Bazen yıllar önce gönderdiğiniz bir e-posta, bugünün vicdan muhasebesine dönüşür.
Geçtiğimiz günlerde Ahbap Derneği ve Haluk Levent hakkında kamuoyuna yansıyan iddiaları takip ederken, 2022 yılına ait eski bir yazışma zinciri yeniden karşıma çıktı.
Türkiye’de “.org.tr” alan adlarının tahsis sisteminin değiştiği günlerdi.
Yıllarca yalnızca belgeyle alınabilen bu alan adları, yeni düzenlemeyle birlikte belgesiz olarak alınabilir hâle gelmişti. Bunun kötü niyetli kişiler tarafından istismar edilebileceğini düşündük.
Şirketimiz, birçok sivil toplum kuruluşunun adını korumak amacıyla imkânları ölçüsünde bazı “.org.tr” alan adlarını kendi adına tescil etti.
Onlardan biri de ahbap.org.tr idi.
Ahbap Derneği ile ne siyasi bir yakınlığım vardı ne de ideolojik bir ortaklığım.
Zaten hayatım boyunca herhangi bir siyasi partiye angaje olmadım. Bugüne kadar muhtar seçimleri dâhil hiçbir seçimde sandığa gitmedim. Çünkü benim için insanlar ve kurumlar, siyasi kimliklerinden önce ortaya koydukları ahlaki duruşla değerlendirilir.
İktidarın doğru yaptığı işe doğru dedim.
Muhalefetin doğru yaptığı işe de doğru dedim.
Yanlışın ise sahibi değişse de yanlış olduğunu söylemekten hiçbir zaman geri durmadım.
Ahbap’a yaklaşımım da bundan farklı değildi.
O gün kamuoyunda daha çok seküler çevrelerin ve iktidar muhalifi kesimlerin destek verdiği bir yapı olarak biliniyordu.
Fakat benim gördüğüm şey, insanların yarasına dokunmaya çalışan bir organizasyondu.
Bu nedenle kendilerine ulaştım.
Alan adını hiçbir karşılık beklemeden devretmek istediğimizi söyledim.
Devir işlemlerini bizzat takip ettik.
Sadece muhasebe kayıtlarının oluşabilmesi adına sembolik bir bedelle fatura düzenledik.
Sonra alan adını teslim ettik.
Bunu yaparken aklımdan geçen tek düşünce şuydu:
“İyiliğin önüne engel olmayalım.”
Bugün dönüp baktığımda, o günkü kararımın arkasındayım.
Çünkü insanlar birbirlerine yalnızca aynı dünya görüşünü paylaştıkları için değil, doğru olduğuna inandıkları işler için de destek olabilmelidir.
Toplum olmanın başka yolu yoktur.
***
Bugün ise aynı kurum hakkında ağır iddialar konuşuluyor.
Henüz yargının nihai kararı verilmiş değildir.
Dolayısıyla ne peşinen mahkûm etmek ne de peşinen beraat ettirmek doğru olur.
Temennim, Haluk Levent’in ve Ahbap Derneği’nin hakkındaki iddiaların asılsız çıkmasıdır.
Çünkü bir insanın masumken itibarsızlaştırılması da en az suç kadar ağır bir haksızlıktır.
Ancak…
Eğer iddialar doğruysa, burada durup sadece bir kişiyi konuşmak bana eksik geliyor.
Çünkü büyük kurumlarda büyük hatalar çoğu zaman tek bir kişinin eseri değildir.
Onları mümkün kılan ihmaller zincirinin de ürünüdür.
Biz nedense hep son halkaya bakıyoruz.
Oysa zincirin tamamını konuşmamız gerekiyor.
Bir örnek vereyim.
Aracınızı evinizin önüne bırakıyorsunuz.
Camlarını açık bırakıyorsunuz.
Anahtarını üzerinde unutuyorsunuz.
Günlerce dönüp bakmıyorsunuz.
Birisi geliyor, aracı alıyor ve başka bir şehre götürüyor.
Sonra dönüp sadece “Aracım çalındı.” diyorsunuz.
Elbette aracı götüren kişi suç işlemiştir.
Fakat siz gerçekten aracınızı yalnızca çaldırdınız mı?
Yoksa alınmasını kolaylaştıracak bütün şartları da siz mi hazırladınız?
Hayatta bazı suçlar yalnızca failin cesaretiyle değil, çevresindekilerin ihmaliyle de büyür.
İşte bu yüzden iyilik de denetlenmelidir.
Bir dernek…
Bir vakıf…
Bir şirket…
Bir cemaat…
Bir siyasi parti…
Bir belediye…
Bir devlet kurumu…
Hiçbiri, “Biz iyilik yapıyoruz.” cümlesinin arkasına saklanamaz.
Çünkü denetlenmeyen iyilik zamanla güç üretir.
Denetlenmeyen güç ise çoğu zaman kendisini hukukun üzerinde görmeye başlar.
İnsan tabiatı böyledir.
Tarih bunun örnekleriyle doludur.
Bu nedenle asıl sorulması gereken soru yalnızca “Kim suç işledi?” değildir.
“Bu suçun işlenmesine hangi ihmaller izin verdi?”
sorusudur.
Yönetim kurulları neredeydi?
Denetim mekanizmaları çalışıyor muydu?
Bağımsız denetimler yapılıyor muydu?
Bağışçılar hesap soruyor muydu?
Destek verenler, yalnızca alkışlamayı mı biliyordu; yoksa gerektiğinde yanlışlara “Dur.” diyebiliyor muydu?
Çünkü sorgulamayan destek, zamanla desteğin kendisini de suça ortak eden bir zemine dönüşebilir.
İnsanlar bazen kötülükten değil, denetimsiz sevgiden zarar görür.
En tehlikeli sadakat, yanlış karşısında susan sadakattir.
***
Ben dört yıl önce Ahbap’a bir alan adı devrettim.
Bugün olsa, aynı şartlar altında yine devreder miyim?
Evet.
Çünkü o gün destek verdiğim şey bir siyasi görüş değildi.
Bir iyilik iddiasıydı.
Ama bugün aynı şeyi bir cümle daha ekleyerek yapardım:
“İyilik yapanları alkışlamak kadar, onları denetlemek de iyiliğin bir parçasıdır.”
Çünkü gerçek dostluk, yalnızca omuz vermek değildir.
Gerektiğinde omuzundan tutup yanlış yola sapmasına engel olmaktır.
Toplum olarak en büyük eksiğimiz belki de budur.
İnsanları ya putlaştırıyoruz ya da taşlıyoruz.
Oysa ne putlaştırmaya ne linçe ihtiyacımız var.
İhtiyacımız olan şey; hukuk, şeffaflık, hesap verebilirlik ve vicdandır.
Dileğim odur ki; hakikat en kısa sürede ortaya çıksın.
Masum olan aklansın.
Suç varsa da hukuk gereğini yapsın.
Fakat bu süreçten yalnızca kişiler değil, hepimiz ders çıkaralım.
Çünkü iyiliği korumanın yolu, ona körü körüne inanmak değil; onu sürekli denetlemektir.