“Her karanlığın bir aydınlığı” veya “her gecenin bir sabahı” vardır şeklindeki sözleri duymuşsunuzdur. Bu sözler aslında ümitsizliğe kapılmamamızı – ümit var olmamızı, sabretmemizi gerektiren tavsiye – nasihat niteliğindeki özlü sözlerdir.
Neden mi?!...
Son birkaç yıldır bir önceki İçişleri Bakanı Sayın Ali YERLİKAYA’yla birlikte başlayan operasyonlar ve bunların sosyal – sanal medyadan paylaşılmasına alıştık. Bu süreç; Adalet Bakanı Sayın Akın GÜRLEK ile İçişleri Bakanı Sayın Mustafa ÇİFTÇİ’yle birlikte de adeta tavan yaptı. Neredeyse gece yatmadan ve sabah kalkmadan önce sürekli bir operasyon görüyor, operasyonsuz gün geçirmiyoruz. Her kesim ve tabakasıyla birlikte toplum mu bu kadar kirlendi yoksa daha önceden bunlar biliniyor - göz yumuluyor ve bir şeyler yapılmıyor muydu? Bunlar; cevap verilmesi gereken beyinlerimizi kemiren sorular olarak bir kenarda dursun.
Tutuklanan, adlî kontrol hükümleri uygulanarak salıverilen ünlü – ünsüz herkesin bir şekilde adliye koridorlarından geçmesini takip ediyoruz. Bunlar nereye kadar devam edecek; hayatın, toplumun ve kurumların içeri alınmayan – suça bulaşmayan – zincirin bir yerine dahil olmayan herhangi bir bireyi kalacak mı? Ayrıca 400 bini aşan tutuklu sayısıyla cezaevleri “cezaevi” olmaktan çıkmış, içerisi ayrı bir dert dışarısı farklı bir dert haline gelmiştir. “Nereye doğru gidiyoruz?” sorusuna adam akıllı cevap verebilecek biri ya da birleri var mıdır? Bu da ayrı bir soru, temenni ve merak konusu olarak bir kenarda dursun.
Masumiyet karinesi korunarak, herhangi bir yakınlık derecesine bakmadan, ah almadan ve haksızlık yapmadan, cezayı gerektirecek suç unsurları oluşmadan sadece duyum – asılsız ihbar ve iftiralar üzerinden yapılan operasyonlar ve tutuklamaların sonucunda beraat verildiği zaman bu bir süre sonra “itibarsızlaştırma” veya “itibar suikastı” na dönüşürse işte o zaman mülkün temeli olan “adalet” le ilgili ciddi sıkıntılar oluşmaya başlar, başlayacaktır. Devletimizin ilgili, etkili ve yetkili kurumları bu hususları elbette ki göz önünde bulunduruyor, bulundurur ve bulunduracaktır.
Dönelim esas mevzumuza;
Son bir haftadır “fon soruşturması” üzerinden yaşanılanları şaşkınlıkla izliyor ve üzülüyoruz. Bunların faiz, haksız kazanç, tüyü bitmemiş yetimin hakkına el uzatılmaması ve bu hakların korunması, helal – haram dengesine dikkat edilmesi konularına hassasiyet gösteren ve bilhassa şaşmaz olan “ilahi adalet terazisi” ne riayet eden Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN ve AK Parti iktidarı zamanında olması ayrı bir üzüntü veriyor ve oldukça da düşündürüyor.
Hak edildiği halde emekliye - asgari ücretlilere verilmeyen maaşlar ve bunlar üzerinden meydana gelen adaletsizlikler – çaresizlikler ortada dururken, insanlarımız yüksek faiz - hayat pahalılığı ve enflasyon altında inim inim inleyip isyan ederken, intihar vakaları – hırsızlıklar – boşanmalar artıp evlilikler azalırken birileri çıkıp da hem de bunların içerisinde AK partililerin olmasını ve “bir koyup bin ve hatta milyon almaları” nı izah edemez, millete – seçmene anlatamaz.
Siyasi – ticari veya farklı titri olan şahısların dışında fon soruşturmasına konu olan mağdurlar varsa bunların zararları adil bir şekilde tazmin edilecek ama “bir koyup milyon alanlar” deşifre edilip “vergi yüzsüzleri” gibi ilan edilecektir. Bu konuda kulağımıza gelen absürt (!) duyumlar, burnumuza gelen pis kokular var. Soruşturmadan önce fondan paralarını çekip yurtdışına kaçanların uyruklarına bakılması lazım. Eğer bunlar sadece T.C. vatandaşı olup Türk değillerse (Türklük ayrı, vatandaşlık ayrıdır) bunların ülkemizdeki tüm varlıklarının dondurulup el konulması ve vatandaşlıktan çıkartılmaları gerekir.
Sanat, spor, ticaret (tröst – kartel haline gelmiş şahıs ve şirketler) veya sade vatandaşların dışında bu fon soruşturmasına bulaşan AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın başka bileşenlerinde olup istifa edenler de kendilerini bu yolla aklayamazlar. “İstifa ettim başka ne yapayım!”, “İstifa, erdemdir!” deyip kimse kabuğuna çekilmemelidir. İstifa mekanizmasının arkasına saklanarak kimse kendini aklayamaz, temizleyemez. Ayrıca istifa; erdemsizliğin erdemi değildir. İstifa; utanç veren - utanılacak durumlarda makamı – koltuğu terk etmektir. Bu, sizi; alacağınız cezalardan kurtaramaz, millet vicdanında aklamaz. Mevkisi – makamı – koltuğu – adı – sanı – ünü – şanı ne olursa olsun kim haksız yollarla elde edilen tüm mal varlıklarına el konulmalı, en ağır şekilde cezalandırılmalıdırlar.
Milletimiz sakindir, sabırlıdır, tamahkâr değildir ve hakkına da rıza gösterir ama bir patladı mı baraj kapaklarını da arar durursunuz. Sabır da, anlayış da bir yere kadar zorlanır. İnsanların inançlarını, duygu – düşünce – sadakat ve bağlılıklarını bu tarz hırsızlık – yolsuzluk – usulsüzlüklerle test etmeye kalkışmayın. Yaptıklarınızın cezasını er ya da geç hem bu dünyada ve hem de öbür dünyada çekersiniz, çekeceksiniz. İlahi adaletin tecelli edeceğine olan inancımız tamdır ve şüphesizdir, sizler de bununla yüzleşeceksiniz.
Siyaseti “köşe olma aparatı” ve “kısa yoldan zenginleşme aracı” olarak kullanan veya bu niyetle kendine alan açmak isteyenler başka kapıya gitsinler. Bu millet; bunaldı, patlama noktasına geldi ve artık huzur – sükûnet – rahat – sağlıklı bir hayat istiyor, bunlar da o kadar zor olmasa gerek!...
Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK