Prof. Dr. Halis Ayhan Hocamızı bir yıl önce (23 Mayıs 2025) Marmara İlahiyat Fakültesi Camii’nden Dar-ı Bekaya yolcu ettik. Prof. Dr. Mustafa Kara Hocam şöyle bir tarih düşmüş: “Yozgat’lı bir Bey/Muallim bir Bey/ İki Melekle Halis Ayhan Bey/1446” Evet O, bir Muallim, O, bir Bey idi. Ciddi kararlarımı kendisine danışır, onayını almadan hareket etmezdim. Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun. Evlatlarına, öğrencilerine ve mesai arkadaşlarına sabırlar dilerim.
Son birkaç yılını ciddi rahatsızlıklarla geçirdi. Açık kalp ameliyatları, pandemi dönemi rahatsızlıkları gibi ciddi rahatsızlıklar ile imtihan oldu. Şikâyet etmeden, dertlenmeden karşıladı bu zor günleri. Kendisini her daim ziyaret ettim. Kabul edemeyeceği şartlarda bile beni geri çevirmedi. Herkese karşı çok müşfik ve öğrencileri arasında adil biri idi. Ama bana olan sevgisi çok farklıydı. Benim için de Hocam öyleydi. Her görüşmemizde mutlaka M. Akif’ten eğitime dair şiirler okur ve yorumlar yapardı. Öğrencisi olmadığı halde Mahir İz de O’nun için çok değerli idi ve O’ndan da örnekler verirdi. Elazığ’a İl Müftüsü olarak tayinim çıktığında merhume eşi Meryem Hanımefendi ile eşim Hüsne Hanım’ı ve beni özel ağırlayıp yine o engin tecrübelerini benimle paylaştı. Ama O her zaman Yozgat’a müftü olmamı istiyordu. Damadı Değerli Arkadaşım Prof. Dr. Salih Karacabey Bozok Üniversitesi Rektörü iken birlikte Yozgat’a hizmet etmemi çok arzu ediyordu. “Ben Yozgat’a yeterince hizmet veremedim bari siz bu arzumu gerçekleştirin” düşüncesindeydi. Olmazdı çünkü nüfusu yüz binden aşağı olan yerlere aynı il doğumluları yönetici olarak atama teamülü yoktu.
Değerli Hocamızı Altunizade’deki evinde Değerli Üstadım Salih Dane ve Değerli Dostum, Sultangazi İlçe Müftülüğünde halef selef olduğumuz, Haseki Arapça İhtisas ’tan sınıf arkadaşım Hadi Keskin ile ziyaret ettik. İki yanında yastık olduğu halde oturur vaziyette bizi karşıladı. Yine Akif’ten “Muallimim diyen olmak gerektir imanlı/Edepli, sonra vicdanlı/ Bu dördü olmadan olmaz vazife çünkü büyük.” Şiirini okudu, yorumunu yaptı. Konuşurken zorlandığı halde yine de devam etti.
Her ziyaretimde Yozgatlı Şeyhzade Ahmet Efendi’den bahseder. Hastalığı ve zor durumu hakkında konuşur, yatağa bağımlı hastalık çektiğini belirtir bunun da bir imtihan olduğunu düşünür hastalığını tevekkül ile karşılardı. Son yıllarında Ataşehir’e taşınmıştı. Kendisini birkaç defa ziyaret ettim. Hocam artık epeyce yıpranmıştı. Kendisine “Hocam sizin yaşadıklarınızı paylaşmanızı ve hatırata dönüştürmenizi bekliyoruz. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?” dedim. Bana “ Yusuf, asistanım bu konuda verdiğim bilgileri düzenliyor. Ancak bazı hususlar var onları yazıp yazmamada tereddütlüyüm. Yazsam topluma ne faydası olur; yazmasam ben bunu yaşadım? Ama şunu şöyleyim: Her halükârda hatıratımın ben öldükten sonra yayınlanmasını istiyorum.” Dedi. Bu konuda sona gelindiğini hocamın Değerli evladı Avukat Namık Ayhan Bey’den öğreniyorum. Bu hatıratın her safhası hakkında bilgi alıyorum ve merakla da bekliyorum.
