Fas'ta İstikrarın Mimarı Kral VI. Muhammed ve Sebte Sınavı
Önceki yazımda Fas'ın Afrika ile Avrupa arasındaki jeostratejik konumunu ve bankacılık, sigorta ve sanayi alanlarında kıtanın öncüsü hâline gelişini ele almıştık. Bütün bu başarı hikâyesinin ortak bir paydası var, 1999'dan bu yana tahtta olan Kral VI. Muhammed liderliğinde, anayasal monarşinin sağladığı yirmi beş yıllık kesintisiz siyasi irade. Hükümetler değişse de partiler el değiştirse de büyük kalkınma projeleri hiçbir dönemde rafa kalkmadı. Bu yazıda hem bu iradenin kalkınmadaki izlerine hem de Temmuz-Ağustos 2026'da yaşanan Sebte (Ceuta) göç krizinde aynı iradenin nasıl sınandığına bakacağız.
Kalkınmanın Ortak Paydası Krallık İnisiyatifi
Tanger Med Limanı, Afrika'nın ilk yüksek hızlı treni, Noor Ouarzazate güneş enerjisi kompleksi, Casablanca Finance City ve daha yeni tarihli Nijerya-Fas Atlantik Gaz Boru Hattı, bu projelerin tamamı doğrudan krallık inisiyatifiyle başlatıldı ve hükümet değişikliklerinden etkilenmeden sürdürüldü. Afrika Kalkınma Bankası (AfDB) Başkanı Akinwumi Adesina, geçtiğimiz yıl Taht Günü vesilesiyle yaptığı değerlendirmede, son yirmi beş yılda Fas'ın gayri safi yurt içi hasılasının ikiye katlandığını ve dünya standartlarında bir altyapı ağı geliştirildiğini belirterek Kral VI. Muhammed'i modern Fas'ın mimarı olarak nitelendirmişti. Aynı değerlendirmede Adesina, siyasi istikrarın yabancı sermayeyi çekmede ve finansman kaynaklarını çeşitlendirmede belirleyici bir rol oynadığını da vurgulamıştı.
Sebte Krizi İstikrarın Kriz Anındaki Sınavı
Temmuz 2026'nın son günlerinde, çoğunluğu genç erkeklerden oluşan on binlerce kişi Fas'tan İspanya'nın Kuzey Afrika'daki özerk şehri Sebte'ye (Ceuta) geçti. Daha az sayıda kişi ise yaklaşık 400 kilometre uzaklıktaki Melilla'ya yönelmeye çalıştı. Göçmenlerin büyük bölümü Tarajal dalgakıranını yüzerek ya da sahil şeridi boyunca yaya olarak geçti, bu durum yerel kabul ve barınma kapasitesini kısa sürede aştı ve İspanya hükümetini olağanüstü tedbirlere yöneltti. Kriz, sıradan bir düzensiz göç vakasının çok ötesine geçerek insani, güvenlik ve diplomasi boyutları olan uluslararası bir gerilime dönüştü.
Krizin arka planında, İspanya'nın Batı Sahra meselesinde Polisario liderliğiyle kurduğu temas bulunuyor. Fas tarafı, yaşananları bir göç yönetimi sorunu olarak değil, doğrudan bu diplomatik gerginlikle ilişkilendirdi. Bu noktada dikkat çeken husus, krizin patlak vermesinin ardından Fas güvenlik güçlerinin ülkenin kuzeyindeki Fenidek'ten Sebte'ye geçişleri caydırmaya yönelik adımları hızla devreye sokması oldu. Kraliyetin hem krizin diplomatik çerçevesini belirlemede hem de saha düzeyindeki müdahalede gösterdiği hız ve tutarlılık, önceki yazımda da ele alınan kalkınma projelerindeki aynı karar alma modelinin bir yansıması olarak okunabilir: tek merkezli, hızlı ve kesintisiz.
Avrupa'nın Gözünden Bir Değerlendirme
Brüksel'de göç politikalarını izleyen diplomatik çevrelerde öne çıkan ortak değerlendirme şu yönde, Sebte krizi, nüfusu 37 milyon olan bir Kuzey Afrika ülkesinin, kararlı ve merkezi bir siyasi iradeyle, 27 üyeli Avrupa Birliği'nin gündemini haftalarca meşgul edebildiğini gösterdi. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez'in bizzat bölgeye gitmesi, Fransa'nın sınır güvenlik gücünü beş katına çıkarması, Portekiz'in kontrolleri artırması ve Avrupa Halk Partisi'nin Frontex'e doğrudan yetki verilmesi çağrısı yapması, bu ağırlığın somut göstergeleri arasında sayılıyor. Bu çevrelere göre kriz, Fas'ın zayıf değil tam tersine bölgesel dengeleri etkileyebilen aktif bir aktör olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Rabat merkezli dış politika çevrelerinde ise krize dair değerlendirme farklı bir açıdan şekilleniyor. Fas'ın öncelik sıralamasında Batı Sahra'nın uluslararası meşruiyeti en üst sırada yer alıyor ve kraliyet, bu önceliği koruma konusunda hükümetler üstü, değişmez bir tutum sergiliyor. Bu çevrelere göre krizin yönetilme biçimi parçalı ve koalisyonlara dayalı siyasi sistemlerin kriz anlarında sıkça yaşadığı karar gecikmesinin Fas'ta yaşanmadığının bir kanıtı olarak sunuluyor.
Kişisel Diplomasi ve Sosyal Boyut
Kral VI. Muhammed'in Afrika açılımındaki kişisel diplomasi geleneği, sık kıta ziyaretleri, dini ve kültürel bağların ekonomik diplomasiyle harmanlanması, bu istikrarlı duruşun bir diğer ayağını oluşturuyor. 2005'te başlatılan Ulusal İnsani Kalkınma İnisiyatifi (INDH) gibi sosyal programlarla yoksullukla mücadele, kraliyetin yalnızca büyük altyapı projeleriyle değil, toplumsal kalkınmayla da ilgilendiğinin göstergesi; Birleşmiş Milletler verilerine göre 1998-2023 arasında Fas'ta kişi başına gelir reel olarak ikiye katlanırken, ortalama yaşam süresi dokuz yıl arttı.
Sonuç
Tanger Med'den Sebte sınırındaki hızlı müdahaleye uzanan bu tablo, Fas örneğinin neden dikkatle izlenmesi gerektiğini gösteriyor. Tek merkezli ama reform yönelimli istikrarlı bir liderlik, yalnızca uzun vadeli kalkınma projelerinde değil, ani ve beklenmedik krizlerde de tutarlı sonuç verebiliyor. Çevresindeki coğrafyanın sık sık yaşadığı hükümet krizleri ve karar felci, Fas'ta anayasal monarşinin sağladığı istikrar sayesinde yaşanmadı. Bu da kraliyet ailesini, son yirmi beş yılın en somut değişkeni ve Fas'ın kalkınma hikâyesinin gerçek mimarı olarak öne çıkarıyor.
Tayfun Kan Gündüz/TİMETÜRK