Hayatta kaybetmek denildiğinde aklımıza hep insanlar gelir.
Bir dost...
Bir sevgi...
Bir fırsat...
Ya da yıllarca peşinden koştuğumuz bir hayal...
Oysa insanın yaşayabileceği en büyük kayıp, kendinden vazgeçmesidir.
Çünkü insan bir anda değişmez.
Önce bir kez susar.
Sonra istemediği hâlde "Tamam." der.
Kırıldığı hâlde gülümser.
Hak ettiğini bildiği hâlde daha azına razı olur.
Zamanla kendi sesini kısmayı öğrenir.
Başkalarını üzmemek için kendini üzer.
Herkes mutlu olsun diye kendi huzurundan, hayallerinden ve benliğinden biraz daha vazgeçer.
Farkına varmadan, aynaya baktığında tanıdığı kişiyle arasında sessiz bir mesafe oluşur.
İnsan bazen başkalarını kaybetmemek için kendini kaybeder.
Oysa kimse, kendi benliğini feda ederek gerçek anlamda mutlu olamaz.
Çünkü insanın içindeki boşluğu, başkalarının onayı dolduramaz.
Kendine yabancılaştığında, en büyük kalabalık bile yalnızlığını azaltmaz.
Hayat, herkesi memnun etmeye çalışacak kadar uzun değildir.
Her "Evet", gerçekten içinden gelmeyebilir.
Her gülümseme mutluluk anlamına gelmez.
Her fedakârlık doğru değildir.
Bazen kendini korumak bencillik değil, kendine duyduğun saygıdır.
Hayır diyebilmek...
Sınır çizebilmek...
Kendini dinleyebilmek...
İçindeki sesi susturmamak...
Bunlar insanı yalnızlaştıran değil, ayakta tutan şeylerdir.
Çünkü kendinden vazgeçmeye başladığında, hayatın renkleri de yavaş yavaş solmaya başlar.
Bir gün dönüp aynaya baktığında anlarsın ki...
Asıl mesele herkes tarafından sevilmek değildir.
Asıl mesele, aynaya baktığında gördüğün insana yabancılaşmamaktır.
İnsan, başkalarını mutlu etmeye çalışırken kendi mutluluğunu ihmal etmemelidir.
Çünkü herkes için verdiğin mücadele, seni kendinden uzaklaştırıyorsa; kazandığını sandığın hiçbir şey gerçek bir kazanç değildir.
Kendine verdiğin değeri başkalarının sevgisine emanet etme.
Kendi sesini, başkalarının beklentileri uğruna susturma.
Çünkü insan...
En çok başkalarını kaybettiğinde değil, kendinden vazgeçtiğinde kaybeder.
Uğur Kütükoğlu / TIMETURK