Değerli Halis Ayhan Hocam bir ramazan beni yine telefonla aradı. “Yusuf, IBN’ni gönder benim köydeki zekât âmilim sensin” dedi. O tarihten vefatına kadar köyde zekâtlarını ben gereken yerlere isim zikretmeden verdim. Yaz aylarında köye yerleşmem nedeniyle beni çok takdir ediyordu. “Yusuf ben köyüme fazla hizmet veremedim. Seni tebrik ediyorum.” Derdi. Ben de “Hocam beni yazın sıcağında, ilkokuldan üç yıl aradan sonra düvenin üstünden alıp götürdün. Biz bu hale geldikse bu sizin eserinizdir. Biz sizin sadakai cariyeniz durumundayız. Benim hizmetimden en büyük payı Rabbim size lütfeder.” Dedim. “İnşallah” diyerek memnuniyetini ifade etti. Hocam ile ilgili “Kısa Tahsil Serüvenim ve Bana Ceketini Veren Ulu Çınar” başlıklı bir yazı yazıp kendilerine mesajla göndermiştim. Beni aradı, duygulandığını belirtti. Sonra da “Yusuf yazmaya devam etmelisin” dedi. Ben de o gündür bu gündür hem okuyor hem de yazıyorum.

Malatya’da bir sempozyuma katılmıştı. O yıllarda Elazığ İl Müftüsü idim. Beni aradı. “Yusuf seni özledim, gel beni al. Uçak saatime kadar görüşelim” dedi. Memnuniyetle diyerek Hocamı birkaç arkadaşıyla aldım ve Harput’umuzu enine boyuna gezdirdim ve Harput Evi’nde güzel bir ilmi sohbete tanık oldum. Çok memnun kaldı. Konya Yüksek İslam Enstitüsü’nden Elazığlı arkadaşları ile buluştu. Yüksek İslam Enstitüsü’nde Elazığlı arkadaşlarının öğrenci temsilcisi olmasını nasıl sağladıklarını anlattılar. Merhum Ali Yücel Uygur, Nuri Karababa ve Hidayet hoca ile buluşturdum. Namık isimli arkadaşının vefatı nedeniyle oğluna Namık ismini verecek kadar vefalı olduğunu, kızına hocası Beyza Bilgin’e olan hürmetinden dolayı O’nun ismini verdiğini öğrendim.
Değerli Hocam bayramlarda köye gelir. Sıla-i rahim yapar ve mutlaka kürsüye çıkardı. Yüksek İslam Enstitüsü öğrencisi iken de aynısını yapmamızı bize ifade ederdi. Hatta Çorum İmam-Hatip Lisesi müdürlüğü döneminde özellikle hafta sonları yatılı öğrencileri namaza kaldırırdı. Bir bayram vaazı öncesi Hocamı göremeyince vaaz için kürsüye çıktım. Beş dakika sonra hocamın kapıdan girdiğini gördüm. Hemen kürsüden indim. Devam etmemi söylediği halde hocamı kürsüye davet ettim. İçeceği suyu hazırladım. Kur’an-ı Kerim’i önüne koydum. Önünde diz kırıp hürmet ve saygıyla sohbetini dinledim
Hocamın bana bir defa sitem ettiğini biliyorum. Bunu bir ziyarette eşimin yanında söyledi. “Yusuf iyi bir akademisyen olurdu. Ama davetimize cevap vermedi.” Dedi ve ekledi: “Ama yaptığı hizmetler önemli hizmetlerdir. Görev yaptığı öğretmenlik, Kur’an Kursu hocalığı, Eğitim Merkezi (Diyanet Akademisi) Müdürlüğü ve müftülük önemli hizmetlerdir.” Diyerek iltifatlarda bulundu.
Tekrar Hocamıza ve dört ay önce kaybettiği merhume eşi Meryem Hanımefendi’ye rahmetler diliyorum.
(KURBAN BAYRAMINIZI TEBRİK EDERİM)
Yusuf Sarıkaya/TİMETÜRK