Bir ürünün soframıza ulaşması için ne kadar emek verildiğini çoğu zaman düşünmüyoruz. Oysa üretimin arkasında zaman, geçim mücadelesi ve bir sonraki yıl yeniden üretebilme umudu var. Bazen bütün bu emek, üreticinin kontrol edemediği hava koşullarına bağlı.
Düzensiz yağışlar, aşırı sıcaklar ve kuraklık yalnızca hasadı etkilemiyor. Üretim planlarını, maliyetleri ve ürünün soframıza ulaşmasına kadar geçen süreci de etkiliyor. Bu nedenle iklim değişikliğini yalnızca çevreyle ilgili bir mesele olarak değil, üretimin geleceğini doğrudan ilgilendiren bir konu olarak değerlendirmeliyiz.
Üreticinin yükü tek başına taşıması beklenemez
Üretici, değişen koşullara uyum sağlamaya çalışırken bir yandan da geçimini sürdürmek zorunda. Toprağı ve suyu korumak, yeni yöntemler öğrenmek ve üretimi planlamak önemli; ancak bunları gerçekleştirmek her üreticinin kendi imkânlarıyla başarabileceği kadar kolay değil.
Üretimde yaşanan bir aksaklık da yalnızca tarlada kalmıyor. Ürünü işleyen, paketleyen ve satışa ulaştıran işletmeler de bu değişimlerden etkileniyor. Üretimin bir aşamasında ortaya çıkan sorun, diğer aşamalara da yansıyabiliyor.
Bu nedenle üreticinin bilgiye, eğitime ve teknik desteğe ulaşması büyük önem taşıyor. Kamu kurumlarının, üniversitelerin ve üretici örgütlerinin iş birliği burada belirleyici olabilir. Ancak geliştirilen çözümlerin yalnızca kâğıt üzerinde kalmaması, üreticinin günlük hayatta karşılaştığı sorunlara cevap vermesi gerekiyor.
Kooperatifler ne yapabilir?
Kooperatifçiliği yalnızca ürünleri bir araya getirip satmak olarak görmüyorum. Kooperatifler, üreticilerin ortak ihtiyaçlarını belirlemesine, deneyimlerini paylaşmasına ve çözüm arayışında birlikte hareket etmesine de katkı sağlayabilir.
Örneğin değişen hava koşullarının üretime etkileri hakkında bilgi paylaşılması, üreticilerin ihtiyaç duyduğu eğitimlerin birlikte belirlenmesi ve ilgili kurumlarla ortak çalışmalar yürütülmesi, bu dayanışmanın somut karşılıkları olabilir. Elbette kooperatifler iklim değişikliğinin oluşturduğu sorunları tek başına çözemez. Ancak üreticinin sesini duyurması ve çözüm süreçlerine katılması için önemli bir zemin oluşturabilir.
Karbeyaz Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi olarak yerel ürünlerin değerini ve kadın emeğinin üretimdeki yerini önemsiyoruz. Bu yaklaşım, üretimin geleceğini de düşünmeyi gerektiriyor. Çünkü bir ürünün değerini korumak, onu ortaya çıkaran emeğin yanı sıra toprağın, suyun ve doğal kaynakların sürdürülebilirliğini de gözetmekle mümkün.
Özellikle kadınların yıllar içinde edindiği üretim bilgisi bu açıdan kıymetli. Bu deneyimi bilimsel çalışmalar ve yeni yöntemlerle buluşturmak, değişen koşullara hazırlanmanın yollarından biri olabilir. Geçmişten gelen bilgiyi korumak, yeniliklere kapalı kalmak anlamına gelmemeli.
Yarının üretimi bugünden başlıyor
İklim değişikliği karşısında yalnızca sorun ortaya çıktığında harekete geçmek yeterli değil. Üretimin devamlılığını sağlamak için bugünden hazırlık yapmak, üreticinin ihtiyaçlarını dikkate almak ve doğal kaynakları korumak gerekiyor.
Bence üretimin başarısını yalnızca elde edilen ürün miktarıyla değerlendirmemeliyiz. Toprağı ve suyu ne kadar koruyabildiğimiz, üreticinin emeğinin karşılığını alabilmesi ve üretime devam edebilmesi de bu başarının bir parçası.
Çünkü mesele yalnızca bugün ne ürettiğimiz değil, yarın da üretebilmek için hangi koşulları koruduğumuz.
İsmihan YIlmaz/TİMETÜRK