Rize, Rizeliler, Rize’m!...
Herkese doğup büyüdüğü yer “cennet” gibi gelir. O “cennet” te yaşanılan anılar ve silinmeyen izler ballandıra ballandıra anlatılırken sizler de bir huşu içerisinde bunları bıkmadan usanmadan zevkle dinlersiniz.
Biz Rizeliler; gerçekten de kelimenin tam manasıyla bir “cennet” e sahibiz. Yeşille maviyi bir arada yaşadığımız ve doyumsuz manzarasının içerisinde büyüdüğümüz yeri çok daha farklı seviyoruz. Yöremizi turizm maksatlı gezenlerin ağzından düşmeyen güzel sözlerini duydukça Rize ve Rizelilere karşı olan sevgimiz bin kat daha artıyor, “boşuna sevmemişiz!” diyoruz!...
Rize’yi gezen – gören ve Rizelileri de yakından tanıyanların bizlere sürekli olarak “çok şanslısınız!” demelerinin sebebi galiba bu cennet yöreye sahip olmamızdan kaynaklanıyor. Ancak her güzelin bir kusuru olduğu gibi bu cennet yer de yaşamanın kendine göre bedeli - çileleri vardır, bazen her şey göründüğü gibi olmuyor. Tekrar tekrar bunlardan bahsetmek yerine daha farklı bir konuya dikkatlerinizi çekmek istiyorum;
“Coğrafya kaderdir” sözü daha çok devletler için kullanılmış olsa da bunun ne demek olduğunu en iyi Rize ve Rizeliler bilir;
Engebeli arazisinde var olma – hayata tutunmaya çalışma (evlerin inşa edildiği yer ve buralarda yaşamanın şartları - zorluklarını bilseniz ne demek istediğimi daha iyi anlamış olacaksınız),
Kısıtlı imkanlarla başta çay olmak üzere fasulye – mısır – lahana gibi sebzeler ile portakal – mandalina – üzüm gibi meyveleri yetiştirmeye ve bunlardan elde edilecek gelirlere göre düğün, askerlik, ev inşaatı gibi alanlarda “finansal planlama” lar yapma,
Sanayisi olmadığı için ÇAYKUR ve özel sektör çay fabrikalarında 4-6 ay çalışıp yılın kalan kısmında boş gezme,
Kalabalık ailelerden sonra arazilerin bölünüp çekirdek ailelerin de gelirini sağlamayacak dereceye düşen çay arazilerinin artık gelir – geçim kapısı olmaması (son zamanlarda çıkartılan kanunla kızlara mirastan eşit hakların verilmesi ciddi bir şekilde ailevi problemlere neden olmuş, İslam fıkhı da rafa kaldırılmıştır),
ve bunlara benzer sıkıntıların yaşandığı bir yer de hem daha rahat geçinme, okuma – kendini geliştirme ve konulan hedeflere bir an önce ulaşılması için bu cennet yöremizden büyükşehirlere göçler başlamış, hayatlar burada ikame ve idame edilmek istenmiştir.
Rizeliler, her girdikleri ortamda kendilerini belli eden enteresan insanlardır. Bunun içindir ki “baş” olmayacakları bir yerde asla ve asla “kuyruk” da olmazlar. Tez canlılıkları, fıkraları arattırmayan yaşam tarzları, pratik zekâları sayesinde her yerde – makamda kendinden beklenilenden fazlasını veren yöre ve vatan sevdalısı insanlarımız sırf bu yüzden “meşhur” olmuş ve toplumda – yaşadıkları yerlerde “itibar” görmüşlerdir.
Birçok yazımızda Rize’mizden çıkan meşhurlardan bahsetmiş, kendi alanlarındaki başarılarını tarihe not düşmek adına da kaydetmiştik. İşte bu amaçla şahsi hayatımda da büyük bir yeri olan iki adaştan (Ömer Lütfi’lerden) bahsetmeye ve bu vesileyle onları yad etmeye çalışacağız;
1 – MÜNEVVER, ÜLKÜCÜ, RİZE AŞIĞI - İYİDERE’NİN UŞAĞI; ÖMER LÜTFİ METE
01 Şubat 1950 tarihinde Rize – İyidere (eski adı Aspet) – Fıçıtaşı mahallesinde doğan Ömer Lütfi METE’yi; Gazeteci, yazar, şair, öğretmen, hikâye – roman yazarı, senarist deyip tanıtmaya kalkarsanız kısmen ona ve hatırasına haksızlık etmiş olursunuz. O; kelimenin tam anlamıyla büyük bir münevver, iyi bir hafız, ülkücülüğü iliklerine kadar yaşayan – öğreten ve yaşattıran, bir dönem öğretmenlik yapıp öğrenci yetiştiren Rize ve Rizelilik sevdasıyla yanıp tutuşan bir hemşehrimdi.
