Alexis Carrel’in İnsan Denen Meçhul isimli kitabını yıllar önce okumuştum. İnsanın pek çok yönünün tam bilinemediğinden bahseder. Biyolojik, psikolojik ve zihinsel yönlerinin tam anlaşılamadığına vurgu yapar. Gerçekte de öyledir. Çünkü insan, biyolojik açıdan çok keşfedilemeyen yönünün yanında kendini gizlemesini iyi bilen ve bu nedenle muhatabını çok rahat aldatabilen bir varlıktır. Ama güven ortamının zedelenmemesi için çoğu insan birbirine şüphe ile bakamaz, bakmamalıdır. Bununla birlikte temel ölçümüz: “Müslüman bir delikten iki defa ısırılmaz.” Isırılmamalıdır. (Hadis/ Buhari,Müslim) Bir diğer temel İslami ölçü de, “Nahnu nahkumu bizzevahir Vallahü yetevelle’s Serair.” “Biz sözün dış anlamına bakar hüküm veririz. Sözdeki gerçek amacı Allah bilir” şeklindedir. Güven ortamı ve hukukun işlevselliği için bu kural çok önemlidir.
Aynı zamanda insan çok çabuk etki altına alınabilen, etki altına alındıktan sonra da alışkanlık haline getirdiklerinden kolay sıyrılamayan bir varlıktır. Taraf olduğu kesimin yanlışlarını dahi görmek istemeyen, yandaşını körü körüne savunan asabiyetçi bir varlıktır aynı zamanda. Hatta bağlılarının yanlışlarını gerçek sanmaya kendini zorla da olsa inandırır. Bu aşamada yeniliğe ve başka düşüncelere açık olmayan katı birisi olur çıkar. Bir de yaş ilerlemiş, okuma ve tefekkür dondurulmuşsa artık o tiplere fiziken yakınınızda da olsa ulaşabilmek mümkün değildir. Böylelerinden çok azı sabitelerinden kurtulabilir. Bir konuyu veya bir meseleyi bu tiplerle tartışamazsınız. Tartışsanız da medenice bir netice alamazsınız. Hâlbuki Kur’an-ı Kerim’de “…Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletten sapmaya sevk etmesin. Âdil davranın. (Bu) Takvaya (Allah’a karşı sorumluluk bilincine) daha yakındır. Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olun. Şüphesiz ki, Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Maide/8) Ölçü böyle konmuştur.
İnsanı yetiştiği ortam şekillendirir. Çok az insan kabuğunu kırma cesareti gösterir. Çünkü rutinin dışına çıkmak her babayiğidin harcı değildir. Riski vardır alışılmışın dışına çıkmanın. Bir de durmadan kabuk üstüne kabuk bağlanmaya, sur üstüne sur örülmeye başlarsa artık iş daha da zorlaşır. Bu nedenle akıllı insan başkasının hatırına yaşamaya özenmemeli. Kendisi için yaşamalı. Çünkü sonuçta kendi hesabını kendisi verecektir. “Şeytan sizden pek çok nesli saptırmıştı. Siz bunu hiç düşünmüyor musunuz!?" (Yasin/62)
Bana göre bu söylediklerim inanan/inanmayan herkes için geçerlidir. Hayatını sıradanlaştıran herkes için bu böyledir. Günümüzde sosyal medyanın etkisi ile yaşayan kitleler asılsız haber ve algı yoluyla patolojik malumat yüküne maruz kalıyor. Bir sürü tez, antitez, hipotez, bilgi, malumat ve sahte yorumlarla kafası şişen insanların davranış biçimleri de abur cubur oluyor. Elbette genelleme yapmak doğru değildir. Bu engelleri kıran ve kendisi için yaşayan harika insanlar var. Ancak insanların çoğu sürü mantığıyla hareket etmeyi daha çok tercih ederler. Kolaycılık her zaman rağbet görür. Kısacası putlaştırdığı görüşlerini, yaşantısını ve peşine takıldıklarını terk etmek ağır gelir bu kişilere. Kimse putuna laf söyletmiyor. “Ben atamdan böyle gördüm, dedem, babam böyleydi, biz şu zamandan beri değişmeden bu görüşteyiz” şeklinde akıllı varlıktan çok duymaya yakışmayacak sözler duyarız. “ …Şayet babaları doğru düşünmüyor, akl etmiyorsa da mı –onların yolundan gidecekler-?” (Bakara/170) Der Rabbimiz. Hâlbuki insan olmanın en önemli ölçüsü kendisi olabilmesidir. Sıradanlaşmak, başkasının görüşünü tartışmasız kabullenmek insana yakışmaz. Burada tek istisna, inancımızın ilkeleri tartışılamaz. Ama yorum niteliği taşıyan her fikir tartışılabilir. Tabii bu da ehlince olmalıdır. Çünkü “müsademe-i efkârdan barika-i kakikat doğar” ilkesi çok önemlidir. Yani fikir sahiplerinin tartışmasından gerçeğin aydınlığı doğar.
Toplum olarak ciddi sorunlarla boğuşuyoruz. Spor taraftarlarının anlamsız taşkınlığını aratmayan zihinsel travmalar yaşıyoruz. Birisi kalkmış şovmenlik yapacağım derken kendini inkâra giden laflar ediyor. Ha kendisi inançsız olabilir. Fakat o zaman da inanmasan bile kutsala saygı insani bir durumdur. Şovmenin söylemlerine sanat kılıfı giydirmeye çalışanların da zihin yapıları aynıdır. Bunlar zavallılıktır. Seksen öncesi provokeyi andıran söylemler bunlar. Kitle psikolojisinin beyni yoktur. Provokasyonlara gebedir. Saatli bomba gibidir. Dikkatli olmak gerekir. (Gustav Le Bon, Kitleler Psikolojisine bakılabilir) Asla oyuna gelinmemeli. Bunun bir proje olduğu kesin. Algıcı bandosu yine iş başında dikkat edelim. Paralel yapı yurt dışında faaliyetlerine devam ediyor. Durduk yerde Madımak Otel tezgâhının sene-i devriyesinde sırtında çantalı bir çocuk geliyor. Aman ne de masum! Sanat adı altında küfürlü müfürlü, saygısızca dini değerleri hafife alan, alaylı tavırla şovmenlik yapıyor. Bazıları da buna sanat diyor. Bu zırvadır sanat değildir. Çantasına doldurup getirdiği kışkırtıcı ve tahrik edici planlamadır. Tabi derin devlet denilen ahtapotun Mossad, CİA bağlantılarını koparan güçlü iktidar olunca beklediklerini bulamadılar. Bulamayacaklar, bulmamalılar. Bu kadar takipçi toplaması, alkışlanması da algıdan başka bir şey değildir. Çek alkışı videoya ver konuşmanın arasında. Eh oldu yani! Bu arada alışık olduğumuz iflah olmaz muhalefet yine yanlışa sahip çıkmayı başarıyla gerçekleştirdi! Eh, zaten başka davranış ta beklenmezdi.
Özetle böylesi absürt çıkışlar ve karmaşık davranışlar toplumu germeye yöneliktir. Tekraren ifade edelim: Oyuna gelmeyelim.
Yusuf Sarıkaya/TİMETÜRK