Eskiden bir insanı övmek için uzun uzun cümleler kurulmazdı.
"Onun sözü senettir." denirdi.
İşte bu kadar...
O cümle, bir insanın dürüstlüğünü, karakterini, vicdanını, emanete sahip çıkacağını ve arkanızı döndüğünüzde sizi yarı yolda bırakmayacağını anlatmaya yeterdi.
Bugün ise aynı cümleyi kaç kişi için kurabiliyoruz?
Ne acıdır ki artık insanlar birinin sözüne değil, attığı mesaja ekran görüntüsü alarak güvenmeye çalışıyor. Verilen sözler unutuluyor, edilen yeminler bozuluyor, en yakın ilişkiler bile şüpheyle sınanıyor.
Asıl kaybettiğimiz şey para, teknoloji ya da zaman değil...
Biz, güvenilir insanları kaybediyoruz.
Güven bir toplumun görünmeyen harcıdır.
O harç çekildiğinde binalar ayakta kalabilir ama aileler ayakta kalamaz.
Bugün boşanmaların büyük bir kısmının temelinde sadece aldatma yoktur.
Eşlerden birinin diğerine artık inanmaması vardır.
"Toplantıdayım." dediğinde gerçekten toplantıda mı?
"Bir daha yapmayacağım." dediğinde gerçekten yapmayacak mı?
"Sana söz veriyorum." dediğinde o sözün bir ağırlığı kaldı mı?
Sevgi, güven olmadan nefes alamaz.
Güven kaybolduğunda sevgi de yavaş yavaş yerini korkuya, şüpheye ve kontrol etme ihtiyacına bırakır.
Eskiden komşular birbirlerinin ev anahtarını emanet ederdi.
Bugün insanlar telefonlarının şifresini eşinden saklıyor.
Eskiden çocuklar "Falanca amca geldi." diyerek gönül rahatlığıyla kapıyı açardı.
Bugün anne babalar çocuklarına haklı olarak "Kimseye kapıyı açma." demek zorunda kalıyor.
Eskiden alışverişte veresiye defterine isim yazdırılırdı.
Şimdi en küçük alışverişte bile onlarca imza, sözleşme ve güvenlik kodu istiyoruz.
Çünkü güven azaldıkça kâğıtlar çoğalıyor.
Çocuklarımıza sürekli "Kimseye güvenme." diyoruz.
Ama hiç oturup "Sen nasıl güvenilir bir insan olacaksın?" diye konuşuyor muyuz?
Çünkü mesele sadece güvenilecek insan bulmak değildir.
Asıl mesele, insanların "Ben ona gözüm kapalı güvenirim." diyeceği biri olabilmektir.
İşte karakter eğitimi tam da burada başlar.
Bir çocuğun ilk güven testi okulda başlamaz.
Babasının "Akşam erken geleceğim." deyip gerçekten gelip gelmemesiyle başlar.
Annesinin "Sana söz veriyorum." dediğinde sözünü tutup tutmamasıyla başlar.
Çünkü çocuk, dürüstlüğü kitaplardan öğrenmez.
Anne ve babasının hayatını izleyerek öğrenir.
Bugün hepimiz aynı soruyu soruyoruz:
"Kime güvenebilirim?"
Belki de artık bu soruyu değiştirme zamanı geldi.
"Kim bana güvenebilir?"
Çünkü güven beklenen değil, inşa edilen bir değerdir.
Eğer yeniden birbirine inanan aileler istiyorsak...
Eğer çocuklarımızın korkuyla değil güvenle büyüdüğü bir toplum hayal ediyorsak...
Eğer eşlerin birbirinin telefonunu değil gözlerini okumaya çalıştığı evler istiyorsak...
İşe çocuklarımıza "Kimseye güvenme." demekle değil;
"Öyle bir insan ol ki, insanlar senin adını duyduğunda 'Onun sözü senettir.' desin." demekle başlamalıyız.
Çünkü bir toplumu ayakta tutan beton değildir.
Güvendir.
Bir aileyi ayakta tutan duvarlar değildir.
Güvendir.
Bir çocuğa bırakılabilecek en büyük miras; mal, mülk ya da servet değil, ardında güven bırakan bir isimdir.
İnsan ardında bıraktığı servet kadar değil, bıraktığı güven kadar yaşar.
Çünkü karakterin en büyük imzası; ne attığı imza, ne söylediği söz, ne de sahip olduğu makamdır.
Karakterin en büyük imzası, insanlar arkasından konuşurken kurduğu şu cümledir:
"Onun sözü senetti."
Ayşegül Sert/TİMETÜRK