Bir ülkenin gelişimini değerlendirirken siyasi tercihlerimizden, partisel aidiyetlerimizden ve günlük siyasi kavgaların gürültüsünden biraz olsun uzaklaşabilmeliyiz. Çünkü bazı başarılar vardır ki; iktidarın, muhalefetin, sağın, solun, muhafazakârın ya da sekülerin değil, doğrudan milletin ortak kazanımıdır. Türkiye’nin son yirmi yılda savunma ve havacılık sanayiinde kat ettiği mesafe tam da böylesine bir başarı hikâyesidir. Düne kadar piyade tüfeğini, mermisini, telsizini, gece görüş cihazını bile dışarıdan almak zorunda kalan bir ülkeydik. Bugün ise; MPT-55 ve MPT-76 milli piyade tüfeklerini, BORA ve YILDIRIM füze sistemlerini, SUNGUR hava savunma sistemini, HİSAR-A ve HİSAR-O hava savunma sistemlerini, SİPER uzun menzilli hava savunma sistemini, ATMACA gemisavar füzesini, SOM seyir füzesini, TRG-230 ve TRG-300 füze sistemlerini, AKYA milli torpidosunu, AKSUNGUR’u, ANKA’yı, BAYRAKTAR TB2’yi, BAYRAKTAR AKINCI’yı, KIZILELMA’yı, HÜRKUŞ’u, HÜRJET’i, GÖKBEY’i, ATAK helikopterini, KAAN milli muharip uçağını, ALTAY tankını, TCG ANADOLU’yu, MİLGEM projelerini, yerli ve milli imkânlarla geliştirebilen bir ülke haline geldik. Üstelik bunlar yalnızca birkaç örnek… Bu projelerin isimleri bile ayrı bir medeniyet tasavvurunun izlerini taşıyor. Atmaca, hedefini şaşmayan yırtıcı kuşu… Hisar, bir milletin kalesini… Siper, korumayı… Akıncı, fetih ruhunu… Kızılelma, Türk tarihinin büyük idealini… Hürjet ve Hürkuş, özgürlüğü ve gökyüzüne hâkim olma arzusunu… KAAN ise devlet geleneğimizdeki kudreti ve bağımsızlığı temsil ediyor. Bütün bunlar tesadüfen verilmiş isimler değildir. Bu isimler, geçmiş ile gelecek arasında kurulan köprünün sembolleridir. Şimdi ise yeni bir eşikteyiz. TUSAŞ ile dünyanın önemli uçak üreticilerinden Embraer arasında yürütülen görüşmeler, Türkiye’nin sivil havacılıkta yeni bir döneme geçebileceğinin işaretlerini veriyor. E190-E2 ve E195-E2 gibi bölgesel yolcu uçaklarının ortak üretimi gerçekleşirse Türkiye yalnızca uçak satın alan değil, uçak üreten ülkeler ligine daha güçlü biçimde adım atmış olacak. Bu yalnızca bir sanayi yatırımı değildir. Bu, mühendis yetiştirmektir. Bu, teknoloji üretmektir. Bu, bilgi transferidir. Bu, yan sanayinin gelişmesidir. Bu, gençlerin önüne yeni ufuklar açmaktır. KAAN’dan sonra yolcu uçağı… HÜRJET’ten sonra bölgesel havacılık… İHA ve SİHA’lardan sonra küresel sivil havacılık zincirine dahil olmak… Bunlar küçümsenecek işler değildir. Elbette eleştiri olacaktır. Olmalıdır da… Demokrasiler eleştiriyle güçlenir. Fakat eleştiri ile yok saymak arasında çok büyük bir fark vardır. Bir başarıyı sırf siyasi rakibiniz elde etti diye görmezden gelmek, onu küçümsemek ya da değersiz göstermeye çalışmak; ülkeye değil, siyasi kutuplaşmaya hizmet eder. Bir fabrikaya, bir teknoloji yatırımına, bir savunma sanayi projesine, bir mühendislik başarısına bakarken önce şu soruyu sormamız gerekir; “Bu ülke bundan kazançlı mı çıkıyor?” Cevap evetse gerisi ikinci planda kalmalıdır. Çünkü KAAN havalandığında yalnızca bir siyasi görüşün değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağı gökyüzüne yükselmektedir. Çünkü Bayraktar TB2 ihracata gittiğinde yalnızca bir şirket değil, Türkiye markası değer kazanmaktadır. Çünkü HÜRJET göğe çıktığında yalnızca bir kurum değil, Türk mühendisliği sınav vermektedir. Çünkü yarın Embraer ile kurulacak muhtemel bir ortaklık başarıya ulaşırsa bundan kazanç sağlayacak olan herhangi bir parti değil, 86 milyonluk Türkiye olacaktır. Bir milletin evlatlarının ürettiği değeri görmezden gelmek, siyasi muhalefet değil; kendi ülkesinin başarısına yabancılaşmaktır. Türkiye’nin eksikleri vardır. Hataları vardır. Tartışılması gereken birçok mesele vardır. Ancak hakkı teslim etmek de bir erdemdir. Bugün dünyanın dikkatle takip ettiği savunma ve havacılık sanayi hamleleri karşısında yapılması gereken şey; kör bir taraftarlık da değildir, kör bir karşıtlık da değildir. Yapılması gereken, başarıyı takdir ederken eksikleri konuşabilen olgunluğu gösterebilmektir. Çünkü milletlerin yükselişi, yapılanları inkâr edenlerle değil; yapılanların üzerine yenilerini koyanlarla mümkün olur. Ancak bütün bu başarıları anlatırken kendimizi eleştirmekten de vazgeçmemeliyiz. Bugün savunma sanayiinde elde edilen başarıların kalıcı hale gelmesi için yalnızca mühendis yetiştirmek yetmez; bilim insanı yetiştirmek, üniversiteleri daha üretken hale getirmek, meslek liselerini güçlendirmek ve teknolojiyi toplumun bütün katmanlarına yaymak gerekir. KAAN üretmek önemlidir. Ama KAAN’ın motorunu, elektronik sistemlerini, çiplerini ve yazılımlarını da tamamen yerli imkânlarla üretebilecek seviyeye ulaşmak daha önemlidir. İHA ihraç etmek kıymetlidir. Ama o İHA’nın kullandığı en kritik parçaları da dışa bağımlı olmadan geliştirebilmek daha büyük bir başarıdır. Savunma sanayiinde geldiğimiz nokta gurur vericidir. Fakat asıl mesele bu başarıyı sivil sanayiye, eğitime, teknolojiye ve yüksek katma değerli üretime taşıyabilmektir. Bugün dünyanın gelişmiş ülkeleri yalnızca tank, uçak ve füze ürettikleri için güçlü değildir. Aynı zamanda otomotivde, sivil havacılıkta, yazılımda, yapay zekâda, tıpta ve ileri teknolojide söz sahibi oldukları için güçlüdür. Türkiye’nin önündeki yeni hedef de budur. Savunma sanayiindeki özgüveni; sivil havacılığa, otomotive, enerjiye, yapay zekâya ve yüksek teknoloji üretimine dönüştürebilmek… İşte gerçek sıçrama o zaman gerçekleşecektir. Bu sebeple yapılanları küçümsemek de yanlıştır, eksiksiz görmek de… Doğru olan; başarıyı takdir ederken daha iyisini istemeye devam etmektir.
Hakkı Balcı/TİMETÜRK