Son günlerde Türkiye iki derin acıyla sarsıldı. Kahramanmaraş’ta yaşanan elim hadise hepimizi yasa boğarken, Gülistan Doku dosyası da adalet arayışının hâlâ devam ettiğini hatırlattı. Her iki olayda da ortak bir tehlike dikkatimizi çekti: Acıları istismar ederek siyasi rant peşinde koşan çevreler. Din düşmanlığı üzerinden kitleleri kışkırtanlar, bir de süreci “devletle hesaplaşma” aracına dönüştürmeye çalışanlar. Oysa gerçek çözüm, istismardan uzak, yapıcı ve kararlı bir duruş gerektiriyor mu?
Acının Üzerine Kapanan Karanlık: Kahramanmaraş Hadisesi
Kahramanmaraş’taki trajedi, sadece fiziki bir felaket değil; aynı zamanda dijital çağın yeni ve sinsi bir sınavı haline geldi. Bütün vatandaşlarımızı yasa boğan bu elim olay, özellikle eğitim sendikalarının gözleri önünde İslamî değerlere yönelik sistematik bir saldırıya dönüştürüldü. Kriminal yapılar, acıyı fırsat bilip “din karşıtlığı” üzerinden toplumda kutuplaşma yaratırken, bazı sendikalar bu dijital teröre karşı maalesef sınıfta kaldı.
Gerçeklikten kopuk, ideolojik taassuba saplanmış bu çağdışı gruplar, sorunu sağlıklı bir zeminde tartışmayı engelliyor. Onlar için önemli olan ne yaraların sarılması ne de gerçeklerin ortaya çıkarılması. Tek amaçları, acıyı besleyerek kendi dar siyasi gündemlerini canlı tutmak. Bu tutum, sadece o hadiseyi değil, gençlerimizin zihin dünyasını ve ülkemizin demokratik gelişimini de tehdit ediyor. Çünkü dijital terör artık sınır tanımıyor ve eğitim kurumlarını ele geçirmiş ideolojik körlük, toplumun geleceğini zehirliyor.
Adalet Arayışını Provokasyonla Gölgeleyenler: Gülistan Doku Dosyası
Gülistan Doku’nun yıllardır süren dosyası ise ayrı bir sınav. Adalet Bakanı Akın Gürler’in net açıklaması hâlâ kulaklarda: “Ucu kime ulaşırsa ulaşsın, kim suçluysa hesabını verecek.” Bu sözler, devletin suçun üzerine gitme kararlılığını ve kimseye koruma sağlamama iradesini ortaya koyuyor. Suçlularla mücadelede güçlü bir devlet aklı ve bu aklı kararlılıkla işleten siyasi irade mevcut.
Ne var ki bazı provokatif gruplar, bu süreci “iktidarla hesaplaşma” aracı haline getirmekten vazgeçmiyor. Zaman zaman şiddete varan eylemlerle dosyayı gölgeliyor, adalet arayışını kaosa sürüklemeye çalışıyorlar. Oysa mesele çok açık: Suç varsa hesap sorulmalı, masumlar korunmalı. Provokasyon yapanların amacı ne Gülistan’a adalet ne de gerçeği aydınlatmak. Onlar için önemli olan sadece siyasi malzeme üretmek ve toplumsal gerilimi yüksek tutmak.
İstismara Prim Vermemek, Çözüme Odaklanmak
Her iki hadisede de aynı gerçek karşımıza çıkıyor: Acılarımızı siyasete alet edenler, ne milletin acısını dindirmek ne de Türkiye’nin geleceğini düşünmek derdinde. Onlar için tek kıymetli olan kaosun devam etmesi. Bu nedenle millet olarak bize düşen görev net: İstismara geçit vermeyeceğiz, İyi niyetli ve çözüm odaklı çabalara destek olacağız, Provokasyonlara kapıyı kapatacağız
Çünkü gerçek vatanseverlik, acıyı derinleştirmek değil, yaraları sarmak için el birliği etmektir. Devlet aklı çalışıyor, siyasi irade kararlı duruyor. Şimdi sıra, toplumun yani bizlerin sağduyusunda.
Artık Yeter: Vicdan ve Adalet Zamanı
Ne “din düşmanlığı” üzerinden yürütülen kiralık siyaset, ne de “devlet düşmanlığı” kisvesi altında yapılan provokasyonlar bu milletin vicdanında yer bulmayacaktır. Kahramanmaraş’ın acısı da, Gülistan Doku’nun adalet arayışı da istismardan kurtulmalı ve hak ettiği yerde durmalı: Millet hafızasında birer ders ve adalet mücadelesi olarak.
İstismarcılara fırsat tanımayalım. Sağduyumuzu koruyalım. Çözüme odaklanalım.
Vesselam.
Şakir Kurter/TİMETÜRK