Neyi başardığınızın önemi var mı? Evet, elbette var. Ama ben zamanla şunu öğrendim: Benim için asıl mesele neyi başardığım değil, nerede ve neyin içinde kendimi iyi hissettiğimmiş. Bazen gelen bir mesajın, bazen hiç beklemediğim bir anda aranan “Nasılsın?” kelimesinin kıymetini anlamakmış. Bir insanın sizi düşündüğünü bilmek, birinin hayatına küçücük de olsa iyi bir iz bırakabilmek, aslında mutluluğun en sade ve en gerçek hâliymiş.
Önemsenmek diyemem buna. Çünkü ben zaten çok sevildiğim, değer gördüğüm bir ailede büyüdüm. Bunun eksikliğini hiç yaşamadım, sanırım bundan sonra da yaşamam. Hep inandım ve hep hissettim ki bir baba kızını güzel severse, o sevgi kızının içinde ömür boyu büyüyen bir güvene dönüşüyor. Bir kadın sevildiğini, değer gördüğünü ve olduğu hâliyle kabul edildiğini hissettiği yerde kendini daha kolay buluyor. Belki de bu yüzden ben mükemmel olmak istemedim. Mükemmel bir kadın, kusursuz bir hayat peşinde hiç koşmadım. İsteğim çok daha basit ama benim için çok daha kıymetliydi: İyi bir insan, iyi bir eş, iyi bir anne, sevgisi bol ve elinden geldiğince veren bir insan olabilmek.
Çalışıyorum, bazen eksiliyorum, bazen yoruluyorum, bazen “Ben bunu nasıl yetiştireceğim?” dediğim günler oluyor. Ama yine de hayallerimi gerçekleştiriyorum. Her adımımda, her emeğimde, her güzel karşılaşmamda şükretmeyi öğreniyorum. Çünkü bugün olduğum kadın, yalnızca kendi çabamın değil; hayatıma dokunan insanların, ailemin, yavrularımın, bana inananların ve yolumda karşıma çıkan güzel insanların da bir eseri. Her geçen gün biraz daha güçleniyorsam, bunda bana verilen sevginin, desteğin ve inancın büyük payı var. Önce kendime inandım, sonra bana inanan insanların varlığını hissettim. Hayatımızda bize yol gösteren, bize örnek olan insanların kıymetini de bu yüzden çok iyi biliyorum.
İnsanların hayatına güzel anılar bırakırken duyduğum bazı cümleler var ki, benim için aldığım herhangi bir ücretten çok daha değerli. “Serap Hanım, harika olmuş.” “Evet, gerçekten büyük fark gördük.” “Yetişin, şu işi de halledelim.” “Siz bunu çözersiniz.” Ve en önemlisi, emeğin karşılığında teşekkür etmeyi bilen insanların varlığı… İşte ben bu yüzden yaptığım işi seviyorum. Bir şey üretmenin, bir problemi çözmenin, birinin işini kolaylaştırmanın ve sonunda karşılıklı güzel bir memnuniyet bırakmanın haklı gururunu yaşıyorum. Elhamdülillah. Çünkü her yaptığım işte sadece para kazanmak yok. Bazen bir çocuğun eğitimi, bazen birinin hayali, bazen bir annenin mutluluğu, bazen bir insanın “İyi ki yaptın.” demesi daha ağır basıyor. Hayatta bazı şeylerin karşılığını parayla ölçmemek gerektiğine inanıyorum.
Doğru yerde, doğru insanlarla olabilmek de insanın nefes aldığını hissetmesidir. Kaliteli dostluklar, güzel çevreler, samimi ilişkiler insanın hayatındaki en büyük zenginliklerden biridir. Ama hayatımda hiçbir zaman bahanelere sığınmış yokluklara yer vermek istemiyorum. Çünkü ne kadar acı bir hâle geldik bazen… “Nasılsın?” demeyi, “Nasıl oldun?” diye sormayı, bir kahve içmek için kapı çalmayı, “Gel, çayı koydum.” demeyi unuttuk. Bağların çürüdüğü, insanların birbirinden uzaklaştığı, misafirin yük görüldüğü, küçüklere sevginin azaldığı, sabrın tükendiği bir toplum hâline gelmek beni gerçekten düşündürüyor.
