$

Dolar

49,3979

€

Euro

55,6494

£

Sterlin

65,3956

₣

Frank

59,5299

₺

Gram Altın

6.644,7800

₿

Bitcoin

4.119.235

$

Dolar

49,3979

€

Euro

55,6494

£

Sterlin

65,3956

₣

Frank

59,5299

₺

Gram Altın

6.644,7800

₿

Bitcoin

4.119.235

Makale 12.10.2026 7 dk okuma

Ahlâkı; kanunlarla değil eğitimlerle sağlarsınız

Paylaş:

Herhangi bir olumsuzluk, ahlâk ve terbiyeden yoksun olunduğu durumlarla karşılaşıldığı zaman kısmen haklı gerekçeler olsa bile ilk saldırılan yer; “eğitim” ve onu temsil eden “okul” lar oluyor. Ahlâk – terbiye ve eğitimin sadece “okul” larda verildiği – verilebileceği zannına kapılan ve bu manevi olguların o “binalar” da alınmadığını görenler, günün sonunda aldıkları diplomalarla baş başa kalıverir. Diplomaların da bir işe yaramadığı görülünce “okumuş” – “üniversiteli” cahillikten bahsetmiş ve böylelikle Anadolu’da yaygın olan “diploma yüklü merkep” ifadesinin neden kullanıldığını da daha iyi anlamış olursunuz. Merhum hocamız İlber ORTAYLI’nın bu konudaki “Terbiye ailede başlar. Okul terbiye vermez, bilgi verir. Ailede terbiye ve edep almamış bir çocuğa okulun verebileceği hiçbir şey yoktur.” sözü derdimizi tam olarak da özetlemektedir.

Son birkaç yıldır “biz hangi ara bu kadar da bozulduk?” sorusunu ve daha doğrusu serzenişini sık sık duyuyor ve bunun üzerinden de çözüm yolları aramaya – üretmeye çalışıyoruz. Atı alanın çoktan Üsküdar’ı geçtiği bir zamanda istediğiniz kadar kendinize rota – kestirme yol bulmaya çalışın. Bu, beyhude bir çaba olmaktan ileri gidemeyecektir. Tuzun bile kokutulduğu bir ortamda film şeridi gibi makarayı geriye doğru sarmak ancak nostaljik duyguları yaşamanıza vesile olacaktır, bir adım öteye gitmez.

“Oturduğunuz dalı kesiyorsunuz”, “maddiyatın pik yaptığı – maneviyatın prim yapmadığı gibi yerlerde sürüklendiği bir dönemde gidişatımız hiç de hayra alamet değildir, sonu hüsran olacaktır!” dedikçe bir yerleriyle bize gülenlere şimdi biz de terbiyemiz çerçevesinde kahkahalarla gülüyoruz.

Ailelerde verilmeye çalışılan ahlâk - eğitim ve terbiyenin eksikliği veya hiç olmamasını, okullardaki sistem – müfredat – sınav ve kadroların yetersizliği ve olanların da kalitesizliğini, belediyeler ve devlet kurumları da dahil olmak üzere işyerlerindeki düzensizlik – vurdumduymazlık – tasvip edilmeyen olayları, adaletten yoksun olan ve lastik gibi her tarafa çekilen kanunları veya kanun sopasıyla milleti terbiye etmeye çalışan devletin uygulamalar konusundaki yetersizliklerini, muhalefet ve iktidarıyla tüm siyasi partilerin de yozlaşma - çürüme ve kokuşmuşluktan hisselerine düşen payları (!) nasıl aldıklarını gördükçe her geçen gün şahıs ve kurumlara yapılan operasyonları da – olmaması gereken bir şekilde - “normal” olarak karşılamaya başladık.

Bir toplumun ahlâk – terbiye ve eğitimini (bilhassa suç ve suçlu oranlarının düşürülmesini), “sopa” olarak kullanılan “kanun” ve “cezalandırma” yöntemleriyle sağlayamazsınız. Hele hele demokrasi ve özgürlüklerin sonsuz bir şekilde yaşandığı – yaşatıldığı ve bunun da “gelenek” haline getirildiği ülkemizde böyle bir yola tenezzül etmek, hem geri teper ve hem de toplumun sinir uçlarını bozmaktan başka bir işe yaramaz, yaramayacaktır. Hem huylu huyundan vazgeçmez ve hem de alışmış kudurmuştan beterdir yani alışkanlıkları değiştiremezsiniz.

