$

Dolar

48,2909

Euro

56,1873

£

Sterlin

65,5184

Frank

59,7734

Gram Altın

6.918,3900

Bitcoin

3.796.993

$

Dolar

48,2909

Euro

56,1873

£

Sterlin

65,5184

Frank

59,7734

Gram Altın

6.918,3900

Bitcoin

3.796.993

Makale 01.09.2026 6 dk okuma

Katılım finansın fark edilmeyen kazancı

Paylaş:

Sermaye Piyasası Kurulu geçtiğimiz hafta, 28 Ağustos tarih ve 52/1589 sayılı kararla Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber'i baştan aşağı gözden geçirdi. Piyasada aylardır konuşulan bu düzenleme ilk okunduğunda son derece teknik, sıradan bir portföy mevzuatı gibi duruyor. Ama biraz dikkatli bakınca, satır aralarında katılım finans sektörünü hem doğrudan hem de dolaylı yoldan ilgilendiren, üstelik lehine işleyen birkaç detay çıkıyor karşımıza.

Önce Ne Değişti Ona Bakalım

Rehberdeki en can alıcı değişiklik, para piyasası fonlarına getirilen yeni bir zorunluluk: bu fonlar artık portföylerinin en az yüzde 10'unu Devlet İç Borçlanma Senedi'ne ya da Hazine'nin Varlık Kiralama Şirketi'nin ihraç ettiği kira sertifikasına, yani sukuka bağlamak zorunda. Bunun yanında serbest fonlara da yeni sınırlar geldi, bir şirketteki pozisyon artık yalnızca elde tutulan hisseyle değil, türev araçlar da dahil edilerek hesaplanacak. Portföyünün yarısından fazlası serbest fonlardan oluşan portföy yönetim şirketleri sermayelerini yüzde 10 nakit artırmak zorunda kalacak. Para piyasası fonlarının BIST'teki ters repo işlemlerine de yüzde 25 sınır getirildi, üstelik bir PYŞ'nin çıkarabileceği serbest fon sayısı artık bünyesindeki portföy yöneticisi sayısıyla sınırlı. Kurallar 29 Ağustos'ta yürürlüğe girdi, ama piyasa nefes alsın diye tam uyum için yıl sonuna, bazı kalemlerde 2029'a kadar süre tanınmış.

Asıl Mesele Sukuk Artık Herkesin İşine Yarıyor

Burada katılım finans açısından gerçekten ilginç olan nokta şu, yüzde 10'luk DİBS zorunluluğu yalnızca katılım fonlarını değil, piyasadaki bütün para piyasası fonlarını kapsıyor ve fonlar bunu DİBS yerine doğrudan Hazine sukukuyla da karşılayabiliyor. Yani bugüne kadar sukuka hiç bakmamış, tamamen konvansiyonel çalışan bir fon yöneticisi bile, artık mevzuata uymak için Hazine kira sertifikası almak zorunda kalabilir. Küçük bir teknik detay gibi görünse de aslında sukuka, düzenleme eliyle, zorunlu ve yapısal bir alıcı kitlesi yaratılmış oluyor. Bu da hem Hazine'nin sukuk ihraç kapasitesine hem piyasadaki toplam sukuk likiditesine uzun vadede iyi gelecek bir gelişme.

Katılım Fonları Neden Muaf Tutuldu?

İşin bir de öbür yüzü var, katılım fonları bu yüzde 10'luk zorunluluğun tamamen dışında bırakılmış. Sebebi aslında basit katılım fonları zaten faiz getirili DİBS'i portföyüne alamıyor, dolayısıyla onlara böyle bir yükümlülük yüklemek anlamsız olurdu. Ama SPK'nın bunu mevzuat metninde bu kadar açık şekilde yazması küçük bir detay değil. Düzenleyicinin artık katılım fonlarını kendine has bir mantıkla işleyen, kendi kategorisinde değerlendirilmesi gereken bir yapı olarak gördüğünü gösteriyor. Sektör artık “kural dışı bırakılan istisna” değil, kuralları kendi içinde tanımlanmış ayrı bir fon türü.

Bunun tam tersi bir işaret de serbest fon tarafında var. Yeni yoğunlaşma sınırları, ilişkili taraf kuralları, sermaye yeterliliği şartları. Yani sektöre bir kolaylık ya da ayrıcalık yok; katılım finans artık sermaye piyasalarının sıradan, aynı denetim standartlarına tabi bir parçası haline gelmiş durumda. Aslında bu da bir tür olgunluk işareti sayılır.

Bu Arada Katılım Finans Cephesinde Başka Neler Oluyor

BDDK da geçen hafta tasarruf finansmanı şirketlerini ilgilendiren yeni bir fon yönetimi çerçevesi yayımladı. 1 Ekim'de yürürlüğe girecek bu düzenlemeyle söz konusu şirketler fon havuzlarını artık yalnızca katılım bankalarındaki TL cinsi cari veya katılma hesaplarında, altına dayalı olmayan yurt içi sukukta ya da düşük riskli (risk değeri 1-2) katılım esaslı yatırım fonlarında değerlendirebilecek; yabancı para ve altın bazlı araçlar tamamen kapsam dışı. Bu değişiklik boşa da değil aslında, Borsa İstanbul'da işlem gören tek tasarruf finansmanı şirketi olan Katılımevim'in 42 milyar liraya yaklaşan serbest fon pozisyonunu doğrudan etkiliyor, üstelik şirketin ilk yarı kârının yüzde 84'ü zaten bu fonlardan geliyordu.

Sektöre yeni oyuncular da girmeye devam ediyor. BDDK, mart ayında 13,2 milyar TL sermayeli Fuzul Katılım Bankası'na, haziranda ise BİM iştirakleri öncülüğünde kurulan 10 milyar TL sermayeli Dost Katılım Bankası'na onay verdi. Bütün bu gelişmeler yan yana konduğunda ortaya çıkan tablo net, hem SPK hem BDDK, katılım finans araçlarını ve özellikle de sukuku sistemin güvenli, düşük riskli çekirdek varlıkları arasına yerleştirirken, bir yandan da sektöre yeni giriş kapılarını açık tutuyor.

Sonuç Olarak

SPK'nın yeni fon rehberi ilk bakışta katılım finansı hiç hedeflemeyen, sıradan bir teknik düzenleme gibi görünüyor. Ama sukuku konvansiyonel fonların zorunlu bir bileşeni haline getirerek sektöre görünmeyen, ama gerçek bir talep kanalı açmış oluyor. Katılım fonlarının bu zorunluluktan muaf tutulması da düzenleyicinin artık katılım finansı kendi mantığıyla, ayrı bir kategori olarak tanıdığının somut bir kanıtı. BDDK'nın tasarruf finansmanı şirketlerine yönelik paralel adımını ve yeni katılım bankası onaylarını da işin içine kattığımızda, 2026 sonbaharının katılım finans mevzuatı açısından sektörün hem derinleştiği hem de ana akım sermaye piyasasıyla iyice bütünleştiği bir dönem olarak hatırlanması hiç şaşırtıcı olmaz.

Tayfun Kaan Gündüz/TİMETÜRK

 

 

 

 

 

 

Etiketler: