$

Dolar

46,4792

Euro

53,3552

£

Sterlin

61,5968

Frank

57,6227

Gram Altın

6.205,5000

Bitcoin

2.981.595

$

Dolar

46,4792

Euro

53,3552

£

Sterlin

61,5968

Frank

57,6227

Gram Altın

6.205,5000

Bitcoin

2.981.595

Makale 21.06.2026 5 dk okuma

İki sevincin birleştiği gün

Paylaş:

Birincisi 16 Haziran 2026 Hicri Yılbaşı, İkincisi On sekiz yıl İslam’ın en önemli sembolü ezanın özgün halinden alınıp Türkçeleştirmeye çalışılması saçmalığının kaldırıldığı, tek parti dayatmasına son verildiği günün yıldönümü. O dönem zulmüne tanık olanlar bu günü Ezan Bayramı olarak anarlar.

Hicretin peşinden Yesrib’in Medine’ye dönüşmesi sevinci ile bugün de seviniyoruz. Ezan-ı Muhammedi’nin özgün şekline dönüşmesiyle yeniden dirildik. Bu yasağı kaldıran Menderes ve ekibini, haksızca idam edilenleri rahmet ve minnetle anarken bu zulmü bu millete reva görenleri de lanetliyoruz.

Hicret ve yeniden dirilişin ilk adımlarının atıldığı çok önemli bir olayın 1448. Yılına eriştik elhamdülillah. Tabi başsız İslam dünyasının acı ve hüzünlü manzarası altında. Birlik yok, “sineler toplu” vurmuyor. Siyonist kâfirler mazlum coğrafyada kan içmeye devam ediyor. Umut ediyoruz ki, halkın vicdanı, SUMUD organizasyonları bu melunların sonunu getirecektir. Böyle bir ortamda sembolik kutlamalarla tebrikleşiyoruz. Peygamberimizin ölüm döşeğinden sıyrılıp, gaflet uykusuna dalmış katiller sürüsünün kılıçları arasından çıkıp davası için yollara düştüğü hicret tebrikleşme ile anlaşılacak bir sosyolojik olay değildir.

Evini, barkını, hatıralarını, tüm varlığını geride bırakıp yollara düşmek öyle tek celsede anlatılacak ve anlaşılacak mesele değildir. Artık canınıza kast edilmişse, anlatacaklarınızı anlayacak kimse kalmamış ve “biz atalarımızdan böyle gördük” korosu tempo tutmuşsa orada artık yalnızsın ve kimseye bir şey söyleyemezsin. Çünkü “biz senin dediklerinin çoğunu anlamıyoruz.”  “Kalplerimiz kılıflı” diyenlerin kulaklarından hiçbir şeyi sokamazsınız. Bu durum, yeni arayışlara girmenizi gerekli kılar. İşte hicret böyle bir arayıştı. İki kez bazı müminler Habeşistan’a hicret etti. Ama büyük ayrılık 1448 yıl önce ve gemiyi en son terk eden Peygamberimiz, Hz. Ali ve Hz. Ebubekir olarak gerçekleşti. Putperest Arapların ve orada yaşayan Yahudilerin isim olarak kullandığı Yesrib, (Kınamak, bozmak, fitne çıkarmak, zarar vermek anlamlarına gelmektedir.) Bu nedenle Kutlu Nebi olumsuzluk çağrıştıran bu ismi Medinetü’n Nebi veya Medine-i Münevvere’ye (medeniyetin nurlandırdığı şehre) dönüşmüştür. İslam bu şehre yapılan hicretle beraber neş vü nema bulmuştur. Ekilen tevhit tohumları kök salmıştır.  Âleme nur buradan yayılmıştır. Ne zaman bu medeniyetin ilkelerine sözde değil özde bağlı olmuş ve güncelimizi bu iman şekillendirmişse yücelmişiz. Ne zaman özde değil sözde kalmışsak o zaman da zor zamanlarda kalmışız demektir.

Mekke’nin fethinden sonra ise İslam yurdunda hicret olmaz. Sadece hak davada “mücadele ve samimi niyet taşıma vardır” demektedir Hz. Peygamber.

&

Bir ramazan günüydü. Bursa’da Nilüfer İhsaniye Merkez Camii avlusunda oturuyorduk. Doksan yaşını aşmış, hafız, emekli bir imam-hatip ile tanıştım. Eskişehir’den gelmiş. Oğlunda misafirlikteymiş. Konu ezandan açıldı. Merhum hafız hocamız bu zulüm günlerini yaşamış. Hatırımda kaldığı kadarıyla O’ndan dinleyelim. ”Eskişehir’in bir köyünde imamdım. Bir gün müftü efendi tüm imamları müftülüğe çağırdı. Her birimize gözyaşları içinde bir evrak imzalattı ve elimize birer pusula verdi. Evlatlarım hükümet karar almış bundan sonra ezanı elinizdeki pusulada yazılı şekliyle okuyacaksınız diyerek bizi görev yerlerimize gönderdi. Devir şeflik devriydi. Ben geldim minareye çıktım başladım “Tanrı uludur, Tanrı uludur…” Şeklinde okumaya. Sesimi duyan halk evinden avluya çıkıyor ve şaşkın şaşkın bakıyordu. Az sonra ellerini başlarına vurarak “gavur olduk, gavur olduk, ezanımızı da değiştirdiler” diyerek dövünmeye başladılar. Bunu yıllarca böyle okudum. Her ezan okuyuşumu köyde fötr şapkalı, hükümetin adamı vardı takip ediyor ve raporluyordu. Aradan on sekiz yıl geçmiş ve Menderes hükümeti iktidara gelmişti. Tek parti döneminin pek çok zulmünü ortadan kaldırmaya çalışıyorlardı. O zulümlerden birsi de tüm İslam ümmetinin ortak ibadet dili olan ezanı özgün şekline getirmekti.

&

Yine müftümüz bizi müftülüğe çağırdı. Bu sefer sevinç gözyaşları ile evladım ezanlarınızı artık normal okuyacaksınız dedi. Sevinçten uçuyorduk hepimiz. Köye geldim sanırım öğle veya ikindi ezanıydı. “Allahü Ekber, Allahü Ekber…” dememle birlikte halk sevinçten evlerinden dışarı fırlıyor. Kadınlar avlularında, erkekler cami etrafında secdeye kapanıyorlardı.” Elhamdülillah” diyerek bağrışıyorlardı. Fötr şapkalı da aşağıdan bana bağırıyordu: “doğru okusana lan, bak seni şikâyet ederim” diyordu. Ben de arada “hükümet değişti, kanun değişti. Sana ne böyle okuyacağız artık” diye ezan aralarında minareden bağırıyordum.” İşte bizim ezan maceramız böyle oldu. 16 Haziran 1950’den bu yana Müslümanlar bu günü Ezan Bayramı olarak anmaktadır. Tabi bir resmi bayram olarak değil.

Yusuf Sarıkaya/TİMETÜRK

Etiketler:
Yusuf Sarıkaya
Yusuf Sarıkaya

Köşe Yazarı