Nobel ödüllü ekonomist Daron Acemoglu’nun yayımladığı "Automation and Repression" (Otomasyon ve Baskı) başlıklı çalışma, yapay zeka ve otomasyonun teknik bir verimlilik meselesi olmanın ötesinde, doğrudan bir iktidar ve siyasi rejim meselesine dönüştüğünü matematiksel bir modelleme ile ortaya koyuyor. Otomasyon arttıkça, sermaye sahiplerinin işçilere karşı baskıyı tercih etme olasılığı da artıyor.
Sermaye sahipleri ile işçilerin bulunduğu bir ekonomide, otomasyonun sermayenin milli gelirden aldığı payı büyüttüğünü, bunun da işçiler arasında ayaklanma riskini artırdığını gösteriyor. İşçilerin ayaklanma kararını "küresel oyun" (global game) modeliyle ele alan yazarlar, ayaklanmanın başarılı olması halinde sermayenin tamamen el değiştireceğini varsayıyor; yani sermaye sahipleri için bu, gerçek ve maliyetli bir risk. Modele göre bu riskle karşı karşıya kalan sermaye sahiplerini temsil eden otorite iki araca başvurabiliyor, birincisi vergi toplayıp işçilere yeniden dağıtım yapmak ya da doğrudan siyasi baskı uygulamak.
Zaman İçinde Ekonomi Baskıya mı Sürükleniyor?
Sermaye birikimi arttıkça ekonominin uzun vadede baskı rejimine yakınsadığı gösteriliyor tabii ayaklanma tehdidi gerçekten çok zayıf değilse. İlginç bir senaryo da şu; bir ekonomi başlangıçta yeniden dağıtımla yönetilebilir, ama sermaye stoku belirli bir eşiği aştığında, yeniden dağıtımın maliyeti dayanılmaz hale gelir ve sistem baskıya geçiş yapar. Yazar bu geçişin kaçınılmaz olmadığını, ama ayaklanma riski güçlü olduğu sürece giderek daha olası hale geldiğini vurguluyor. Daha da çarpıcısı, demokrasiyle başlayan bir toplumda bile, sermaye birikimi ve otomasyon ilerledikçe sermaye sahiplerinin demokratik yönetimi giderek daha az tercih eder hale geldiği ve belirli bir eşikten sonra demokrasiye karşı baskıyı destekleyebilecekleri sonucuna varılıyor.
Turchin'den Bir Doğrulama Eşitsizlik ve Elit Fazlası
Karmaşıklık bilimci Peter Turchin'in tarihsel verilere dayanan "kliyodinamik" yaklaşımına değinmek de önemli. Turchin, ABD'de servet eşitsizliğinin Fed'in 1989'da veri toplamaya başlamasından bu yana en geniş seviyesine ulaştığını, en zengin yüzde 1'in servetin yaklaşık yüzde 32'sini elinde tuttuğunu, bunun nüfusun en alttaki yüzde 90'ının toplam servetine denk geldiğini ve yıllardır işlediği "servet pompası" (wealth pump) kavramıyla anlatıyor. Servetin işçiden sermayeye doğru kesintisiz aktığı bir mekanizma. Turchin'in bu tabloya eklediği bir diğer kavram da "elit fazla üretimi" (overproduction of elites); toplumdaki güç ve statü pozisyonlarının sayısı sabit kalırken, bu pozisyonlara talip olan eğitimli, hırslı adayların sayısının katlanarak artması. Turchin'e göre bu doygunluk, hüsrana uğramış elit adaylarının halk hoşnutsuzluğunu örgütleyip mevcut düzene karşı harekete geçirdiği bir "karşı-elit" dinamiği doğuruyor.
Turchin'in çerçevesinde asıl belirleyici olan da mutlak yoksulluk değil, "göreli yoksunluk" (relative deprivation) yani insanların hoşnutsuzluğunun, kendi durumlarını başkalarıyla kıyaslamalarından doğması. Bu da Acemoglu’nun modeliyle doğrudan örtüşüyor. Model de ayaklanma olasılığını belirleyen şey mutlak yoksulluk değil, sermaye ile emek arasındaki gelir farkı, yani göreli konum. İki farklı disiplinden gelen bu iki çalışmanın aynı noktada buluşması, otomasyon çağında eşitsizliğin mutlak değil göreli boyutunun siyasi istikrar açısından belirleyici olduğu tezini güçlendiriyor.
Teknik Değil Siyasi Bir Mesele
Otomasyonun kazandırdığı ekonomik gücün, toplumsal huzursuzluğu bastırmak için yeniden dağıtım yerine baskıya yatırım yapılmasını cazip kılabileceği ihtimali, yapay zeka politikalarının yalnızca teknoloji şirketlerine ya da düzenleyici kurumlara bırakılamayacak kadar önemli bir demokrasi meselesi olduğunu gösteriyor.
Tayfun Kaan Gündüz/TİMETÜRK