$

Dolar

49,2044

€

Euro

55,4406

£

Sterlin

65,3379

₣

Frank

59,1404

₺

Gram Altın

6.594,2500

₿

Bitcoin

4.204.350

$

Dolar

49,2044

€

Euro

55,4406

£

Sterlin

65,3379

₣

Frank

59,1404

₺

Gram Altın

6.594,2500

₿

Bitcoin

4.204.350

Makale 07.10.2026 5 dk okuma

Barbarlar sadece enkazı kaldırdı!

Paylaş:

Halk arasında çok bilinen, adeta kulaktan kulağa aktarılan bilgece bir söz vardır: "Ağacı kurt yıkar, insanı dert yıkar." Bu söz, sadece biyolojik ya da psikolojik bir gerçeği değil, aynı zamanda insanlık tarihi boyunca kurulmuş en büyük devletlerin, en görkemli medeniyetlerin kaderini de özetler.

Yüzyıllar boyunca Akdeniz’i bir Roma gölü haline getiren, sınırları İngiltere'den Hindistan'a kadar uzanan o devasa Roma İmparatorluğu'nun bir gecede barbar kavimlerin istilasıyla haritadan silindiğini zannederiz. Oysa tarih kitaplarının parıltılı savaş sahnelerinin arkasına saklanan asıl hakikat çok başkadır.

Roma'yı yıkan şey, surların dışındaki baltalı barbarlar değildi; o surların koruduğu sarayların, mahkemelerin ve çarşıların içeriden içe çürümesiydi. Medeniyetler, dışarıdan gelen darbelerle yıkılmadan çok önce, kendi içlerindeki adaletsizlik, üretim tembelliği ve kurumsal yozlaşmayla yorulurlar.

Üretim Çarkları Durunca Surlar Ne İşe Yarar?

Geçenlerde bizim mahalle kahvesinde eski duvar ustası Mustafa Amca ile oturuyorduk. Kahveci çayları tazelerken, Mustafa Amca bastonunu yere vurup derin bir iç çekti: "Belediye bizim karşıki eski konağı yıkacakmış, tehlikeli diye. Dışarıdan baksan taş gibi duruyor ama içine rutubet girmiş evlat, direkleri çürümüş. Ev dışarıdan gelen rüzgarla yıkılmaz, içindeki direk çürüdü mü kendi ağırlığını taşıyamaz" dedi. İşte Mustafa Amca’nın bu harika tespiti, koca Roma'nın çöküş hikayesidir.

Roma, askeri fetihlerle büyürken arkasında muazzam bir üretim ve tarım gücü barındırıyordu. Ancak zamanla zenginlik arttıkça, elitler üretime sırt çevirdi. Topraklar köle emeğine mahkûm edildi, yerli üretici toprağından koptu. İktisatçı Mahfi Eğilmez hocanın günümüz ekonomilerini analiz ederken sıklıkla vurguladığı "kurumsal yapı ve güven" ilişkisi tam da burada devreye giriyor. Bir ülkede üretim zayıflar, ithalat ve tüketime dayalı yapay bir zenginlik algısı oluşursa, o ekonominin temelleri sarsılmaya başlar. Roma, paranın ayarıyla oynadı, enflasyon çığ gibi büyüdü. Halk üretemez hale gelince, devletin hazinesi boşaldı ve dışarıdan gelecek en küçük rüzgarda devrilecek bir kof ağaca dönüştü.

Adaletin Aşınması ve Kurumların İflası

Ekonominin ve toplumsal düzenin ayakta kalması, sadece hazinedeki altın miktarıyla ölçülmez. Büyük iktisat sosyoloğumuz Sabri Ülgener, toplumların çöküş dönemlerini incelerken hep ahlaki çözülmeye ve zihniyet erozyonuna dikkat çeker. Roma’da hukuk sistemi, vatandaşı koruyan adil bir mekanizma olmaktan çıkıp, sadece elitlerin çıkarlarını savunan ruhsuz bir baskı aracına dönüştüğünde çöküşün fitili ateşlenmişti. Vatandaş adalet bulamadığı, kurumlara güvenmediği bir devlete neden sadık kalsın ki?

Büyük iktisat tarihçimiz merhum Mehmet Genç hocamız da medeniyetlerin sürekliliğini sağlayan şeyin "adil bir nizam ve dengeli bir toplumsal sözleşme" olduğunu her fırsatta belirtirdi. Eğer bir devlette liyakat kaybolur, rüşvet ve kayırmacılık kurumları bir kanser gibi sararsa, o toplumda kimse geleceğe dair bir umut beslemez. Roma'da olan tam olarak buydu.

Ordu yozlaştı, mahkemeler satılık hale geldi ve halk kendi devletine yabancılaştı. Roma kapılarına dayananlar, karşılarında vatanını canla başla savunacak inançlı bir halk değil; adaletsizlikten canı yanmış, bezgin bir kitle buldular.

Tüketim Çılgınlığı ve Kaçınılmaz Sonu

Bugün modern dünyaya baktığımızda da aynı tehlikeli sinyalleri görüyoruz. Teknolojimiz gelişiyor, binalarımız yükseliyor ama adalete, kurumlara ve birbirimize olan güvenimiz her geçen gün eriyor. Üretmeden tüketmeyi başarı sayan, lüks ve israfı itibar zanneden modern insan, Roma’nın o çöküş dönemindeki elitlerinden farksız bir aymazlık içinde.

Toplumsal hayatın ahlaki ve iktisadi reçetelerini en yalın şekilde ortaya koyan Bediüzzaman Said Nursi’nin o zamansız uyarısı, hem Roma'nın enkazından yükselen bir çığlık hem de bugünün insanına bir hayat rehberidir: “İktisat eden zenginleşir; israf eden iflasa sürüklenir.” Roma, elindeki kaynakları iktisatla, adaletle ve üretimle yönetmeyi bıraktığı; saraylarında çılgınca bir israf ve şatafat oluşturduğu için manen ve madden iflas etti. İsraf sadece bireysel bir günah değil, toplumsal bir intihardır. Üretimi unutup israfın pençesine düşen her medeniyet, er ya da geç bu ebedi kanunun tokadını yer.

Velhasıl medeniyetleri ve devletleri yıkan şey, dışarıdan gelen düşmanların gücü değil, içeride kaybedilen ahlak, adalet ve üretim azmidir. Surların ne kadar yüksek, orduların ne kadar büyük olursa olsun; eğer adalet mekanizman aşınmışsa, halkın kurumlara güveni kalmamışsa ve toplum üretmekten kopup israf bataklığına saplanmışsa, içerideki o görünmez kurt gövdeyi çoktan kemirmiş demektir. Barbarlar sadece o içi boşalmış, yorulmuş enkazı yere fırlatan son bir itici güçtü. Tarihten ders alıp içimizdeki direkleri, yani adaleti ve üretimi sağlam tutmak dileğiyle...

Selam ve Dua ile…

Yusuf Çelik/TİMETÜRK

Etiketler:
Yusuf Çelik
Yusuf Çelik

Köşe Yazarı