METE; basın – yayın ve matbuat aleminin her kademesinde dirsek çürütmüş olmasının yanı sıra aynı zamanda da basın ve düşünce hayatımızın her biri bir “kale” olan Babıali’de Bizim Anadolu – Tercüman – Türkiye – Yeni Haber – Ortadoğu – Yeniçağ – Ayyıldız – Yeni Binyıl – Sabah gazeteleri ile Türk Edebiyatı – Boğaziçi ve Çağrışım gibi dergilerde de makale – şiir ve hikayeler yazmış, köşe yazarı ve yönetici olarak da görev almıştı.
METE’yi daha yakından tanımak isterseniz Bizim Ev, Ekmek Teknesi, Kurtlar Vadisi, Kurtlar Vadisi Pusu, Kurtlar Vadisi Irak ve Deli Yürek dizilerinin de senaryoları ile Ezan Sesi (Çizme) romanını yazan senarist, Kur’an kursunun rahle – i tedrisatından geçen bir hafız - “sır” lı bir alim, kelimenin tam anlamıyla “vatan” ve Rize sevdalısı bir münevver /edip olduğunu bilmeniz yeterli olur.
METE’nin ülkücülüğü gençlik yıllarına kadar dayanır. Bir dönem Rize Ülkü Ocağı İl başkanı olarak görev yapsa da o hedefini daha büyük tutmuş önce Anavatan Partisi’nden ve sonrasında da MHP’den Rize milletvekili adayı olmuştur. Ancak her iki partiden de milletvekili olacak derecede oy alamayan METE, basın – yayın ve düşünce dünyasına geri dönerek “kaldığı yer” den devam etmiştir. Geçirdiği rahatsızlık sonucu 18 Kasım 2009 tarihinde vefat etmiş, İstanbul Çengelköy mezarlığında defnedilmiştir. Bir kez daha değil milyon kere Allah rahmet eylesin, kabri nurla dolup mekânı cennet olsun!...
Buraya kadar olan bütün bu bilgileri zaten internet ve biyografi kitaplarında rahatlıkla bulur ve okursunuz. Ben, merhum METE’yle olan tanışma şeklim ve anılarımdan bahsetmeye çalışayım;
METE’yle Çağrışım dergisinde “Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni” olarak görev yaptığı dönemden ama gıyaben tanışırdık. 1999 genel seçimlerinde Rize’den MHP’den milletvekili adayı olduğunda o zaman MHP Rize Merkez İlçe Başkanı olan merhum Metin ERDOĞAN abim / köylüm bir gün bana “Ömer Lütfi METE’yi Rize’den vekil yapacağız, yanımdan ve yakınımdan ayrılmayacaksın!” dedi ve “söz” verip yola çıktık. Daha o güne kadar METE’yle yüz yüze hiç karşılaşmadık ama telefonla ara ara da olsa görüşüyorduk. İşte o büyük gün geldi çattı ve köyümüzdeki - halen açık olan - kahvehanede karşılaştık. Ben kendimi tanıtırken O şaşırıp “Sen bu köyden misin?” deyince birbirimize sarılıp hoş bir sohbetin içerisine girdik. (METE’yle Rize’nin farklı ilçelerinden olmamıza rağmen köylerimiz birbirine çok yakındır.) Sonra bana dönüp “sen buradaysan benim bir şey anlatmama gerek yok, gerekenleri yaparsın!” dedi.
Evet!.. Bizler üzerimize düşen görevleri yaptık. O seçime kadar köyümüzden MHP’ye 3 - 4 oy çıkarken 1999 genel seçimlerinde yanlış hatırlamıyorsam 35 – 40 oy çıktı. O yıllar Mesut YILMAZ’ın genel başkanlığındaki ANAP’lı yıllardı ve bu kadar oy almak bile büyük bir başarı sayılıyordu. Sonuçta az bir farkla seçimi kaybedip milletvekili olamayan METE’ye çok üzülmüş ve “itiraz edip oyları yeniden saydıralım!” demiştik. Cevaben; “Ben Rize’de seçimlere hile yapıldı, oylar yeniden sayıldı dedirtmem!” deyip mevzuyu kapatmıştı.
Siyasi hayatı boyunca bir daha görmediği 129 milletvekili sayısıyla DSP’den sonra ikinci parti olarak TBMM’ye giren MHP, ülkücü – münevver kadroları tabirimiz caizse aforoz edip dava dışına itti. Bunlardan biri de hiç şüphesiz ki Ömer Lütfi METE olmuştu. Bizler “vekil” olmasa bile yaptığı işle alakalı olarak bir görev verilmesi ve en azından hiç olmazsa bile Kültür Bakanlığı’na “Müsteşar” yapılmasını beklerken tüm kapılar yüzüne kapatıldı. Genel Başkan Devlet BAHÇELİ’nin, ülkücü ve ülkü ocakları camiasına karşı takınmış olduğu bu tutumdan sonra hem METE, hem ilçe başkanımız ERDOĞAN ve hem de etrafımızdaki arkadaşlarla birlikte bizler de “kadro” olarak MHP’den soğuyup koptuk ve bir daha açılmamak üzere METE ve ben “siyaset defteri” ni kapatmıştık. Aldığım bu kararla birlikte zerre bir pişmanlığım olmadığım gibi yaşanılan hadiseler de bizlere bir kez daha “haklı” olduğumuzu göstermiştir. Demek ki; “Ülkücü olunmaz, doğulur” muş!...
