İstanbul’da bazı yollar yalnızca bir yere götürmez; sizi şehrin hafızasında küçük bir yolculuğa çıkarır. Unkapanı Köprüsü’nden Vefa’ya doğru yürümeye başladığınızda da tam olarak böyle bir İstanbul’la karşılaşırsınız. Sokakta bir kalabalık görürseniz şaşırmayın. Muhtemelen yolunuza düşenlerden bazıları, meşhur Vefa Bozası için kısa bir nostalji molası vermiştir. Birkaç adım daha attığınızda ise bu yürüyüşün yalnızca bir semt gezisi olmadığını fark edersiniz.
Sokak boyunca karşınıza çıkan küçük dükkanlar, geçmişin gündelik hayatından bugüne kalan ayrıntıları taşıyor. Nostaljik gazozlar, eski dönem oyuncakları, leblebi tozları ve çocukluğumuzun başka küçük hatıraları… Her biri, insana eski İstanbul filmlerinin içinden geçiyormuş hissi veriyor. Bugünün hızlı ve modern şehir hayatının ortasında, zamanın biraz yavaşladığı bir sokak burası adeta.
Yedi Tepeli Şehrin En Güzel Penceresi

Vefa’nın bu kendine özgü atmosferini geride bırakıp yaklaşık 500-600 metre ilerlediğinizde ise İstanbul’un en etkileyici siluetlerinden biriyle karşılaşıyorsunuz: Süleymaniye.
Şehrin yedi tepesinden üçüncüsü üzerinde yükselen Süleymaniye Camii, yalnızca bir ibadet mekanı değil; İstanbul’un tarih, mimari ve manzara hafızasının en güçlü duraklarından biri.
Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle Mimar Sinan tarafından inşa edilen caminin temelleri 1550 yılında atıldı ve yapı 1557’de ibadete açıldı. Ancak Süleymaniye’yi yalnızca tarihi bir yapı olarak değerlendirmek, onun İstanbul’daki yerini eksik anlatmak olur. Çünkü Süleymaniye’ye çıktığınızda karşınızda yalnızca bir cami değil, adeta bir İstanbul panoraması belirir.
Haliç’e, Boğaz’a ve şehrin farklı siluetlerine uzanan manzara, İstanbul’un neden yüzyıllardır dünyanın en etkileyici şehirlerinden biri olarak anıldığını yeniden hatırlatır. Özellikle günün farklı saatlerinde değişen ışık, aynı manzarayı bambaşka bir hikayeye dönüştürür.

Mimar Sinan’ın ustalığı ise yapının her ayrıntısında kendisini hissettiriyor. Dört minaresi ve on şerefesiyle gökyüzüne yükselen Süleymaniye, çevresindeki külliye ile birlikte düşünüldüğünde Osmanlı şehir anlayışının da önemli örneklerinden biridir. Medreseler, imaret, darüşşifa, sıbyan mektebi, hazire ve çeşitli sosyal yapılardan oluşan külliye, geçmişte yalnızca ibadet edilen değil; eğitimden sağlığa, sosyal yardımlaşmadan günlük yaşama kadar pek çok ihtiyacın karşılandığı bir yaşam alanıydı.
Caminin kıble duvarının arkasındaki hazirede ise Kanuni Sultan Süleyman ile Hürrem Sultan’ın türbeleri bulunuyor. Bu yönüyle Süleymaniye, Osmanlı tarihinin önemli isimlerini, mimarisini ve şehir kültürünü aynı atmosferde buluşturuyor.

Fakat Süleymaniye’nin bende bıraktığı en güçlü his, bütün bu tarihi bilgilerden biraz daha farklı. Burası, İstanbul’un kalabalığından birkaç adım uzaklaşıp nefes alabildiğiniz yerlerden biri.
Vefa’nın nostaljik sokaklarından başlayıp boza molasıyla devam eden yürüyüş, Süleymaniye’nin görkemli avlusunda ve eşsiz manzarasında başka bir ritme dönüşüyor. Bir tarafta geçmişin küçük dükkanlarında saklanan çocukluk hatıraları, diğer tarafta yüzyıllara meydan okuyan bir mimari…
Belki de bu yüzden İstanbul’da bazı rotaları yalnızca gezmek değil, hissetmek gerekiyor. Hafta sonu kendinize ayıracağınız birkaç saatlik bir yürüyüş için Vefa’dan Süleymaniye’ye uzanan bu rota, şehrin hem nostaljisini hem de ihtişamını aynı anda yaşatıyor.
Ve İstanbul’un en güzel taraflarından biri de tam burada ortaya çıkıyor:
Aynı sokakta geçmişe özlem duyup birkaç dakika sonra yüzyıllık bir manzaranın karşısında sessizleşebiliyorsunuz.
İstanbul, bazen sadece yürüyene anlatıyor kendini.
"Edebiyat Sokakta" Türkiye'ye Yayılıyor

Türkiye Yazarlar Sendikası Yönetim Kurulu Üyesi Esra Alkan’ın öncülüğünde başlatılan “Edebiyat Sokakta” projesi, edebiyatın gündelik hayatın içine taşınmasını hedefliyor. Proje kapsamında mahallelerde yaşayan TYS üyesi edebiyatçılar, kendi sokaklarında komşularıyla buluşuyor; kitaplarını imzalıyor, eserlerinden şiirler okunuyor.
Türkiye Yazarlar Sendikası’nın (TYS) edebiyatı salonlardan ve etkinlik mekânlarından çıkararak doğrudan mahallelere taşıdığı “Edebiyat Sokakta” projesi Adana başta olmak üzere İstanbul'dan Türkiye’ye yayılmaya hazırlanıyor. Projenin ilk buluşması İstanbul Yeldeğirmeni Duatepe Sokak’ta yaşayan şair ve TYS üyesi Hatice Nayır için gerçekleştirildi. Amaç yalnızca bir yazarı mahalle sakinleriyle buluşturmak değil; edebiyatçıların yaşadıkları sokaklarda tanınmasını, kitaplarının komşularına ve esnafa ulaşmasını ve zaman içinde mahallelerde bir “yazar kültürü” oluşturulmasını sağlamak...
Gülçin Ertunç/TİMETÜRK