İslamsızlaşan Kimliksiz Müslüman
İnsanın yaşadığı hayat, zamanla kimliğinin ayrılmaz bir parçası haline geliyor. Geçenlerde alışkanlıklar üzerine bir kitap okurken, bir davranışı ne kadar çok tekrarlarsanız onunla bağlantılı kimliğinizi o kadar pekiştirdiğiniz söyleniyordu. Daha da ilginci, yapılan araştırmalar kimliğinin belli bir yönüne inanan insanların o inanca uygun davranma olasılığının katbekat arttığını ortaya koyuyordu. Benliğimizle bütünleştirmediğimiz, yaşam biçimine evrilemeyen alışkanlıklar ise ne yazık ki kalıcı olmuyor.
Kimliğimize ait gördüğümüz davranışlar bir süre sonra inanca dönüşür. Çoğu insan hayatın içinde bilişsel bir uyku hâlinde, kimlikleriyle bağlantılı normları körü körüne takip ederek ilerler. Yani kimliğiniz, aslında tekrarlara dayanan varoluşunuzdur. Her gün düzenli ders çalışan bir öğrenci "çalışkan" kimliğini somutlaştırır; düzenli spora giden bir insan sağlıklı yaşam fikrini yaşantısına mühürler.
Özetle kimlik, alışkanlıklarınızın somutlaşmış hâlidir; devam ettikçe önce tecrübeye, ardından inanca evrilir. O hâlde yaşadığın hayat, kelimenin tam anlamıyla senin dinindir. Beni en çok düşündüren ise şudur: Namaz kılmakta ya da tesettür konusunda zorlanan insanlar... Eğer alışkanlığa dönüştüremediğimiz, benliğimizle bütünleştiremediğimiz davranışlar kalıcı olamıyorsa; bu durum, hayat tarzımızı dahi değiştiremediğimiz, bizi dönüştürmeyen bir dinin mensupları olduğumuzu iddia etmek ne kadar inandırıcı olur?
İbadetlerin sadece birer "ödev" veya dışsal bir zorunluluk olarak algılanması, ne yazık ki onları modern insanın hayatında ilk krizde feda edilebilir kılıyor. Oysa zorluk, ibadetin kendi ağırlığından değil; kalbin oraya "ev" olmamasından kaynaklanıyor.
Yaşamayı seçmediğin bir din senin üzerinde kalıcı olabilir mi? Kalbine inmeyen bir iman, seni hayatın her alanında duruşu olan, her şeye İslam'ın penceresinden bakan bir mümine dönüştürebilir mi? Dünyaya göre evrilen, çağın sunduklarına göre inancını sessize alabilen bir insan; bu kimliksizlikle başka bir zihinsel işgale ne kadar direnebilir? Cevap veriyorum: Fazla uzun süremez. Dünya Değerler Araştırması'nın (World Values Survey) Türkiye verileri de bu tespiti doğruluyor. Araştırma; "kültürel Müslümanlık" ile bilinçli iman arasındaki makasın açıldığını, dinin kurumsal ve geleneksel yönelimlerinde kırılmalar yaşandığını, bazı kesimlerde ise seküler yaşam formlarının görünürlüğünün hızla arttığını açıkça ortaya koyuyor.
O hâlde, kendisini İslam dinine mensup gören okura sormak abes olmayacaktır: Yaşadığın dini, hayatının tam olarak neresinde konumlandırıyorsun?
Ekonomide liberal olan, faizi alırken Allah’ı hatırlamayan:
Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve eğer inanıyorsanız faizden kalan kısmı bırakın. Bunu yapmazsanız, Allah ve Resûlünden bir savaşta olduğunuzu bilin." (Bakara, 278-279)
Evlilikte eşinin üzerindeki hakları tanımayan:
..Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde hukuka uygun hakları vardır." (Bakara, 228) ve "Onlarla güzellikle geçinin." (Nîsâ, 19)
Toplumda verdiği akitlere, sözlere uymayan:
Ey iman edenler! Sözleşmeleri yerine getirin." (Mâide, 1) ve "Verdiğiniz sözü de yerine getirin; çünkü sözden sorumluluk vardır." (İsrâ, 34)
Bir başkasının arkasından gıybet etmekten gocunmayan:
Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin (gıybet etmesiniz). Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte bundan tiksindiniz." (Hucurât, 12)
Hanesindekilere zulmeden:
"Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun." (Tahrîr, 6)
Yaşayan canlılara gaddar davranan:
Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve kanatlarıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki sizin gibi birer ümmet olmasınlar..." (En‘âm, 38)
Yaptığı ticarette usulsüzlük yapan, ölçüde ve tartıda hile eden:
Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay haline! Onlar insanlardan bir şey ölçüp aldıklarında tam ölçerler, fakat kendileri başkalarına vermek için ölçüp tarttıklarında eksiltirler." (Mutaffifîn, 1-3)
Hak ve hukuk bağlamında adaleti kendi tekelinde sanan:
Ey iman edenler! Allah için adaleti ayakta tutan, hakka şahitlik eden kimseler olun..." (Mâide, 8)
Yalnız olduğunda gayriahlaki davranışlardan yüksünmeyen ve Allah’ın her an kendisiyle olduğunu unutan:
O, ne bir topluluğun gizli konuşmasında üç kişi arasında üçüncü, ne beş kişi arasında beşincidir; bundan az veya çok olsunlar ve nerede bulunurlarsa bulunsunlar, O mutlaka onlarla beraberdir." (Mücâdile, 7) ve "İnsanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesvese verdiğini biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız." (Kāf, 16)...
Listeyi uzatmaya hacet yok; çünkü herkes kendi kalbinin tenhasında, bu çelişkilerin neresinde durduğunu gayet iyi biliyor.
Aynaya bakarken hayatımızda imana yakışmayan ne varsa hatırla kardeşim! Allah bizleri İslam ile şereflendirmişken, sen yürüyen bir ayet olmalıyken, tam tersi davranışlarla bu davaya hizmet etmeyi bırak; İslam'a asla yakışmıyorsun.
Zira bu din; sadece işimize geldiğinde hudutlarına uyup, nefsimize ağır geldiğinde geride bırakıp gideceğimiz bir sığınak değil, vesselam.
Bu serinin bir sonraki yazısında; kimliğimizle bütünleşmeyen dinin yokluğunun, küresel zihinsel akımlar karşısında bireyi nasıl savunmasız bıraktığını, zihinsel işgali ve kavram karmaşasını nasıl da kolaylaştırdığını anlatacağım inşaAllah.
Hatice Kübra Özbirinci/TİMETÜRK