Bist

14.259,90

$

Dolar

44,8793

Euro

52,8737

Altın

7.011,23

£

Sterlin

60,7238

Bitcoin

$98,542

Bist

14.259,90

$

Dolar

44,8793

Euro

52,8737

Altın

7.011,23

£

Sterlin

60,7238

Bitcoin

$98,542

Makale 27.04.2026 5 dk okuma

Faili meçhullerin kapısı aralanırken

Paylaş:

Bir ülkenin hafızasında bazı dosyalar vardır; kapağı kapanır ama acısı kapanmaz. Resmî kayıtlarda “faili meçhul” diye duran her dosya, aslında bir insan hayatının yarım bırakılmış hikâyesidir. Bir annenin bekleyişi, bir çocuğun cevapsız sorusu, bir toplumun içten içe büyüyen güvensizliğidir.

Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek tarafından yapılan, faili meçhul dosyalarının yeniden mercek altına alınacağı yönündeki açıklama bu nedenle sıradan bir bürokratik adım değildir. Bu çıkış, aynı zamanda yıllardır toplum vicdanında biriken ağır sorulara verilmiş gecikmiş ama kıymetli bir cevaptır.

İlk aşamada 75 ilde 638 soruşturma dosyasının ve 693 maktule ilişkin iddiaların yeniden incelenecek olması, devletin arşiv raflarında tozlanan acılara dönüp bakma iradesidir. Bu rakamlar sadece istatistik değildir; her biri bir yaşam, bir aile, bir sessizlik dosyasıdır.

Özellikle yeniden açılacak ya da yoğunlaşılacak dosyaların İzmir, Sakarya, Trabzon, Giresun, Tokat, Malatya, Kahramanmaraş ve Çanakkale gibi farklı şehirlerde yoğunlaşması da bize şunu gösteriyor: Adalet arayışı belli bir coğrafyanın, belli bir siyasi yelpazenin değil, tüm memleketin meselesidir.

Çünkü faili meçhul yalnızca çözülememiş cinayet değildir. Faili meçhul; korkunun, suskunluğun ve cezasızlık kültürünün başka adıdır. Eğer suç işleyen kişi, makamına, nüfuzuna, servetine ya da bağlantılarına güvenerek hukuk önünden kaçabileceğini düşünüyorsa; orada yalnızca bir dosya kapanmaz, devlet ile vatandaş arasındaki güven bağı da zedelenir.

Bugün toplumun en büyük beklentisi budur: Yargının tarafsızlığı. Kim olursa olsun… Siyasi kimliği ne olursa olsun… Ekonomik gücü ne kadar büyük olursa olsun… Bürokrasideki makamı ne kadar yüksek olursa olsun… Eğer hukuka aykırı bir eylem varsa, adalet terazisi herkes için aynı tartmalıdır.

Ancak burada bir başka risk de göz ardı edilmemelidir. Türkiye geçmişte dosyalar üzerinden menfaat devşiren, adliyeleri ticaret alanına çevirmeye çalışan yapıları da gördü. Kamuoyunda “yargı tacirleri” olarak anılan bu karanlık düzenekler, dosyaların ağırlığını fırsata çevirmeye kalkabilir. Yeniden açılan her soruşturma, aynı zamanda bu kirli ilişkiler ağının da denetlenmesini zorunlu kılmaktadır.

Bu nedenle mesele yalnızca faili bulmak değildir. Eğer geçmişte ihmali olanlar, delilleri karartanlar, soruşturmayı sürüncemede bırakanlar, baskı kuranlar ya da rüşvet çarkı işletenler varsa; onların da ortaya çıkarılması gerekir. Gerçek adalet, yalnızca tetiği çekeni değil, gerçeği saklayanı da yargı önüne çıkarabildiği gün tamamlanır.

Türkiye’nin bugün ihtiyaç duyduğu şey, slogan değil güven duygusudur. İnsanların mahkemeye baktığında umut görmesi, savcıyı gördüğünde hakkının korunacağına inanması, hâkim kürsüsünü gördüğünde vicdanın konuşacağını hissetmesidir.

Çünkü güçlü devlet, korkulan devlet değildir; adil devlettir. Zengin ülke, sadece beton yükselten ülke değildir; hukuk standardını yükselten ülkedir. Refah, yalnızca gelir artışıyla değil, insanların yarına güvenle bakabilmesiyle mümkündür.

Faili meçhul dosyalarının aydınlatılması, yalnızca geçmişi temizlemek değildir. Bu aynı zamanda geleceğe verilmiş güçlü bir mesajdır: “Bu ülkede hiçbir suç karanlıkta kalmaz.”

Eğer bu irade kararlılıkla sürdürülürse, Türkiye sadece eski dosyaları açmış olmayacak; kapanan güven kapılarını da yeniden aralayacaktır. Ve belki de uzun zamandır özlenen o cümle yeniden hayat bulacaktır:

Bu ülkede adalet var.

Şakir Kurter/TİMETÜRK

Etiketler:
Şakir Kurter
Şakir Kurter

Köşe Yazarı