Rize – İyidere’de geçmişten gelen siyasi / manevi bir ağırlığı olan - tanınan “METE Ailesi” ve halen yakinen tanıdığım mevcut İyidere Belediye Başkanı Saffet METE tarafından, Rize ve Rizeliler sevdalısı olan Ömer Lütfi METE’nin ismi hem en işlek bir caddeye ve hem de İyidere’nin girişindeki bir üst geçide verilerek yaşatılmaya çalışılmıştır.
Ülkücü, edip, alim, yazar, düşünür, iyi bir aile babası ve hemşehri canlısı – sevdalısı Ömer Lütfi METE Hocam; mekânın cennet, kabrin pür nur olsun!...
2 – ANKARA’DAKİ ÜLKÜCÜ – RİZE UŞAĞI; ÖMER LÜTFİ KANBUROĞLU
Rize ve Rizelilik genleri farklı çalışsa ve genellikle “Rizeliler, deniz olmayan yerlerde yaşayamazlar!” denilse de bu tabuyu kırıp vatanımızın göbeği – sisli / puslu Ankara’da yaşayan üst düzey meşhur Rizeliler vardır, var olmuştur. (Bu konuyla ilgili olarak ilerleyen zamanlarda “Ankara’daki Rizeliler” adlı bir kitap yazarsam hiç şaşırmayın). İşte bu hemşehrilerimizden bir tanesi de Ömer Lütfi KANBUROĞLU’dur.
Cumhuriyet tarihimizin ilk askeri darbesi olan “27 Mayıs 1960 İhtilali” nden bir gün sonra sanki buna muhalefet edercesine ve “doğuştan ülkücü” olurcasına 28 Mayıs 1960 tarihinde dünyaya gözlerini açan Ömer Lütfi KANBUROĞLU, her ne kadar Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ile Harp Akademileri – Millî Güvenlik Akademisi mezunu olsa da bizim yollarımızı kesiştiren bu okullar olmamış, 1993 yılından itibaren yazılarımızın yayınlandığı Yeni Forum Dergisi olmuştu.
Birçok dernek ve kurumda görev alan KANBUROĞLU’nu ben daha çok ülkücülük, düşünce ve Türk cumhuriyetleriyle ilgili çalışmalarından / davasından tanıdığımız merhum Prof. Aydın YALÇIN’ın sahibi olduğu Yeni Forum Dergisi sayesinde tanımış oldum. Derginin “künye” kısmında “yazı işleri müdürü” - “genel yayın yönetmeni” ibaresinin olduğu yerde “Ömer Lütfi KANBUROĞLU” ismini görünce o zaman “kesin bizim oralı ya Trabzonlu ya da Rizelidir!” deyip telefonla aramıştım ve haklı da çıktım. Rize ve Rizeli sevdalısı bir hem şehrimin “ülkücü akademik kale” de görev yapması beni hem sevindirip hem de gururlandırdı. Okul, askerlik, evlilik ve nihayetinde de Rize’den İstanbul’a göç edince bir müddet “habersiz” – “irtibatsız” kaldık.
Uzun yıllar Yeni Forum Dergisi’nde görev yaptıktan sonra Dışişleri Bakanlığı’na bağlı Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı Başkanlığı’nın finanse ettiği Avrasya Etüdleri dergisinin yayınlanmasında aktif olarak görev yaptı. 1999 genel seçimlerinin ardından Basın Müşaviri olarak Başbakanlık’ta göreve başladı ve 2011 yılında da bu görevden emekli olarak siyasete atıldı.
2011 yılında yapılan genel seçimlerde Rize’den MHP’den milletvekili adayı olup kazanamayan KANBUROĞLU’da diğer adaşı gibi aynı kaderi paylaştı. Hem Ömer Lütfi, hem MHP, hem basın – yayın camiası ve bilhassa dergicilikten, hem Rizeli ve hem de milletvekili adayı olup kazanamamak gerçekten de bu kadar “ortak nokta” yı bir araya getirmek kaderin iyi ama sonrasında da acı bir cilvesi olsa gerek!...
Uzun yıllardır yurtdışında yaşayan Sayın Ömer Lütfi KANBUROĞLU hemşehrime sağlık, afiyet, mutluluk ve huzur dolu bir ömür diliyorum.
İki Rizeli, iki MHP’li ve iki Ömer Lütfi; iyi ki sizleri tanıdım, sizlerle aynı mürekkep kokularının içerisinde aynı davanın neferleri olarak mücadele etmekten onur – gurur duydum, manevi hayatıma şekil ve yön verdiniz, Allah sizlerden razı olsun!...
Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK