Hayatta herkesin anlatmaya çalıştığı bir hikâyesi vardır.
Kimi yaşadığı zorlukları anlatmaya çalışır, kimi hayallerini, kimi de içinde biriktirdiği kırgınlıkları...
Ama bazen insanın bütün çabası tek bir noktada düğümlenir:
Anlaşılmak.
Çünkü insan sadece konuşmak için konuşmaz. Bazen duyulmak ister, bazen hissedilmek, bazen de karşısındaki kişinin gerçekten ne demek istediğini anlamasını bekler.
Ne var ki modern hayatın en büyük eksikliklerinden biri de tam burada ortaya çıkıyor.
Herkes konuşuyor ama çok az insan gerçekten dinliyor.
Birçok insan cevap vermek için bekliyor, anlamak için değil.
Bu yüzden günümüzde kalabalıkların içinde yaşayan, sürekli insanlarla iletişim halinde olan ama kendini yalnız hisseden insanların sayısı her geçen gün artıyor.
Çünkü yalnızlık her zaman etrafta insan olmaması değildir.
Bazen en büyük yalnızlık, derdini anlattığın halde anlaşılmamaktır.
İnsan zamanla her şeye alışabilir.
Yoğunluğa alışır.
Zorluklara alışır.
Hayal kırıklıklarına bile alışır.
Ama anlaşılmadığını hissetmek, insanın içinde sessizce büyüyen bir yorgunluğa dönüşür.
Bir süre sonra insan daha az konuşmaya başlar.
Daha az anlatır.
Daha az paylaşır.
Çünkü sürekli kendini açıklamak zorunda kalmak da ayrı bir yorgunluktur.
O noktadan sonra bazı insanlar susmayı seçer.
Dışarıdan bakıldığında güçlü görünürler.
Gülümserler.
Hayatlarına devam ederler.
Ama içlerinde hep aynı eksiklik vardır:
"Kendimi anlatamadım."
Belki de bu yüzden bazı insanlar kırıldığında bağırmaz.
Tartışmaz.
Sitem etmez.
Sadece sessizleşir.
Çünkü bazen insan vazgeçtiği için değil, anlaşılamadığı için susar.
Hayatın en değerli duygularından biri anlaşılmaktır.
Çünkü anlaşılmak, insanın yükünü hafifletir.
Kendini yalnız hissetmesini engeller.
Ve ona hâlâ görüldüğünü hissettirir.
Belki de bu yüzden insanı en çok yoran şey yaşadığı sorunlar değil...
Yaşadıklarını kimseye anlatamıyor olmasıdır.
“Bazı insanlar yalnız olduğu için değil, anlaşılamadığı için sessizleşir.”
Uğur Kütükoğlu/TİMETÜRK