Her şeyden kopmayı sadeleşmek zannediyoruz bazen. Oysa sıla-i rahimden uzaklaşmak, insanlardan tamamen kopmak, gönül bağlarını kesmek arınmak değildir. Çocuklarımızın geleceğine bıraktığımız en büyük miras sadece maddi imkânlar değil; onların insanlara nasıl davranacağını, merhameti, sevgiyi, paylaşmayı ve vefayı nasıl öğreneceğidir. Çocuklarımıza yalnızlığı ve sevgisizliği çoğu zaman büyükler olarak biz öğretiyoruz. “Muhatap olma.” “Gitme.” “Onlarla görüşme.” “Şunu sevme.” diye diye onların kalplerine farkında olmadan öfkeyi, mesafeyi ve merhametsizliği yerleştiriyoruz. Sonra da dönüp “Gençlik neden böyle?” diye soruyoruz. Belki de önce kendimize sormamız gereken soru şu: Biz çocuklarımıza ne öğrettik?
Biz Peygamberimizin ümmetiyiz. Kimi, neyi örnek alıyoruz? Kendimizi neye inandırıyoruz? Sevginin, paylaşmanın, gülmenin, misafirperverliğin çoğalması gerekirken neden birbirimizin hayatına zehir saçan bir toplum hâline geliyoruz? Sonra çocuklarımızın nereye gittiğini sorguluyoruz. Oysa çocuklar gördüklerini öğreniyor. Evde duyduklarını, büyüklerinin birbirine nasıl davrandığını, bir komşuya nasıl bakıldığını, bir akrabadan nasıl bahsedildiğini hafızalarına yazıyorlar.
Biz şu çürümüş yalnızlığı mutluluk sanmaktan vazgeçmedikçe, özümüzden uzaklaşmaya devam ettikçe, Allah’ı anmayı, şükretmeyi ve merhameti hayatımızın merkezinden çıkardıkça huzuru da kaybediyoruz. Allah bize merhamet ederken biz kimiz ki rızkıyla gelen bir misafiri bile istemez hâle gelelim? Paylaştıkça çoğalır diye büyütüldük. Bir tabak yemeğin, bir bardak çayın, bir simidin bile paylaşmanın güzelliğini bildik. Şimdi ise birbirimize ayıracak birkaç dakikamız bile yok. Oysa insanın insana verebileceği en büyük hediye bazen sadece samimiyetidir.
Ben kendime hep şunu hatırlatıyorum: Ben herkesi seviyorum. Kimse mutsuz olmasın istiyorum. Her çocuk başarılı olsun, her annenin emeği cennetle taçlansın, her babanın alın teri cennette bitmeyen bir zemzem olsun diye dua ediyorum. Her gece elimden geldiğince herkesi selamlıyorum. Kalbimi kimseye kapatmak istemiyorum. Küsmekten, kin tutmaktan Allah’a sığınıyorum. Kırgınlıklar elbette geliyor, insanız; ama onları kalbimde büyütmemeye çalışıyorum. Çünkü insanın ömrü, taşıyacağı kinlerden çok daha kıymetli.
Başaranı alkışlayın. Çalışanı takdir edin. Bir insanın emeğini görmek gerçekten çok zor değil. İyi insan olalım. İyiyi analım. Çocuklarımızı kötü sözlerle, kötü insan hikâyeleriyle, öfkeyle büyütmeyelim. Onlara saygıyı, merhameti, sevgiyi öğretelim. Çünkü saygı duymayı bilen bir nesil, farklılıklarla yaşamayı da öğrenir. Allah çocuklarımızı kalbi kararmış insanlardan uzak etsin. Hepimizin evladını başarıyla, güzel ahlakla, imanla ve merhametle taçlandırsın. Emek veren çocuklarımız taşlanmasın, desteklensin. Bir çocuğun elinden tutmak, bazen onun bütün hayatını değiştirebilir.
Kadının kadına destek olduğu bir dünyayı biz kurmazsak kim kuracak? Birbirimizin ışığını kısmak yerine birbirimizin yolunu açalım. Sevmeyi sadece kendimize değil, herkese öğretelim. Hayvanı sevelim, doğaya saygı duyalım, kullandığımız eşyaya bile özen gösterelim. Evde bir tabak çorba içiyorsak, o çorbanın arkasındaki annenin emeğini de görelim. Bir evin temizliğinin, bir sofranın hazırlanmasının, bir çocuğun büyütülmesinin görünmeyen emeklerini küçümsemeyelim. Çünkü hayat, sadece görünen başarıların toplamı değildir.
Hayalleriniz olsun. Hedefleriniz olsun. Koşmaktan yorulmayın, yorulduğunuzda biraz dinlenin ama pes etmeyin. İnsanların hayatında güzel anılar, güzel hatıralar bırakın. Birilerinin kalbine dokunun. Birinin emeğini alkışlayın. Birinin yolunu açın. Yapabileceğiniz bir iyiliği “Boş ver.” diyerek ertelemeyin. Çünkü sizin bazen önemsiz gördüğünüz iki cümle, bir başkasının hayali olabilir. Sizin küçük gördüğünüz bir destek, bir insanın yeniden ayağa kalkmasına sebep olabilir. İyilik, insana yakışan en güzel şeydir.
İnsan nerede, nasıl mutlu oluyorsa, orası onun tacıdır. Kimseyi yaşamından, mesleğinden, tercihinden, kazancından dolayı küçümsemeyin. Simit satan da ekmeğini kazanıyor, doktorluk yapan da. Herkesin hayatı aynı değil. Bazılarının hayatı, bir başkasının hayali olabilir; bazıları hayallerini yaşarken huzuru, başkasının yediği bir simitte bulabilir. Bu yüzden insanların hayatlarına kendi ölçülerimizle hüküm vermek yerine, birbirimize iyilikle ve güzel düşüncelerle yaklaşmayı öğrenelim.
“Kötü bir gençlik var.” diyoruz. Peki kendimize hiç “Ben çocuğuma merhameti öğrettim mi?” diye soruyor muyuz? Ben elimden geleni yaptığıma inanıyorum demeyin devam edin hep güzeli verin . Çocuklarımıza iyi örnekler sunalım. Merhameti aşılayalım. Hedefleri olsun diye yollarını açalım. Onlara sadece başarıyı değil, başarırken insan kalmayı da öğretelim. Çünkü iyi bir insan olmak, bazen kazanılan en büyük başarıdır.
Bir karede bin yıllık bir hatıra saklanabilir. Bir başka karede bir ailenin bütün hikâyesi olabilir. Hayatın ne kadar hızlı geçtiğini hepimiz biliyoruz. O yüzden geriye dönüp baktığımızda “İyi ki…” dedirtecek şeyler yapmaktan vazgeçmeyelim. İyi ki aramışım, iyi ki gitmişim, iyi ki sarılmışım, iyi ki destek olmuşum, iyi ki affetmişim, iyi ki birinin elinden tutmuşum diyebileceğimiz bir hayat bırakalım arkamızda.
Çünkü sonunda insanın geride bıraktığı sadece kazandıkları, sahip oldukları ya da makamı değildir. İnsanların kalbinde bıraktığı izdir. Bir çocuğun duasında, bir annenin tebessümünde, bir babanın teşekküründe, bir dostun güzel hatırasında yaşamaya devam etmektir.
Ben hayatın bütün kusurlarına rağmen sevgiyi seçiyorum. Merhameti seçiyorum. Paylaşmayı, üretmeyi, çalışmayı, hayal kurmayı ve insanlara iyi gelmeyi seçiyorum. Yorulsam da yürümeyi, düşsem de yeniden kalkmayı, kırılmış olsam da kalbimi tamamen kapatmamayı seçiyorum.
Ve her gün kendime aynı şeyi söylüyorum: Daha iyi bir insan olmak için hâlâ vaktim var. Daha çok sevmek, daha çok paylaşmak, daha çok iyilik yapmak için hâlâ yolum var.
Allah hepimize önce güzel bir kalp, sonra o kalbin hakkını verecek bir hayat nasip etsin. Evlatlarımızı merhametli, başarılı, imanlı ve vicdanlı insanlarla karşılaştırsın. Sofralarımızı bereketlendirsin, evlerimizi huzurla doldursun, gönüllerimizi kin ve öfkeden korusun. Ve bize, bu dünyadan geçerken insanların hayatında güzel bir iz bırakabilmeyi nasip etsin.
Çünkü insanın en büyük başarısı, kaç kişiyi geride bıraktığı değil; kaç kişinin hayatına dokunduğudur.
Ve ben buna her gün yeniden şükrediyorum.
Elhamdülillah.
Serap Özer/TİMETÜRK