“Sosyal” ya da “sanal” medya hayatımıza girmesine girdi ama o kadar çok “değer” i alıp götürdü ki onların yerine ve yanına ne koyacağımızı da şaşırdık kaldık!...
Bir taraftan “bir tık” la bilgiye ulaşmanın kolaylığı ve bu kolaylığın bir sonucu olarak kendinizi uçsuz bucaksız bir alemde hissetmenin verdiği haz ile diğer bir taraftan da art niyetli insanların elinde paçavra – paspas haline gelen “bilgi” nin dezenformasyona dönüşmesi… İşte bu ikilem arasında kalan insanoğlu gördüğü – duyduğu her şeyi “doğru” zannediyor.
Dezenformasyon (bilgi kirliliği) içerisinde kıvranan ve her şeyi doğru zanneden insanoğluna yanlış yolda olduğu - durgun suda boşuna kürek çektiğini anlatmaya çalışıyorsunuz. Yaptıklarınız beyhude bir çaba olmaktan ileri gidemiyor, cahillerin sergilediği cesaretin önüne geçemiyor ve derdinizi anlatamıyorsunuz. Bu durum öyle bir hâl alıyor ki, ağızdan yanlış olarak çıkanlar dokuz köy dolaştıktan sonra neredeyse “doğru” hâle geliyor.
Yalan – yanlış, asparagas (kaynağı belirsiz, düzmece, uydurmaca) bilgilerle sabahtan akşama kadar ve bazen de günün 24 saatinde dezenformasyon ortadan kaldırılmaya çalışırken aynı zamanda da birçok insanımız dolandırıcıların elinde ya parasından ya yuvasından ya ahlâkından veyahut da insanlığından oluyor. Sözüm ona “sosyal” olan medya öyle bir hâle getirildi ki insanoğlu ya fuhşun ya uyuşturucunun ya kumarın ya da adına ne derseniz deyin hangi ahlâksızlık olursa olsun ayağına takılan bu tarz prangaların esareti altında hapsolmuştur. Çıkarılan ses – feryat / figanların duyulması yeterli olmuyor ama “bir şey de yapılmıyor!” dersek haksızlık yapmış oluruz.
İnternet üzerinden uçsuz bucaksız okyanuslarda sörf yaparken karşınıza köpekbalıkları ve pirana gibi zararlılar çıkabilir. Bunlar yüzünden bilgi kirliliğine uğrar, maddi – manevi kayıplar verir ve günün sonunda da muhatabı olmamanız gereken konularda “suçlu” ilan edilebilirsiniz. İşte bu gerçeklikle yüzleşmemek adına 2022 yılında Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi Başkanlığı (CİMER) bünyesinde DMM (Dezenformasyonla Mücadele Merkezi) kuruldu. Bu merkezin kuruluş amacı – görevi; Sosyal medya ve basın yayın organlarında (gazete, dergi, TV ve radyolarda) gerçeği yansıtmayan (asılsız) paylaşımlar – iddiaların, yanlış bilgilerin yayılmasını önlemek ve kamuoyunu doğru bilgilendirmektir.
(DMM’nin yayınladığı bildiri ve bültenlerde ortaya konulan bilgi ve belgeler yeterli olmamakla beraber yapılan çalışmalar bizleri memnun etmekte, bu tarz kurumlara yardımcı olarak bizlerin de üzerine düşen görev ve sorumluluklarımızın olduğunu bilmemizde fayda vardır.)
Dijital ortamda “kötü” olan ya da birden fazla olumsuzluğun esareti altında kıvranan insanımız yeni bir tabirle tanışmış ve bunların tam olarak da ne olduğunu bilmeden – anlamadan kendini hapishanelerde bulmuştur. İşte “siber suçlar” adı verilen yeni bir suç alanı oluşmuş öyle ya da böyle yakalanamayacağını zannedenler kuyruklarını öyle bir kaptırıyorlar ki kendileri bile bu duruma şaşırıp kalıyorlar.
İnternet aracılığıyla “sosyal” – “sanal” medya hesapları / paylaşım platformları üzerinden işlenen suçlarla ilgili kolluk kuvvetleri – güvenlikle ilgili birimlerimizin kendi içlerinde oluşturdukları siber suçlarla mücadele müdürlükleri, daire başkanlıkları, bakan yardımcıları ve bakanlarla birlikte topyekûn ve büyük bir mücadele içerisine girilmiştir. Bir önceki İçişleri bakanımız sayın Ali YERLİKAYA’nın başlattığı süreci mevcut İçişleri Bakanımız Sayın Mustafa ÇİFTÇİ devam ettirmekte ve bunların ağır bir şekilde ceza almaları için de Adalet Bakanı Sayın Akın GÜRLEK de dur durak demeden – yorulmak nedir bilmeden gece gündüz mücadele etmektedirler.
İstihbarat; zor ve pahalı bir iştir, zannedildiği kadar da kolay olmadığı gibi o TV dizilerinden izlediğiniz gibi de hiç değildir. Bilgi toplamak, siber suçlarla mücadele etmek ve sair kir kişi – kurum hakkında devletin etkili - yetkili / ilgili kuruluşlarına başvurulur, haklarında bilgi edinilirdi. Bunun sonucunda da hazırlanan raporlar ilgili kurumlara iletilir, olumlu – olumsuz kanaatler oluşurdu. Bu “eski düzen” artık yerini “internet” e ve bunun üzerinden “arama motorları” ve sanal medya hesaplarını takip etme uygulamalarına bırakmış olsa da o eski düzen sık sık olmasa da bazen de kullanılmaktadır.
İnternet ya da siber alem üzerinden oluşturulmaya çalışılan “istihbarat” veya “bilgi toplama” lar neticesinde takip edilen kişi veya suçluların her paylaştığını beğenen ve yorum yazanlarda aynı suç potası içerisine girmektedir. Bunun için de neyi – kimi takip ediyor veya beğenip alkışlıyorsanız bunların “suç” unsuru taşıyıp taşımadığına bakıp ondan sonra karar vermenizde fayda vardır. Her gördüğünüz suya balıklama atlarsanız ya çamurunu dibini boylar ya da taşa çarparsınız. Bu konuda gereğinden fazla tedbir almanız ve dikkatli olmanız gerekir.
Her gün izlediğimiz operasyonlar, suçüstü baskınları, tutuklamalar, denetimli serbestlik hükümlerinin uygulanması ve bunlara benzer durumlar, rastgele veya kendiliğinden gelişen durumlar değildir. Hiçbir yetkili veya kurumumuzun kimseye hele hele göz önünde olan ve “meşhur” diye tabir edilenlere karşı bir kin veya garezinin olmadığını düşünüyorum. “Durduk yerde bu kişilerin itibarıyla oynanıyor, itibar suikastları düzenleniyor” gibi bir düşüncenin içerisinde olanları da en yakın “akıl ve ruh hastalığı hastanesi” ne başvurmalarını veya bir psikoloğa danışmalarını öneririm.
“Masumiyet karinesi” korunarak ve adeta iğneyle kuyu kazarak yapılan çalışmalar sonucunda elde edilenler, “ateş olmayan yerden dumanın çıkmayacağı” nı gösteriyor ve acı ama iyi bir şekilde de tecrübe ettiriyor. Bizim üzerimize de düşen görev; bunları “desteklemek” ve bu konularda çalışma yapan etkili - yetkili kurumlarımıza yardımcı olmak gerekir.
Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK