$

Dolar

48,6121

Euro

56,5439

£

Sterlin

65,8949

Frank

59,8082

Gram Altın

6.744,5500

Bitcoin

3.750.847

$

Dolar

48,6121

Euro

56,5439

£

Sterlin

65,8949

Frank

59,8082

Gram Altın

6.744,5500

Bitcoin

3.750.847

Makale 11.09.2026 5 dk okuma

Kimlik ve iman serisi (II): Batılın inanç inşası ve zihin işgali

Paylaş:

Kimliklerimizle bütünleştiremediğimiz, sadece bir ödev bilinciyle kalbimize sinmeyen, inancımızın esaslarından ve kalıcı hâle gelmeyen din dışından bahsetmiştim. Halihazırda kimliğimiz olmayan inancın esaslarını hayatımızda tatbik etmekte zorlandığımızdan, ilk zorlukta vazgeçilen yine onlar oluyor. Batıl, tam da bu zafiyetimizi yönlendirerek zihin algımızı kendi istediği inanç kalıplarıyla değiştirebiliyor.

İnsan, inanç itkisi ile var olmuş bir türdür. Yani insanın içgüdüsel olarak sığınacağı bir Yaradan hissiyatı yaratılış kodlarımızda mevcuttur. İslam düşüncesinin büyük imamı İmam Gazâlî'nin belirttiği üzere, insan kalbi ancak hakikatin bilgisi ve O'na duyulan itaatle sükûnet bulur; aksi takdirde ruh, fıtratındaki o boşluğu doldurmak için mutlaka yanlış kapılar çalar. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin mesnevîsindeki o hikmetli ifadeyle söylemek gerekirse: "İnsanın içindeki arayış nehri, o büyük okyanusa kavuşana dek çırpınmaya devam eder." Thomas Hobbes’un asırlar önce vurguladığı gibi, "İnsanda din inancının tohumu o kadar köklüdür ki, başka hiçbir canlıda yoktur." Carl Gustav Jung da bu ontolojik gerçeği "İnsan ruhu, doğası gereği dindardır" sözleriyle destekler. Dolayısıyla insandan inandığı dini alırsanız, yerine koyacak başka bir ilah arar. Kimlikle bütünleşmeyen, savsaklanan inançların hudutları hemen bir başka olgu, akım veya ideolojiyle doldurulur; çünkü hayatın matematiği kesindir: Evren boşluk kabul etmez. Allah'ın sistemine karşı duranlar, isteseler de batılın ve şeytanın düzenine hizmet etmekten kurtulamazlar.

Bunun sosyokültürel yansımasına somut bir örnek üzerinden bakmak gerekirse; geçenlerde "Tesettür defilesi" adı altında Yahudi kadınlarının giyim tarzını idealleştirme faaliyeti gerçekleştirildi. "Tesettür defilesi" kavramı bile kendi içinde çelişkiliyken, silikleştirilen benliğimiz bunu sorgulayacak ferasetten uzaklaştırılmış durumda. Örtünmek ve gizlenmek olan tesettür, mankenler aracılığıyla bir gösteriye dönüştürülüyor. Bu çelişki yetmezmiş gibi, tesettürün Allah'ın emriyle uzaktan yakından alakası olmadığı, mankenlerin modern/şık tarzlarıyla ve röportajlarıyla gözler önüne seriliyor. İşin daha acı tarafı, bu giyim tarzının Yahudi kadınlarının baş ve saç örtme geleneğiyle birebir örtüşmesi ve bu "boş bağlama şeklini" savunan mankenin sosyal medyada İsrail bayrağını beğendiğinin ortaya çıkmasıdır.

Yüce Allah Ahzab Suresi 59. ayette şöyle buyurmaktadır: "Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış elbiselerini üzerlerine alıp bürünsünler. Bu, onların tanınıp incitilmemelerine en uygun olanıdır. Allah çok bağışlayandır, merhamet edendir." Yine Nur Suresi 31. ayette ise mümin kadınların ziynetlerini gizlemeleri ve başörtülerini yakalarının üzerine salmaları emredilir. Buna rağmen en acı olanı, kimliksizliğin istensizce Müslüman'ın somut bir portresine dönüştüğünü; bu defile esnasında tesettürlü bayanlar tarafından dahi koparılan alkış tufanlarıyla izliyor olmamızdır. Hz. Ömer'in uyardığı gibi: "Dininizi iyi öğrenin, yoksa yaşadığınız dini din zannedersiniz." Bugün bu kardeşlerimiz, farkında olmadan Allah'ın sınırlarına savaş açanların yanında yer alıyor, onları destekliyor, benimsiyor ve kimliklerini o temelde inşa ediyorlar. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde buyurmuştur ki: "Kim bir kavme benzerse, olardandır." Ve sonrasının akıbeti şüphesiz hüsrandır: "Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz."

Şimdi gelelim sistem nasıl işler, kitlelerin zihin işgali:

Overton penceresi, bu sistemin adım adım nasıl işlediğini bize net bir şekilde özetler: Önce sizi öz değerlerinizden ve tabularınızdan uzaklaştırırlar; örtünmenin bir ibadet olduğu gerçeğini silikleştirip sıradanlaştırırlar. İkinci aşamada kavram karmaşası yaratarak asla kabul edilemeyecek olanı –örneğin tesettür ile mankenliğin, mahremiyet ile teşhirciliğin yan yana gelebileceğini– tartışmaya açar ve zihinlerde normalleştirirler. Üçüncü aşamada seçilen modern aktörler (mankenler, ünlüler) aracılığıyla o çarpık durumu idealize ederler. Ve nihayetinde, bir bakmışsınız ki; kimliksizleştirilen kitleler, kendi inançlarına ve hudutlarına taban tabana zıt olan bu ucube tabloyu kendi elleriyle alkışlar, kendi fikirleriymiş gibi savunur hâle gelmiştir.

Yazıklar olsun böyle ibadet edenlere!”

[Maûn 107/4].

Bu sarsıcı ayet bizleri kendimize getirmeli Müslüman kardeşim zira Allah’ın bizim riya içinde yaşadığımız ibadetlerimize ihtiyacı yok imanımıza , misyonumuza halel getirecek her türlü edimden sorumluyuz vesselam.

Hatice Kübra Birinci/TİMETÜRK

Etiketler: