Bazen durup kendimize sormalıyız…
“Nerede olmak beni gerçekten mutlu ederdi?”
Alıştığımız yerde mi?
Mecbur olduğumuz yerde mi?
Başkalarının bizim için uygun gördüğü yerde mi?
Yoksa kendi isteğimizle seçtiğimiz, kendimizi olduğumuz gibi hissedebildiğimiz yerde mi?
Hayatın içinde bazen öyle bir noktaya geliyoruz ki, kendi sesimizi duymayı unutuyoruz.
Ne istediğimizi değil,
bizden ne istendiğini düşünmeye başlıyoruz.
Nereye gitmemiz gerektiğini, kim olmamız gerektiğini, nasıl davranmamız gerektiğini başkalarının cümleleri belirliyor.
Sonra bir gün aynaya bakıp kendimize şu soruyu soruyoruz:
“Ben ne zaman kendim olmaktan vazgeçtim?”
Belki de hayatın en zor sorusu bu.
Çünkü insan başkalarını memnun etmeye çalışırken kendisini sessizce geride bırakabiliyor.
MECBURİYETLER Mİ, İSTEKLERİMİZ Mİ?
Bazen hayatımızı mecburiyetler yönetiyor.
“Böyle olması gerekiyor.”
“Bunu yapmak zorundayım.”
“İnsanlar ne der?”
“Benden bunu bekliyorlar.”
“Şimdi vazgeçersem olmaz.”
O kadar çok “zorundayım” diyoruz ki, bir süre sonra “Ben ne istiyorum?” sorusunu sormayı unutuyoruz.
Oysa insanın kendi hayatında kendi isteğinin de bir yeri olmalı.
Her şeyi bırakıp gitmekten bahsetmiyorum.
Herkesi hayatımızdan çıkarmaktan da…
Ben başka bir şeyden bahsediyorum:
Kendi hayatımızda kendimize de söz hakkı vermekten.
Çünkü başkalarının mutluluğu için yaşarken kendi içimizde eksiliyorsak, bir süre sonra elimizde herkesi memnun etmiş ama kendisini kaybetmiş bir insan kalıyor.
Ben bunu öğrendim.
Kendimi yok sayarak kimseyi gerçekten mutlu edemeyeceğimi…
BİZİM ADIMIZA VERİLEN KARARLAR
Hayatımız boyunca bizim adımıza karar veren insanlar olabilir.
Bazen ailemiz…
Bazen eşimiz…
Bazen arkadaşlarımız…
Bazen toplum…
Bazen de hiç tanımadığımız insanların düşünceleri.
“Senin için en iyisi bu.”
“Bunu yapmalısın.”
“Böyle davranmalısın.”
“Bunu seçersen daha doğru olur.”
Belki niyetleri iyidir.
Ama insanın hayatını en iyi bilen kişi, çoğu zaman yine kendisidir.
Çünkü kimsenin bizim içimizden geçenleri, geceleri düşündüklerimizi, sustuğumuz cümleleri ve taşıdığımız yükleri bizim kadar bilmesi mümkün değil.
Bu yüzden artık kendime şunu söylüyorum:
“Benim hayatımda benim fikrim de önemli.”
Başkalarını dinleyebilirim.
Fikirlerini önemseyebilirim.
Ama son kararı verirken kendi sesimi de duymalıyım.
Çünkü hayat benimse, yönünü belirlerken benim de sözüm olmalı.
KİMİN YANINDA KENDİMİZ OLABİLİYORUZ?
Belki de asıl mesele burada.
Kimin yanında rahatça konuşabiliyoruz?
Kimin yanında susarken bile anlaşılabiliyoruz?
Kimin yanında kendimizi kanıtlamak zorunda kalmıyoruz?
Kimin yanında olduğumuz kişiyle, olmamız gerektiği söylenen kişi arasında fark kalmıyor?
Bazen bir insanın hayatımızdaki yerini anlamak için bize ne söylediğine değil, yanında kendimizi nasıl hissettiğimize bakmak gerekiyor.
Çünkü bazı insanların yanında sürekli eksik hissederiz.
Sürekli kendimizi anlatmak zorunda kalırız.
Sürekli yeterli olduğumuzu kanıtlamaya çalışırız.
Bazılarının yanında ise sadece kendimiz oluruz.
Ve insanın kendisi olabildiği yer, aslında en güvenli yerlerden biridir.
KİMDE NE KADAR ÖNEMSENİYORUZ?
Bunu da kendimize sormalıyız.
Ben kimin hayatında gerçekten önemliyim?
Beni sadece ihtiyaç duyduğunda mı hatırlıyor?
Yoksa iyi olduğumu, kötü olduğumu, sustuğumu, yorulduğumu da fark ediyor mu?
Çünkü önemsenmek sadece güzel sözler duymak değildir.
Bazen birinin,
“Nasılsın?”
diye gerçekten merak etmesidir.
Bazen yorulduğunu fark etmesidir.
Bazen söylemeden ihtiyacını anlamaya çalışmasıdır.
Bazen de senin için önemli olan bir şeyi, senin kadar önemsemesidir.
Ve bir başka soru daha var:
Ben kimi ne kadar önemsiyorum?
Çünkü hayat sadece bize verilen değeri sorgulamakla ilgili değil.
Biz de dönüp kendimize bakmalıyız.
Kimi kırmamak için kendimizi kırıyoruz?
Kimi kaybetmemek için kendimizden vazgeçiyoruz?
Kimin mutluluğunu kendi mutluluğumuzun önüne koyuyoruz?
Ve en önemlisi…
Kendimize ne kadar değer veriyoruz?
KENDİMİ SEÇMEYİ ÖĞRENDİM
Hayat bana şunu öğretti:
Ben mutlu değilsem, herkesi mutlu etmek zorunda değilim.
Bu cümleyi anlamam zaman aldı.
Çünkü yıllarca iyi olmakla, herkesi memnun etmek arasındaki farkı karıştırdım.
Oysa iyi bir insan olmak başka,
kendini sürekli feda etmek başka.
Sevmek başka,
kendini unutmak başka.
Fedakârlık başka,
kendinden vazgeçmek başka.
Birilerini düşünmek başka,
kendi hayatını başkalarının beklentilerine teslim etmek başka.
Ben kendim için olanı seçmeye başladığımda hayatımda bazı şeylerin kendiliğinden değiştiğini gördüm.
Benim için olması gereken insanlar zaten yanımda kaldı.
Olmaması gerekenler ise zamanla uzaklaştı.
Ve ben artık olmayanlara takılıp kalmak yerine, elimde olanların kıymetini bilerek yaşamayı seçiyorum.
HERKESİ MEMNUN EDEMEZSİNİZ
Bunu kabul etmek insanı özgürleştiriyor.
Ne yaparsanız yapın birileri memnun olmayacak.
Doğruyu yapsanız eleştiren olacak.
Susarsanız “neden sustun?” diyecekler.
Konuşursanız “fazla konuştun” diyecekler.
Giderseniz “neden gittin?”,
kalırsanız “neden hâlâ buradasın?” diyecekler.
İnsanların düşüncelerini kontrol edemeyiz.
Ama kendi hayatımızla ilgili verdiğimiz kararların sorumluluğunu alabiliriz.
Ben artık herkesin beni anlamasını beklemiyorum.
Çünkü herkesin beni anlaması gerekmiyor.
Benim kendimi anlamam yeterli.
⸻
KENDİNİ BULMAK BENCİLLİK DEĞİL
Kendini bulmak, herkesten uzaklaşmak değildir.
Kendini bulmak, insanları sevmekten vazgeçmek değildir.
Kendini bulmak;
neyi sevdiğini bilmek,
neyi istemediğini söyleyebilmek,
sınırlarını fark etmek,
hayır diyebilmek,
yorulduğunda durabilmek,
mutlu olduğunda suçluluk duymamak,
kendi kararlarının arkasında durabilmektir.
Ve belki de en önemlisi:
Kendini başkalarının gözünden görmeyi bırakıp, kendi gözlerinden tanımaya başlamaktır.
KENDİNİ BULMAK İÇİN BAZEN ŞUNLARI SORMALISIN
- Ben gerçekten ne istiyorum?
- Şu an yaşadığım hayat bana ait mi?
- Yoksa başkalarının benim için çizdiği hayatı mı yaşıyorum?
- En son ne zaman sadece kendim için bir karar verdim?
- Kimin yanında kendimi olduğum gibi hissediyorum?
- Kimlerin yanında sürekli kendimi açıklamak zorunda kalıyorum?
- Hayatımda beni besleyen insanlar kimler?
- Kimlerin yanında kendimi eksik hissediyorum?
- Birilerini kaybetmemek için kendimden neler vazgeçiyorum?
- “Hayır” demekten neden korkuyorum?
- Başkalarının beklentileri olmasaydı nasıl bir hayat seçerdim?
- Ve en önemlisi…
Ben kendime ne kadar iyi davranıyorum?
BAZEN KENDİMİZİ SEÇMEK GEREKİR
Kendimizi seçmek her zaman kolay değil.
Çünkü bazen suçlu hissederiz.
Bazen “değiştin” derler.
Bazen “eskiden böyle değildin” derler.
Evet…
Belki de eskiden böyle değildim.
Çünkü insan değişebilir.
Öğrenebilir.
Büyüyebilir.
Kendini tanıyabilir.
Daha önce kabul ettiği şeylere artık “hayır” diyebilir.
Ve bu kötü bir şey değildir.
Belki de hayatın belli dönemlerinde kaybettiğimiz şey aslında kendimiziz.
Sonra bir gün kendimizi yeniden buluyoruz.
Ve o gün anlıyoruz:
Ben aslında kendimi çok uzun zamandır bekliyormuşum.
⸻
HAYATIMDA ARTIK ŞUNLARA YER VAR
Kendim gibi olabildiğim insanlara…
Beni olduğum halimle kabul edenlere…
Sözlerimin değer gördüğü yerlere…
Fikrimin sorulduğu ilişkilere…
Mutluluğumu küçümsemeyen insanlara…
Yorulduğumda bunu anlayanlara…
Başarımı kıskanmak yerine benimle sevinenlere…
Ve en önemlisi;
kendimi kaybetmeden var olabildiğim bir hayata…
Artık sırf biri kırılmasın diye kendimi kırmak istemiyorum.
Sırf biri gitmesin diye kendimden vazgeçmek istemiyorum.
Sırf biri beni yanlış anlamasın diye kendimi anlatmaktan yorulmak istemiyorum.
Çünkü öğrendim ki;
Beni gerçekten seven insan, kendim olduğum için benden vazgeçmez.
⸻
KENDİNE DÖN
Belki senin de bugün kendine dönme zamanındır.
Belki uzun zamandır başkalarını düşünmekten kendini unuttun.
Belki herkesin derdine yetiştin ama kendi yorgunluğunu fark etmedin.
Belki herkese “iyi misin?” diye sordun ama kimse sana sormadı.
Belki de sen de kendine sormadın.
O zaman bugün sor.
“Ben iyi miyim?”
Ve cevabından korkma.
Çünkü bazen kendimize verdiğimiz en dürüst cevap, hayatımızı değiştiren ilk adımdır.
Kendini bulmak için hayatını bir anda değiştirmek zorunda değilsin.
Bazen küçük bir “hayır” yeter.
Bazen kendin için verdiğin küçük bir karar…
Bazen bir sınır…
Bazen sessizce kendine ayırdığın bir saat…
Bazen de aynaya bakıp:
“Ben de önemliyim.”
diyebilmek yeter.
⸻
SONUNDA İNSAN KENDİNE DÖNÜYOR
Hayatın içinde birçok insanla karşılaşıyoruz.
Bazıları geliyor, iz bırakıyor.
Bazıları gidiyor, ders bırakıyor.
Bazıları bizi büyütüyor.
Bazıları bize kendimizi öğretiyor.
Ama yolun sonunda insan yine kendisiyle kalıyor.
Ve o zaman anlıyor:
Başkalarının verdiği değer önemliydi ama kendi verdiğim değer daha önemliymiş.
Başkalarının beni seçmesi güzeldi ama benim kendimi seçmem bambaşkaymış.
Birilerinin beni anlaması güzeldi ama benim kendimi anlamam çok daha kıymetliymiş.
Ben artık hayatı biraz daha böyle yaşamaya çalışıyorum.
Herkesi memnun etmeye çalışmadan…
Olmayanı zorlamadan…
Gitmesi gerekenin gitmesine izin vererek…
Kalması gerekeni kıymet bilerek…
Ve en önemlisi kendimi bir başkasının hayatında kaybetmeden…
Çünkü artık biliyorum:
İnsan kendini bulduğunda, aslında hayatının en önemli yerine dönmüş oluyor.
Kendine…
Ve belki de hayatın bize öğretebileceği en güzel şey şu:
Kendini kaybettiğin yerde ne kadar kalırsan kal, orası senin yuvan değildir.
Ama kendin olabildiğin yerde;
için rahatlıyor,
kalbin hafifliyor,
sesin değişiyor,
bakışın değişiyor…
Ve bir gün dönüp kendine şöyle diyorsun:
“Meğer benim aradığım yer, kendimden vazgeçmediğim yermiş.”
Serap Özer/TİMETÜRK