$

Dolar

46,8726

Euro

53,5105

£

Sterlin

62,6644

Frank

57,9819

Gram Altın

6.177,2400

Bitcoin

2.976.508

$

Dolar

46,8726

Euro

53,5105

£

Sterlin

62,6644

Frank

57,9819

Gram Altın

6.177,2400

Bitcoin

2.976.508

Makale 08.07.2026 5 dk okuma

La Fontaine’den masallar: Kahraman NATO

Paylaş:

Tarih, sadece geçmişte kalan olayların kuru bir kaydı değil; bugünün yanılgılarını görmemiz ve yarının tehditlerini sezedebilmemiz için önümüze serilen bir aynadır. Ancak günümüzde güç dengeleri ve egemenlik biçimleri öyle sinsi bir dönüşüm geçirmiştir ki, geçmişin o açık ve fiziki işgalleri, yerini zihinleri ve sembolleri ele geçiren rafine pratiklere bırakmıştır. Eskiden fethedilen kalelere bayrak çekilerek ilan edilen zaferler, şimdilerde modern köprülere yabancı devletlerin bayraklarının yansıtılmasıyla "kutlanıyor". Sembollerin bu denli kolay teslim edilmesi, aslında bir ülkenin özgünlüğünü ve bağımsızlığını kaybetmesinin ilk adımıdır. Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’in de ihtar ettiği gibi; "Bir ülke bir başkasına benzemeye başladığı an, asıl savaşı kaybetmiş demektir." Bizler ise ne yazık ki neredeyse çeyrek yüzyıldır bu kimliksizleşme sürecinde kaybediyoruz.

Kültürel ve fikri savrulmuşluğumuzun en acı verici tezahürlerinden biri, kendi değerlerimizden koparak başkalarının takdirini kazanma çabamızdır. Kitaplarımızla, fikirlerimizle Batılı odaklara yaranmak adına Papa’ya senfoniler düzenlemek, bugün sıradan bir entelektüel faaliyet gibi pazarlanabiliyor; lakin vatanın ve namusun taşıdığı hayati önem, hiçbir sanat ya da diplomasi kılıfıyla örtülemez. "Bayrağıma uzanan eli kırarım!" diye hamasi nutuklar atanlara sormak gerekir: Şehri, o sarsılmaz aidiyeti kırıp dökerken, o kutsal bayrağın altındaki emanetlerin vatana dahil olduğunu unuttunuz mu? Köprüde dalgalandırılan ABD bayrağı karşısındaki bu sessizlik nedendir? Bu zamanın Müslümanları, biraz Hasan Sabbah müridleri misali, sahte bir gelecekle avutulmuş fedailere benziyor. Sahi, sizi neyle efsunladılar yahu? Kendi dininizi unutur oldunuz; her yanlışa "jeopolitik mecburiyetler" kılıfı uydurarak kafanızı kuma gömer oldunuz!

Bu zihni felç hâli, bizi kendimizi yok etmeye programlanmış küresel paktların eşiğine kadar sürükledi. Bu zillet yetmedi mi ki, hâlâ İslam coğrafyasını kana bulayan o yapıları birer kurtarıcı olarak görüyoruz? Sormak gerekir: NATO kimdir, neyin nesidir? Soğuk Savaş’ın galibi ilan edilen bu güç; barışın değil, sadece ve sadece kendi çıkarlarını gözeten bir Hristiyan birliğinin mutlak kalkanıdır. Eğer onların iddia ettiği gibi NATO, barışı ve insan haklarını tesis etmek için kurulmuş bir kuvvet birliği olsaydı; Orta Doğu’da yıllardır akan kanı ve gözyaşını dindirmek için ne yaptılar mesela ?. Irak, Libya, Suriye ve Gazze’de insanlık dramları yaşanırken onların yaptıkları tek şey, tıpkı içimizdeki sessiz yığınlar gibi, sadece "kınamak" oldu.

Bugün içine düştüğümüz bu küresel illüzyonu, merhum Necmettin Erbakan’ın o meşhur "timsah metaforu" kadar net özetleyen başka bir analiz yoktur. Dünya sistemini yöneten bu emperyalist düzen, devasa bir timsaha benzer. Bu timsahın alt çenesi Amerika Birleşik Devletleri, üst çenesi ise Avrupa Birliği’dir. Gövdesini ise ne yazık ki Batı'nın uydusu haline gelmiş, onların buyruklarından çıkamayan birtakım "ılımlı" piyon Müslüman ülkeler oluşturur. Ve bu canavarın sivri dişleri, doğrudan ümmetin boynuna geçirilmiştir.

Siyaset, Carl Schmitt’in de isabetle belirttiği üzere, günümüzde asil bir yönetim sanatı olmaktan çıkıp bir "dost-düşman" kampı yaratma, toplumu kutuplaştırarak bir "öteki" algısı inşa etme mekanizmasına dönüşmüştür. Toplumumuzun üzerine vurulan en ağır kırbaç, işte bu ayrıştırıcı politik mutasyondur. Artık ne çoğunluğun hakkaniyetli sesine, ne farklı fikirlerin zenginliğine, ne de mağdur olanın hakkını alabileceği adil bir sisteme yer kalmıştır. Ecdadımızın bin iki yüz yıllık köklü tarihinde dünyaya miras bıraktığı o adil düzen ve gerçek insan hakları vizyonu; ne yazık ki bugün tarihin tozlu sayfalarında kalmış zayıf bir ışıktan, fanatiklerin gözlerini boyayan bir heyuladan ibarettir.

Şimdi sorma sırası bizde: Dişleri boğazımıza geçmiş bu sömürü mekanizmasını, bu kültürel ve siyasi kuşatmayı daha ne kadar görmezden geleceksiniz?Unutmayalım ki kurtuluş, düştüğümüz bu illüzyon pazarında batının piyonu olmaktan vazgeçmekle başlar. Hicret gerek bize milletçe azizim; önce bizden bize, kendi özümüze, kendi hakikatimize bir hicret gerek ki kör gözümüz açıla! Aksi halde, taklit ettiğimiz canavarların dişleri arasında yok olup gitmek kaçınılmaz bir akıbet olacaktır.

Hatice Kübra Özbirinci/TİMETÜRK

Etiketler: