçlü yanlarımızı fark etmek, sınırlarımızı kabul etmek, değerlerimizi tanımak ve nasıl bir hayat yaşamak istediğimize karar verebilmek de gelişimin önemli bir parçasıdır.
Bir insan için başarı daha büyük bir şirket kurmak olabilir. Bir başkası için ailesine daha fazla zaman ayırmak, sevdiği işi yapmak veya daha huzurlu bir yaşam sürmek.
Yapay zekâ bize hedeflerimiz için yol haritası hazırlayabilir. Ancak hangi hedefin gerçekten bize ait olduğunu belirlemek yine bizim sorumluluğumuzda.
Çünkü kişisel gelişimin temel sorusu yalnızca “Neleri başarabilirim?” değil, aynı zamanda “Nasıl bir insan olmak istiyorum?” olmalı.
İnsan Dokunuşunun Değeri
“Made by Human” kavramını bu nedenle yalnızca insan emeğini korumaya yönelik bir etiket olarak görmüyorum.
Bana kalırsa bu ifade, teknolojinin hayatımızın her alanına girdiği bir dönemde insan olmanın ne anlama geldiğini yeniden düşünmemiz için de bir fırsat.
Gelecekte yapay zekâ ile üretilen içerikler çoğaldıkça özgünlük, samimiyet, güven ve insani ilişkiler daha fazla önem kazanabilir.
Bir lideri yalnızca verdiği kararlar değil, insanlara nasıl davrandığı da tanımlar. Bir mentorun değeri yalnızca sahip olduğu bilgilerde değil, karşısındaki insanın potansiyelini ortaya çıkarabilmesindedir.
Bir insanı farklı kılan da yalnızca ne kadar bildiği veya ne kadar ürettiği değildir. Yaşadıklarından ne öğrendiği, başkalarının hayatına nasıl dokunduğu ve kendi değerleriyle ne kadar tutarlı yaşayabildiğidir.
Teknoloji işlerimizi kolaylaştırırken biz de kendimize daha fazla zaman ayırabilir, öğrenmeye, düşünmeye ve insan ilişkilerine daha çok yatırım yapabiliriz.
Yeter ki kazandığımız zamanı yalnızca daha fazla iş yapmak için değil, kendimizi geliştirmek için de kullanabilelim.
Belki de yapay zekâ çağında kendimize sormamız gereken asıl soru, makinelerin daha neler yapabileceği değil, bizim insan olarak hangi yönlerimizi geliştirmek istediğimizdir.
Çünkü geleceğin meselesi yalnızca makinelerin ne kadar insana benzeyeceği değil, insanların kendi insani özelliklerini ne kadar koruyup geliştirebileceği olacak.
Ve belki de “Made by Human” ifadesi bir gün yalnızca bir ürünün üzerinde değil, bir düşüncenin, bir kararın, bir ilişkinin ve hatta bir hayatın arkasında taşıdığımız sorumluluğu anlatacak.
Sonuçta hayatımızı bizim yerimize planlayan araçlar çoğalabilir. Ama o hayatı yaşamak, anlamlandırmak ve sorumluluğunu üstlenmek yine bize düşecek.
Ahmet Kerim Nalbant/TİMETÜRK