Öyleyse ne yapmamız gerekir;

Ahlâk, terbiye ve eğitim; Her yönüyle birbirine denk olan eşlerin yapacakları “evlilik” ve onu yuvaya dönüştürecek olan çocukların “birey” olarak yetişmeleri ancak adına “aile” dediğimiz ve kelimenin tam manasıyla gerçekten de “yuva” olabilecek en küçük sosyolojik müesseseyle başlar ve “toplum” olmayla neticelenir. Eğer ana/baba kendinden beklenilen inanç – ahlâk – terbiye ve eğitimden  yoksun ve ebeveyn olmanın da sorumluluklarını yerine getiremiyorsa o ailede yetişen çocuklar toplum içerisine salındığı zaman; ya kafede bir çocuğu, ya okulda bir öğrenci veya öğretmeni, ya trafikte veya asayişi sağlamada görevli olan bir polisi öldürmeye kalkar veya uyuşturucu madde kullanımı – kumar oynama – fuhuş gibi tasvip etmediğimiz rezilliklerin içerisinde ömrünü kaybedip gider ve izbe / köhne bir yerde cesedini bulursunuz. İşte bu hazin son, başa dönmeye kalksanız – ahlanıp vahlansanız bile bir işe yaramayacak ve son pişmanlık da fayda etmeyecektir.

Son zamanlarda ünlüsü – ünsüzü veya şöhretlisi – tanınmayanı üzerinden birçok sorumsuzluğa şahit oluyoruz. Oynadıkları diziler, içerik ürettikleri sanal medya hesapları, paylaşım yaptıkları alanlar üzerinden önce asılsız haberleri yayıp kin ve hakaretlerini kustuktan sonra “kanunlar” la tanışınca pişkin bir şekilde “pişmanlık” (!) duyduklarını ifade ediyor, “geçici” misafir edildikten sonra da bunların yerini farklı figürler alıyor. İşte biz buna “milletine – devletine ve toplumuna yabancılaşma hastalığı” ve “zihniyetin hortlaması” diyoruz. Puslu havayı seven kurtlar gibi sürekli olarak karşımıza çıkan bu köhnemiş fikirli / zihniyet fukaraları sayı olarak az olmalarına rağmen dereyi bulandırmaya çalışıyorlar. Bunlar; Yularlarını tutan mihraklara, yaslandıkları aparatlara güvendikleri için içeri atıldıkları zaman kendilerine sahip çıkılacağını zanneder ama bunun böyle olmadığını gördüklerinde de tahliye olduktan sonra kabuklarına çekilip uygun bir ortamı kolluyorlar.

Ne yaparsanız yapın insanların beyinlerindeki zihniyeti ortadan kaldıramaz, millî – manevî değerler/ ortak paydalar konusunda kendiniz gibi düşünmelerini sağlayamazsınız. Çünkü o; kemikleşmiş bir hâl almış, akıl – zihniyet ve sağlıklı düşünme melekeleri kangren olmuştur. Sırf bu yüzden bile olsa aileden başlayacak olan ahlâk – terbiye ve eğitimin aynı kalitede okullara da sirayet etmesini istiyorsak önce aileden başlamamız lazım.

Ailelerin yetiştirdiği bireyler, toplumu oluşturduğu ve toplum da devleti temsil ettiğine göre bundan sonraki süreçlerde kanunlardan ziyade terbiye - eğitim ve ahlâkın göz önünde tutulması ve bunlara değer verildiği takdirde adaletin de kendiliğinden tesis edileceğinin bilinmesi gerekir. Aksi takdirde – kanunların; adı, maddesi ve yaptırımı ne olursa olsun -  “suçlu” deyip içeri atmaya ve bu yolla ahlâk – terbiye dersi vermeye veya bunları aşılamaya çalıştığınız herkes, adliyelerin bir kapısından girip öbür kapısından çıkar ve cezalar da caydırıcı olmazlar. Operasyon ve tutuklananların sayısının fazla olması ve aynı zihniyete mensup kişilerin sürekli olarak karşımıza çıkmalarının sebebi de budur. “Yapanın yanına kâr kalan” her bir hakaret, ayrıştırıcı – ötekileştirici ifade ve ahlâk / terbiye – eğitimden yoksun davranışlar sahibini bağlar ancak cezasızlık algısı da toplumun adalete – devlete olan güven ve bağlılığını da zedelemiş olur. Adalet terazisinin şaştırılmaması en büyük temennimizdir.

Son söz Fatih Sultan Mehmet Han’ın olsun;

“Aklı öldürürsen ahlâk da ölür.

Aklı ve ahlâk öldüğünde millet bölünür.

Kadıyı satın aldığın gün adalet ölür.

Adaleti öldürdüğün gün devlet de ölür.”   

Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK

 

Etiketler: