Bazen kadınlara bakıyorum da… Sanki hep güçlü olmak, hep güzel görünmek, hep mutlu olmak, hep yetişmek, hep başarmak zorundaymışız gibi bir hayatın içinde sıkışıp kalıyoruz. İyi bir anne olmalıyız, iyi bir eş olmalıyız, iyi bir evlat olmalıyız, iyi bir arkadaş, iyi bir çalışan, iyi bir iş kadını… Herkese yetişirken kendimize ne kadar yetişebildiğimizi ise çoğu zaman unutuyoruz.
Oysa ben artık şuna inanıyorum: Bir kadının hayatı, sürekli mutlu olduğu günlerden ibaret olmak zorunda değil.
Bazen üzülmeliyiz.
Bazen yorulmalıyız.
Bazen “Ben artık bunu taşıyamıyorum.” diyebilmeliyiz.
Bazen susmalı, bazen uzaklaşmalı, bazen yeniden başlamalıyız.
Çünkü insan yalnızca mutlu olduğu zamanlarda büyümüyor. Bazen en çok kırıldığı yerden güçleniyor. Bazen kaybettiği bir şey, ona kendini kazandırıyor. Bazen kapanan bir kapı, hayatında ilk kez kendi kapısını açmasına vesile oluyor.
Belki de mutluluk dediğimiz şey, her sabah yüzümüzde kocaman bir gülümsemeyle uyanmak değildir. Mutluluk; kendi hayatımızda bize iyi gelen küçük anları fark edebilmektir.
Bir çocuğun “Anne” diye sarılması…
Yaptığımız bir işin sonunda “Bunu ben başardım.” diyebilmek…
Uzun zamandır ertelediğimiz bir hayalin ilk adımını atmak…
Kimsenin alkışlamadığı bir mücadeleyi kendi içimizde kazanmak…
Artık bizi yoran bir şeye “Hayır.” diyebilmek…
Bir zamanlar çok önem verdiğimiz bir sözün bugün bizi eskisi kadar incitmediğini fark etmek…
Bazen de sadece aynaya bakıp, “Ben hâlâ buradayım.” diyebilmek…
İşte bazen mutluluk tam da burada saklı.
Kadınların sürekli mutlu olması gerekmiyor. Kadınların, kendilerini iyi hissettiren anları tanımayı öğrenmesi gerekiyor.
Çünkü hayat her zaman istediğimiz gibi ilerlemiyor. Bazen planlarımız bozuluyor. Bazen emek verdiğimiz insanlar bizi hayal kırıklığına uğratıyor. Bazen çok istediğimiz bir iş olmuyor. Bazen bir dostluk bitiyor, bazen bir hayal erteleniyor, bazen kendimize bile yabancılaştığımız günlerden geçiyoruz.
Ama hayatın bütün olumsuzluklarının, hayatımızın tamamını ele geçirmesine izin vermemeliyiz.
Bir şey kötü gitti diye her şey kötü gitmek zorunda değil.
Bir insan bizi kırdı diye bütün insanların kötü olduğuna inanmamalıyız.
Bir işimiz olmadı diye başarısız olduğumuzu düşünmemeliyiz.
Bir günümüz kötü geçti diye hayatımızın kötü olduğuna karar vermemeliyiz.
Çünkü bazen sadece bir günü kaybederiz, hayatı değil.
Bazen sadece bir insanı kaybederiz, kendimizi değil.
Bazen bir fırsat elimizden gider, ama önümüzde başka bir yol açılır.
Ve belki de hayatın bize öğrettiği en önemli şeylerden biri şudur:
Her kayıp, kaybetmek değildir. Bazı kayıplar insanın kendisine dönüş yoludur.
Bir kadın olarak kendimize sürekli “Daha iyi olmalıyım.” demek yerine bazen “Olduğum halimle de değerliyim.” diyebilmeliyiz.
Çünkü mükemmel anne olmak zorunda değiliz.
Mükemmel eş olmak zorunda değiliz.
Mükemmel evlat olmak zorunda değiliz.
Mükemmel iş kadını olmak zorunda değiliz.
Her şeyi aynı anda doğru yapmak zorunda hiç değiliz.
Eksiklerimiz olacak.
Yanlışlarımız olacak.
Bazen sabrımız taşacak.
Bazen yanlış karar vereceğiz.
Bazen birilerini kıracağız, bazen biz kırılacağız.
Bazen kendimize bile kızacağız.
Ama insan olmak biraz da bunları kabul edebilmek değil mi?
Kendimizi sadece başarılarımızla sevmek yerine, eksiklerimizle de kabul etmeyi öğrenmeliyiz.
Çünkü insanın kendisiyle kurduğu ilişki, hayatındaki en uzun ilişkidir.
Ve o ilişkiyi sürekli eleştiriyle beslersek, içimizdeki kadın susmaya başlar.
O yüzden kendimize biraz daha merhametli davranmalıyız.
Bir kadın kendisini keşfettiğinde hayatının birçok şeyi değişmeye başlıyor.
Neye “evet” dediğini değil, artık neye “hayır” diyebildiğini fark ediyor.
Kimleri yanında tuttuğunu değil, kimlerin yanında kendisi olabildiğini düşünüyor.
Herkesi memnun etmek yerine kendini kaybetmemeyi öğreniyor.
Ve belki de en önemlisi, umursamamakla vazgeçmek arasındaki farkı öğreniyor.
Her söze cevap vermek zorunda değiliz.
Her eleştiriyi üzerimize almak zorunda değiliz.
Herkesin bizi anlamasını beklemek zorunda değiliz.
Bazen susmak da bir güçtür.
Bazen uzaklaşmak da bir karardır.
Bazen “Bunu artık hayatımda istemiyorum.” diyebilmek, insanın kendisine verdiği en büyük hediyedir.
Ama bunun yanında, bize iyi gelen şeyleri korumak için savaşmayı da bilmeliyiz.
Bir hayalimiz varsa…
Bir işimiz varsa…
Bir dostluğumuz varsa…
Bir ailemiz varsa…
Bir çocuğumuzun geleceği için kurduğumuz güzel bir düş varsa…
Ve bütün bunların içinde bizi gerçekten biz yapan bir şey varsa, onun kıymetini bilmeliyiz.
Çünkü hayat sadece kaybetmemeyi değil, değer verdiklerimizi korumayı da öğretir.
Bir çocuğa bırakabileceğimiz en güzel miras, ona kusursuz bir hayat göstermek değildir.
O çocuğa, düşse de kalkabileceğini göstermektir.
Hata yapmanın dünyanın sonu olmadığını öğretmektir.
Kendi ayakları üzerinde durmayı, gerektiğinde “Hayır.” diyebilmeyi, başkalarının düşünceleriyle kendi değerini ölçmemeyi öğretmektir.
Çünkü çocuklar söylediklerimizden çok, yaşadıklarımızı öğrenir.
Bir anne kendine değer verdiğinde, çocuğuna da kendi değerini öğretir.
Bir kadın hayallerinin peşinden gittiğinde, belki hiç farkında olmadan başka bir kadına cesaret olur.
Bir iş kadını başarısız olduğu bir günün ardından yeniden ayağa kalktığında, onu izleyen başka bir kadın “Ben de yapabilirim.” der.
İşte bazen bizim hikâyemiz, bizden çok başkasına ilham olur.
Belki de bu yüzden kendi hayatımızı küçümsememeliyiz.
Bugün verdiğimiz küçük bir mücadele, yarın bir başkasının cesaretine dönüşebilir.
Bugün “Yapamam.” dediğimiz yerden attığımız bir adım, yarın çocuğumuzun hayatında bir cümleye dönüşebilir.
“Annem de zorlandı ama vazgeçmedi.”
Bundan daha büyük bir miras var mı?
Ben artık kadınların birbirine “Daha güzel ol.”, “Daha başarılı ol.”, “Daha güçlü ol.” demesinden çok, birbirine “Kendin ol.” demesini istiyorum.
Çünkü hepimizin hikâyesi başka.
Kiminin mücadelesi evinin içinde.
Kiminin iş yerinde.
Kiminin kendi ailesiyle.
Kiminin geçmişiyle.
Kiminin ise kendi içindeki sesi susturmakla.
Bu yüzden bir kadının başarısını sadece makamıyla, parasıyla, işiyle ya da sahip olduklarıyla ölçemeyiz.
Bazen başarı, yıllarca sustuktan sonra kendini ifade edebilmektir.
Bazen başarı, yıllarca korktuğun bir adımı atmaktır.
Bazen başarı, kendini affetmektir.
Bazen başarı, sana zarar veren bir döngüyü bitirmektir.
Bazen başarı, yeniden güvenebilmektir.
Bazen başarı, hiçbir şey yapmadan sadece kendine nefes alacak bir alan açabilmektir.
Ve bazen başarı, sabah uyandığında hayatın bütün ağırlığına rağmen “Bugün yeniden deneyeceğim.” diyebilmektir.
Hayat bize her zaman çiçekler sunmayacak.
Bazen dikenler olacak.
Ama diken gördüğümüzde çiçeklerin varlığını unutmayalım.
Üzüldüğümüzde mutlu olduğumuz günleri hatırlayalım.
Kaybettiğimizde sahip olduklarımızı fark edelim.
Yorulduğumuzda ne kadar yolu geldiğimize bakalım.
Ve kendimizi eleştirmeden önce, kendimiz için ne kadar mücadele ettiğimizi hatırlayalım.
Çünkü kadın, her gün yeniden doğabilen bir hikâyedir.
Dün kırılmış olabilir.
Bugün yorulmuş olabilir.
Ama yarın yeniden başlayabilir.
Ve belki de bizim ihtiyacımız olan şey, hayatı kusursuz hale getirmek değil…
Kusurlarımızın arasında kendimizi kaybetmemeyi öğrenmektir.
Ben bir kadın olarak şuna inanıyorum:
Kendimizi bulduğumuz anları çoğaltabilirsek, hayatın bize sunduğu mutluluğu da daha çok hissederiz.
Bir kahvenin sessizliğinde…
Bir çocuğun gülüşünde…
Bir dostun samimi cümlesinde…
Bir işin sonunda duyduğumuz gururda…
Kendi verdiğimiz bir kararda…
Kimseye anlatmadığımız küçük zaferlerimizde…
Ve en çok da kendimize yeniden inandığımız o anda…
Mutluluk bazen çok büyük değildir.
Bazen sadece içimizden geçen küçük bir “İyi ki…”dir.
İyi ki vazgeçmemişim.
İyi ki kendimi dinlemişim.
İyi ki yeniden başlamışım.
İyi ki kendimi başkalarının gözünden değil, kendi kalbimden görmeyi öğrenmişim.
Belki de hepimizin ihtiyacı olan tam olarak budur.
Daha mükemmel bir hayat değil.
Kendimizi daha çok anlayabildiğimiz bir hayat.
Çünkü kadın, her zaman güçlü olmak zorunda değil.
Bazen ağlayabilir.
Bazen yorulabilir.
Bazen kaybolabilir.
Ama kendine dönüş yolunu bulduğunda, işte o zaman hiçbir şey eskisi gibi olmaz.
Ve ben bütün kadınlara şunu söylemek istiyorum:
Kendinizi sürekli düzeltmeye çalışmayın.
Önce kendinizi dinleyin.
Nerede eksiksiniz, keşfedin.
Nerede güçlüsünüz, fark edin.
Neye iyi geliyorsunuz, hatırlayın.
Neyin size iyi geldiğini unutmayın.
Ve hayatınızda sizi kendinizden uzaklaştıran ne varsa, ona gerektiğinde mesafe koymaktan korkmayın.
Çünkü siz yalnızca başardıklarınızdan ibaret değilsiniz.
Siz; düştüğünüzde yeniden kalktığınız yerler, sustuğunuz halde içinizde büyüttüğünüz cümleler, kimsenin görmediği mücadeleler ve yeniden inandığınız hayallerinizsiniz.
Belki bugün kendinizi eksik hissediyorsunuz.
Belki hayatınız istediğiniz yerde değil.
Belki bazı şeyler hâlâ yolunda değil.
Olsun.
Her şeyin aynı anda yolunda olması gerekmiyor.
Bazen bir tek şeyin yoluna girmesi yeter.
Bazen o şey, kendimiziz.
Ve insan kendisini yeniden bulduğunda, hayatın geri kalanını da yavaş yavaş yerine koymaya başlıyor.
Ben bugün kendime de, bütün kadınlara da aynı cümleyi bırakmak istiyorum:
Mükemmel olmak zorunda değilsin. Her zaman mutlu olmak zorunda da değilsin. Sadece kendini kaybettiğin yerde, kendine yeniden sahip çıkmayı unutma. Çünkü hayatın en güzel hikâyesi, insanın kendisine yeniden dönebildiği yerde başlar.
Bir kadına kaç kez “Güçlü ol.” dedik?
Kaç kez “Sabret.”, “İdare et.”, “Çocuğun için dayan.”, “Eşin için sus.”, “İşin için devam et.” dedik?
Peki kaç kez ona, “Bugün hiçbir şey yapmak istemiyorsan, yapma.” diyebildik?
Kaç kez “Üzgün olabilirsin.”, “Yorulabilirsin.”, “Kendini önceleyebilirsin.” dedik?
Belki de kadınlara yıllardır yanlış bir mutluluk tarifi verdik.
Sanki iyi bir kadın; hiç yorulmayan, hiç kırılmayan, herkese yetişen, evini eksiksiz yöneten, çocuğuna kusursuz annelik yapan, eşine iyi eş olan, işinde başarılı olan, gülümsemesini hiç kaybetmeyen kadınmış gibi…
Oysa kimse bize hayatın her gününü güzel geçirmek zorunda olduğumuzu söylemediğinde ne kadar özgürleşeceğimizi anlatmadı.
Çünkü bir kadının her zaman mutlu olması gerekmiyor. Bir kadının önce kendini tanıması, kendine iyi geleni bilmesi ve düştüğünde kendini yeniden kaldırabilmesi gerekiyor.
Bazen üzülmeliyiz.
Bazen yorulmalıyız.
Bazen “Ben artık bunu taşıyamıyorum.” diyebilmeliyiz.
Bazen susmalı, bazen uzaklaşmalı, bazen yeniden başlamalıyız.
Çünkü insan yalnızca mutlu olduğu zamanlarda büyümüyor. Bazen en çok kırıldığı yerden güçleniyor. Bazen kaybettiği bir şey, ona kendini kazandırıyor. Bazen kapanan bir kapı, hayatında ilk kez kendi kapısını açmasına vesile oluyor.
Belki de mutluluk dediğimiz şey, her sabah yüzümüzde kocaman bir gülümsemeyle uyanmak değildir. Mutluluk; kendi hayatımızda bize iyi gelen küçük anları fark edebilmektir.
Serap Özer/TİMETÜRK