$

Dolar

49,5811

€

Euro

55,7498

£

Sterlin

66,3887

₣

Frank

60,1346

₺

Gram Altın

6.573,7100

₿

Bitcoin

4.092.059

$

Dolar

49,5811

€

Euro

55,7498

£

Sterlin

66,3887

₣

Frank

60,1346

₺

Gram Altın

6.573,7100

₿

Bitcoin

4.092.059

Makale 21.10.2026 4 dk okuma

Kardeşliğin İmtihanı: Azerbaycan’da Başörtüsü Krizi

Paylaş:

“Tarih, ders almayanlar için tekerrürden ibarettir” derler. Bugün Azerbaycan’da yaşanan başörtüsü tartışması, Türkiye’nin 28 Şubat sürecindeki acı hatıralarını yeniden canlandırıyor. Bakü, Celilabad ve Sumgayıt’ta okul kapılarında başörtüsü sebebiyle içeri alınmayan kız öğrenciler, feryat eden anneler ve Karabağ’da kolunu kaybetmiş bir gazinin “Ben bu kolu bunun için mi verdim?” diye haykırışı, meselenin sadece bir kıyafet yönetmeliği olmadığını ortaya koyuyor.

21 Eylül 2026’da yayımlanan 309 sayılı Bakanlar Kurulu kararı, “tek tip kıyafet” ve “laiklik” vurgusuyla duyuruldu. Resmî metinlerde “başörtüsü” kelimesi geçmese de, sonuç sahada çok net hissedildi: Başörtülü öğrenciler okullardan çevrildi, 6 Ekim itibarıyla öğretmenler için de kısıtlamalar getirildi.

Bu tablo, Türkiye’de bir neslin hafızasında derin izler bırakmış 28 Şubat günlerini hatırlatıyor. O dönem, üniversite kapılarında gözyaşı döken genç kızlar, ikna odaları ve ertelenmiş hayatlar, toplumsal barışı zedelemişti. Bugün Azerbaycan’da atılan bu adımlar, aynı hatanın farklı bir zeminde tekrarlandığını gösteriyor. Sabri Ülgener’in de vurguladığı gibi, toplumsal düzen yalnızca şekil ve dayatmalarla tesis edilemez; toplumu ayakta tutan asıl harç, insanların değerleriyle kurduğu barış ve güven ilişkisidir.

İki Devlet, Tek Millet… Yoksa İki Ayrı Yol mu?

Azerbaycan’ın ulusal anlatısı, özellikle 2020’deki 44 günlük Karabağ Zaferi üzerine kurulu. Bu zafer, hem Bakü’nün hem Ankara’nın gururu oldu. Türkiye, istihbarattan askeri eğitim ve teknoloji desteğine, diplomatik omuz vermeye kadar pek çok boyutta Azerbaycan’ın yanında durdu. Ne var ki Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in “Bize kimse bedava silah vermedi, her şeyi paramızla aldık” sözleri, Türkiye’de ciddi bir hayal kırıklığı meydana getirdi. Sosyal medyada, “Azerbaycan hiç kardeşimiz olmadı” diyenlerle “Aliyev eleştirilebilir ama halkımız kardeştir” diyenler sert tartışmalara girdi. Bu tartışmalar, İsrail ve İran gibi aktörlerin aradığı psikolojik zemini güçlendiriyor; biri “laikliğin Müslümanları dışladığı” propagandasını yayarken, diğeri eğitim ve savunma alanındaki etkisini artırıyor.

Kardeşliğin temeli, sadece zaferde değil, zorlukları konuşabilme cesaretinde yatar. Mehmet Genç’in “Devletler menfaatleri kadar kardeştir” sözü burada yeniden anlam kazanıyor. Türkiye ile Azerbaycan’ın ilişkileri, halklar düzeyinde samimi ve kalıcı olsa da, devlet politikaları zaman zaman farklı yollar çizebiliyor. Gerçek kardeşlik, bu farklılıkları görmezden gelmeden, incitmeden uyarabilmekte ve hakikatin yanında durabilmekte gizlidir.

Laiklik, Özgürlük ve Toplumsal Barış

Bir ülkenin laik olması, toplumdaki dinî görünürlüğün ortadan kaldırılması anlamına gelmez. Laikliğin özü, farklı inançların barış içinde bir arada yaşayabilmesini sağlamaktır. Azerbaycan’da başörtüsü yasağı benzeri uygulamalar, eğitim hakkını zedeleyerek toplumsal güveni sarsar. Çünkü özgürlükler, en çok çoğunluğun alışkanlıklarına uymayan insanlar söz konusu olduğunda anlam kazanır. Karabağ’da canını ortaya koymuş gazilerin kızlarının okul kapısından çevrilmesi, adalet terazisini bozar; halkın devlete olan güvenini örseler.

 

“İktidar karşısında insanların haklarını koruyacak kavram özgürlüktür.” Bu yaklaşım, toplumun vicdanını diri tutar. Sovyetlerin yasakçı mirasını reddettiğini söyleyen bir ülkenin, aynı yasakçı zihniyeti başka bir kılıfta yeniden üretmesi, uzun vadede huzur getirmez.

Geleceğe Dair Sorumluluk ve Umut

Ne Türkiye’nin Azerbaycan’a olan desteği sorgulanabilir ne de Azerbaycan halkının vatan sevdası gölgelenebilir. Ancak devletlerin aldığı dönemsel kararlar, halkların gönlünde filizlenen kardeşlik hukukunu zedelememelidir. Kâğıt üzerinde çizilen sınırlar ve diplomatik protokoller değişebilir; fakat okul kapısında ağlayan bir çocuğun gözyaşı, gönüllerde derin yaralar açar.

Velhasıl, Azerbaycan’daki başörtüsü tartışması bize hem ortak değerleri hem de özgürlükleri hatırlatıyor. Yasaklar inancı silemez; sadece devlete olan güveni aşındırır. Kardeşlik, yalnızca ortak zaferlerde değil, zor zamanlarda ölçülür. Temennimiz, Bakü’deki okul kapılarının evlatlarımıza yeniden açılması, Karabağ zaferinin taçlandırdığı kardeşliğin adalet zemininde ilelebet muhafaza edilmesidir.

Selam ve Dua ile…

Yusuf Çelik/TİMETÜRK

Etiketler:
Yusuf Çelik
Yusuf Çelik

Köşe Yazarı