$

Dolar

49,5536

€

Euro

55,6009

£

Sterlin

65,9791

₣

Frank

59,9480

₺

Gram Altın

6.599,2300

₿

Bitcoin

4.054.872

$

Dolar

49,5536

€

Euro

55,6009

£

Sterlin

65,9791

₣

Frank

59,9480

₺

Gram Altın

6.599,2300

₿

Bitcoin

4.054.872

Makale 20.10.2026 5 dk okuma

Hiç kimse vazgeçilmez değildir!

Paylaş:

Fransız Başbakanı Georges Clemenceau "Les cimetières sont pleins de gens irremplaçables, qui ont tous été remplacés" ifadesini kullanmış.

Yani “Mezarlıklar, hepsi de yerlerine başkası gelmiş olan yeri doldurulamaz insanlarla doludur.”

Oysa eleştirilen bu durum günümüz dünyasında farklı odalarda farklı seslerle söylenir. İçinde biraz yorgunluk, biraz takdir beklentisi, biraz kibir, bazen de hayli kabarık bir benlik ve bencillik vardır.

“Ben olmasam bu evin düzeni bozulur.”

“Ben gidersem bu işyeri çöker.”

“Ben gidersem bu okul kapanır.”

“Ben gidersem bu üniversiteyi karıştırırlar.”

“Ben çekilirsem mahallenin işleri yürümez.”

“Ben gidersem haliniz nice olur?”

İnsan emek verdiği hayatın merkezinde durmaya alışınca, dünyanın kendi etrafında döndüğünü sanabilir.

Yardım etmek isteyenin elinden işi alır, karar vermek isteyenin sözünü keser; sonra da herkesin kendisine muhtaç oluşundan yakınır.

Merdiveni saklayıp “Benden başka kimse yukarı çıkamıyor” demek gibi bir şeydir bu. Oysa hiç kimse vazgeçilmez değildir. Bir ağacın gölgesi kıymetlidir; fakat gökyüzü onun dalları üzerinde durmaz.

“Ben olmazsam, ben ölürsem bu aile dağılır gider” diyenler de vardır. Sanki aile bağlarının yanına, “Yalnızca kendisi hayattayken geçerlidir” diye bir şerh düşülmüştür.

Elbette bir insanın yokluğu evi sarsabilir; bazı acılar ömür boyu taşınır. Ama hayat, en derin acının ortasında bile gündelik taleplerinden vazgeçmez.

Çocuk acıkır, elektrik faturası gelir, sabah işe gidilir. Önce çekinerek, sonra kendiliğinden bir kahkaha yükselir sofradan.

Bir düğün konuşulur, tatil planlanır, akşam ne pişirileceği sorulur.

Dışarıdan bakıldığında herkes hiçbir şey olmamış gibi yaşamaktadır. Oysa bir şey olmuştur; insanlar o yoklukla yaşamayı öğrenmiştir.

Kendi ardından da gülünebileceğini kabullenmek, insanın gururuna ağır gelebilir. Fakat sevildiğinin kanıtını, geride kalanların bir daha toparlanamamasında aramak, sevginin omzuna fazladan bir yük koymaktır.

İşyerinde bu vazgeçilmezlik hikâyesi çoğu zaman bir çekmecede saklanır. Şifreler bir kişinin defterindedir, dosyaların yerini yalnızca o bilir, işin incelikleri kimseye anlatılmamıştır. İzne çıktığında telefonunun susmaması, öneminin kanıtı gibi gelir.

Sonra bir gün emekli olur. İlk hafta birkaç dosya aranır, bazı işler gecikir; ardından bilgiler paylaşılır, raflar düzenlenir, mesai sürer. Masasına başka biri oturur, çekmecesine kendi eşyalarını koyar. Yıllarca verilen emek değerini korur.

Yine de hayat, o masanın tek bir insana ait olduğu iddiasını sessizce düzeltir. Meğer kurumun kaderi sandığımız şeyin bir bölümü, kimseye teslim edilmemiş üç şifreyle iki telefon numarasıymış.

Devlet yönetiminde aynı cümle mikrofonla büyür: “Ben gidersem işler durur.”

İnsanın sorası gelir: Bunca yıldır kurum mu kurdunuz, yoksa bütün ülkeye kendi telefon numaranızı mı ezberlettiniz?

Bir yöneticinin yokluğunda her şey çökecekse, burada övünülecek bir başarıdan önce sorgulanacak bir düzen vardır.

Neden yetki paylaşılmamış, neden başkaları yetişmemiş, neden her karar aynı kapının önünde beklemiştir?

Mahalle fırıncısı çırağına dükkânı emanet edip köyüne gidebilirken, bir memleketin tek kişinin ayrılığına dayanamayacağını söylemek pek parlak bir hizmet bilançosu değildir.

Devlet, bir insanın şahsi hikâyesinden daha uzun bir ortak ömürdür.

Hastanede nöbet devralan, sınıfta yoklama alan, su borusunu onaran insanlar her sabah o ömrü yeniden kurar.

Makam odasındaki koltuk da devamlılığın ne olduğunu bilir; nice insanı ağırlamış, hiçbirinin ardından istifa etmemiştir.

Bize başladığımızı bitirmeyi öğrettiler; zamanı geldiğinde bırakmayı pek öğretmediler. Bu yüzden bazen yanlış bir yolda, bazen tükenmiş bir ilişkide, bazen de artık hakkıyla taşıyamadığımız bir makamda ısrar ederiz. Harcadığımız yılları gerekçe gösterip önümüzdeki yılları da aynı yere teslim ederiz.

Oysa bazen yolun yarısından dönmek, bazen anahtarı başka bir ele bırakmak cesaret ister.

Hiç kimse vazgeçilmez değildir.

Bu gerçek emeğimizi silmez, sevgimizi küçültmez; yalnızca dünyadaki yerimizi gerçek boyutlarına getirir.

Bir gün kapımız kapanır, başka kapılar açılır.

Çay demlenir, çocuk büyür, dükkânın kepengi kaldırılır.

Adımız bir konuşmada geçer, ardından konuşma başka bir yere akar.

Dünya bizden önce dönüyordu; bizden sonra da dönecek.

Ardımızda yürümeyi öğrenmiş insanlar, işleyen kurumlar ve açık yollar bırakabilmişsek, o devamlılığın içinde bizim de payımız olacaktır.

Prof. Dr. Mehmet Şahin/TİMETÜRK

Etiketler: