$

Dolar

45,3627

Euro

53,4180

£

Sterlin

61,9567

Frank

58,3293

Gram Altın

6.838,8800

Bitcoin

3.684.486

$

Dolar

45,3627

Euro

53,4180

£

Sterlin

61,9567

Frank

58,3293

Gram Altın

6.838,8800

Bitcoin

3.684.486

Makale 11.05.2026 6 dk okuma

İktidar olacağına kendini inandırmak

Paylaş:

Türk siyasetinde bazen seçim sonuçlarından daha önemli olan şey, siyasi aktörlerin psikolojik pozisyonudur. Çünkü siyaset yalnızca oy oranı değil; güven, yön hissi ve iktidar enerjisi üretme sanatıdır.

Bugün CHP’de yaşanan tartışmalar tam da bu noktada kritik bir eşikte duruyor.

Özlem Çerçioğlu’nun ardından Burcu Köksal’ın tercihleriyle büyüyen dalga, yalnızca bireysel siyasi kararlar olarak okunamaz. Bu gelişmeler, muhalefetin uzun süredir kurduğu “iktidar anlatısının” kendi kadroları içinde bile aşınmaya başladığını gösteriyor.

Asıl mesele budur.

Çünkü bir siyasi hareketin geleceğini rakiplerinden önce, kendi kadrolarının psikolojisi belirler.

İktidar Enerjisi Nedir?

Siyasette “iktidar enerjisi” diye görünmez ama çok güçlü bir kavram vardır.

Toplum bir partinin kazanacağına inanırsa; sermaye, bürokrasi, medya, kanaat önderleri ve hatta kararsız seçmen o yöne doğru hareket etmeye başlar. İnsanlar kazanan tarafta olmak ister.

AK Parti’nin uzun yıllar kurduğu üstünlük yalnızca seçim başarılarından değil, bu psikolojik hakimiyetten kaynaklandı.

Muhalefet ise yıllardır tam tersini yapıyor.

Her seçim öncesi “iktidar değişiyor” havası oluşturuluyor, fakat seçim gecesi ortaya çıkan tablo yeni bir güven erozyonu yaratıyor. Bu tekrarlandıkça toplumda şu duygu güçleniyor:

“CHP seçim kazanacağına önce kendisini ikna etmeye çalışıyor.”

İşte bugünkü kriz tam da burada başlıyor.

Siyasi Kadrolar Geleceği Koklar

Siyasetçiler toplumdan önce havayı hisseder.

Anketlerden önce koridorlar konuşur. Salonlardan önce kulisler karar verir. Bu yüzden bir partide çözülme başlıyorsa, bunun sebebi çoğu zaman dış baskı değil; içeride geleceğe dair umudun zayıflamasıdır.

CHP çevreleri yaşanan kopuşları “baskı”, “operasyon” ya da “kişisel hesaplar” üzerinden açıklamaya çalışıyor. Fakat bu savunma artık eksik kalıyor.

Çünkü ayrılan isimler yalnızca ideolojik olarak dışarıdan gelmiş figürler değil. CHP’nin içinden yetişmiş, yıllarca partinin söylemini taşımış insanlar.

Eğer bir siyasi yapı gerçekten iktidara yürüyorsa, kadrolar dağılmaz; pozisyon alır.

Tam tersine bugün yaşananlar, CHP içindeki bazı isimlerin iktidar değişiminin yakın olduğuna inanmadığını düşündürüyor.

Hurşit Güneş’in çıkışı da aslında bu gerçeği görünür kılıyor:

“Madem iki yıl sonra iktidar değişecek, neden gidiyorlar?”

Bu soru yalnızca parti yönetimine değil, muhalefetin bütün stratejisine yönelmiş ağır bir sorudur.

Muhalefetin Stratejik Açmazı

CHP uzun süredir siyaseti daha çok iktidarın yıpranması üzerine kuruyor. Ekonomik kriz derinleştikçe, toplumsal sorunlar büyüdükçe doğal olarak iktidarın kaybedeceğini düşünüyor.

Ancak Türk siyaseti yalnızca “iktidarın kaybetmesiyle” şekillenmez.

Muhalefetin ayrıca kazanma iradesi göstermesi gerekir.

Toplum şu soruya net cevap arıyor:

“Peki ülkeyi kim yönetecek?”

CHP ise hâlâ bu soruya güçlü, net ve güven veren bir siyasi hikâye üretebilmiş değil. Parti içi tartışmalar, belediyelerdeki yolsuzluk iddiaları, aday krizleri, ideolojik savrulmalar ve sürekli değişen siyasi pozisyonlar bu güveni zedeliyor.

Bugün muhalefetin en büyük problemi oy oranı değil; devlet yönetme kapasitesine dair toplumsal güven eksikliğidir.

Türkiye’de Seçim Kazanmak Başka Bir Şeydir

Türkiye’de seçim kazanmak yalnızca büyükşehirleri almak değildir.

Anadolu’yu okumak gerekir.
Muhafazakâr seçmenin korkularını anlamak gerekir.
Devlet refleksini yönetmek gerekir.
Kriz anlarında güven verecek bir liderlik üretmek gerekir.

CHP ise zaman zaman kendi sosyolojik sınırlarının dışına çıkmakta zorlanıyor. Parti tabanı ile Türkiye’nin genel siyasi sosyolojisi arasındaki mesafe kapanmadıkça, “birinci partiyiz” söylemi toplumda tam karşılık üretmiyor.

Çünkü seçmen artık slogan değil, istikrar duygusu satın alıyor.

Sessiz Ayrılıklar Büyük Mesajlar Verir

Siyasette bazen en önemli açıklamalar kürsülerden mikrofon ününde  yapılmaz.

Sessiz ayrılıklar, yüksek perdeden konuşulan sloganlardan daha güçlüdür.

Özlem Çerçioğlu ve Burcu Köksal üzerinden başlayan tartışma, aslında CHP’nin içindeki stratejik kırılmayı görünür hale getirdi. Bu yalnızca bireysel tercih değil; muhalefetin kendi geleceğine dair yaşadığı tereddüdün dışa vurumudur.

Ve siyaset tarihinin gösterdiği bir gerçek vardır:

Bir parti seçim kaybetmeye, önce kendi kadroları inanmamaya başladığında başlar.

Şakir Kurter/TİMETÜRK

Etiketler:
Şakir Kurter
Şakir Kurter

Köşe Yazarı