$

Dolar

49,5565

€

Euro

55,7692

£

Sterlin

66,1467

₣

Frank

60,1706

₺

Gram Altın

6.633,2100

₿

Bitcoin

4.037.198

$

Dolar

49,5565

€

Euro

55,7692

£

Sterlin

66,1467

₣

Frank

60,1706

₺

Gram Altın

6.633,2100

₿

Bitcoin

4.037.198

Makale 18.10.2026 8 dk okuma

Birkaç kişinin çıkarı veya hatası yüzünden…

Paylaş:

Birkaç kişinin çıkarı veya hatası yüzünden milyonlarca imam hatip mezununun, başörtülü kadının ve inancını samimiyetle yaşayan insanın itibarı zedelenmemelidir!

Türkiye’de fon ve borsa işlemleri etrafında yürüyen tartışmalar, kazancın nasıl elde edildiği kadar kamusal güvenin nasıl korunduğu sorusunu da önümüze koyuyor. İşlemleri incelemek, iddiaları delillerle sınamak ve sorumluları belirlemek yetkili kurumların görevidir. Ancak bu süreçte hepimize düşen bir sorumluluk var: Bir kişinin davranışını milyonların kimliğine mal etmeden, kimseye de taşıdığı kimlik nedeniyle hesap vermekten kaçınma imkânı tanımadan konuşabilmek.

Tartışmanın yakın dönemindeki somut gelişmelerden biri, eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın eylül sonunda AK Parti’deki görevlerinden ayrılmasıydı.

Associated Press’in 27 Eylül 2026 tarihli haberine göre görevden ayrılma talebi kabul edildi.

Anadolu Ajansının 7 Ekim tarihli haberinde ise Kaya ile eşi İlyas Kaya’nın, sermaye piyasasındaki işlemlere ilişkin soruşturmada şüpheli sıfatıyla ifade verdiği bildirildi.

DW Türkçe’nin 8 Ekim tarihli haberine göre çift, işlemlerinde özel bilgi veya yönlendirme almadıklarını savundu.

Bu gelişmeler bir mahkûmiyet kararı olarak okunamaz; iddialarla savunmaların deliller üzerinden değerlendirilmesi gerekir.

Süreç yalnızca siyasi açıklamalardan ibaret de değil. Sermaye Piyasası Kurulunun 1 Ekim 2026 tarihli duyurusunda, Tera, Pusula, Atlas ve Hedef portföy yönetim şirketlerinin kurucusu olduğu tasfiye kapsamındaki fonlar için ek bir tasfiye usulü belirlendiği, uygulamaya öncelikle para piyasası fonlarından başlanacağı açıklandı.

Bu düzenleme, tartışmanın merkezinde birikimlerine ilişkin belirsizlik yaşayan yatırımcıların da bulunduğunu hatırlatıyor. Kamuoyunun ihtiyacı, kişisel servet hikâyelerinden önce, işlemlerin açıklığa kavuşması ve yatırımcıların haklarının korunmasıdır.

Bu somut gelişmelerden hareketle sorulması gereken soru şudur: Kimliklerimizle talep ettiğimiz güvenin karşılığında hangi sorumluluğu üstleniyoruz?

İmam hatipli olmak ve ahlaki tutarlılık olaya farklı bir boyut katmaktadır.

Ben de imam hatip lisesi mezunuyum. Bu okullarda öğrendiğimiz helal lokma, kul hakkı, emanet ve adalet kavramlarının hayatımızdaki karşılığını önemsiyorum.

Bu kavramlar yalnızca derslerde anlatılacak veya kürsülerde hatırlatılacak sözler değildir. Alışverişte, makam kullanırken, başkasının hakkını gözetirken ve kendi çıkarımızla kamu yararı karşı karşıya geldiğinde anlam kazanırlar.

İmam hatip mezunu olmak kimseyi kendiliğinden daha ahlaklı yapmaz. Başka bir okuldan mezun olmak da insanı ahlaki bakımdan eksiltmez.

Fakat kişi kendi kimliğini özellikle öne çıkarıyor, onun üzerinden güven istiyor ve kamusal bir temsil iddiasında bulunuyorsa, sözleriyle davranışlarının tutarlı olması beklenir. Bu beklenti ayrıcalık tanımak değil, kişinin kendi beyanını ciddiye almaktır.

Örneğin bir yönetici işe alımlarda liyakati savunurken yakını için kuralları esnetiyorsa, sorun yalnızca bir kadronun kime verildiği değildir. Onun adalet sözüne güvenen insanların uğradığı hayal kırıklığı da vardır. Bu örnek belirli bir kişiye yöneltilmiş bir isnat değil, ahlaki tutarlılığın gündelik hayatta nasıl sınandığını gösteren bir durumdur. Değerler, bizim lehimize sonuç verdiğinde olduğu kadar aleyhimize sonuç verdiğinde de geçerli olmalıdır.

Zenginliği başlı başına bir kusur sayamayız. Meşru ticaret, yatırım ve miras yoluyla edinilen serveti topluca mahkûm etmek adil olmaz. Her gelirin doğrudan bedensel emeğe dayanmasını beklemek de ekonomik hayatın gerçeklerini gözden kaçırır. Asıl mesele, kazancın hangi şartlarda elde edildiğidir.

Herkese açık bilgiyle risk alarak yatırım yapmak ile görevin veya nüfuzun sağladığı haksız bir avantajı kullanmak aynı ahlaki değerlendirmeye tabi tutulamaz. Bunun somut bir işlemde bulunup bulunmadığı ise yüksek getiriye bakılarak anlaşılamaz. İşlem kayıtları, bilgi akışı ve ilgili ilişkiler incelenmeden hüküm vermek, hakikatin yerini kanaate bırakır.

Hukuki değerlendirme ile ahlaki değerlendirme arasındaki ilişkiyi de doğru kurmalıyız. Bir davranışın suç oluşturup oluşturmadığını hukuk belirler. Bunun yanında çıkar çatışmasından kaçınılıp kaçınılmadığını, kamu sorumluluğunun özenle yerine getirilip getirilmediğini tartışabiliriz. Fakat ahlak adına konuşmak, delilsiz suçlama yapma hakkı vermez. Kimsenin kazancını yalnızca söylentiden hareketle haram ilan edemeyiz.

Söz gelimi bir karar vericinin yakınının yararlanabileceği bir işlemde karar sürecinden çekilmesi ve ilişkiyi açıklaması, henüz bir hukuka aykırılık ortaya çıkmadan güveni koruyabilir. Ahlaki özenin değeri burada görülür: İnsan yalnızca hakkında yaptırım uygulanmamasını değil, kendisine emanet edilen görevi dürüstçe yürüttüğünü de gözetir.

Başörtüsü meselesine gelince…

Başörtülü kadınların eğitimde, çalışma hayatında ve kamusal alanda eşit haklara sahip olması, herhangi bir kadının kusursuz davranmasına bağlı değildir. Yıllarca verilen hak ve özgürlük mücadelesinin kazanımları, bir kişi hakkındaki iddialara göre yeniden tartışmaya açılamaz.

Başörtülü kadınlar farklı düşüncelere, siyasi tercihlere ve hayat tecrübelerine sahiptir. Bir siyasetçinin bütün başörtülü kadınları temsil ettiğini varsaymak, bu çeşitliliği yok sayar.

Aynı şekilde bir imam hatip mezununun davranışından bütün mezunları sorumlu tutmak da kişisel sorumluluk ilkesini zedeler.

Bununla birlikte başörtüsü veya imam hatip diploması, denetimden muafiyet gerekçesi yapılamaz. İnancını samimiyetle yaşayan milyonlarca insanın itibarını korumanın yolu, aynı kimlikle anılan kişiler hakkındaki soruları susturmak değildir. Sorulara delillerle cevap verilmesini ve aynı ölçünün herkes için uygulanmasını istemektir.

Değerleri korumak gerçeği açıklamayı gerektirir. Toplumsal güven, insanların söyledikleriyle yaptıkları arasındaki mesafe büyüdüğünde aşınır.

Sürekli kul hakkından söz eden birinin kendi çıkarı gündeme geldiğinde hesap vermekten kaçınması, yalnızca o kişiye yönelik tepki doğurmayabilir. Onu dinleyen insanlar, kullandığı kavramların kamusal hayatta ne kadar ciddiye alındığını da sorgulayabilir.

Burada değerin kendisiyle onu temsil ettiğini söyleyen kişiyi ayırmak gerekir. Adaletsiz davranan bir insan adalet fikrini geçersiz kılmaz. Fakat adaletsizlik karşısında sürekli susulması, kurumların bu fikre bağlılığına duyulan güveni zayıflatır. Özellikle gençlerin gördükleri çelişkileri dile getirmesini hemen inanca karşı bir tavır gibi değerlendirmek, sorunu anlamayı güçleştirir.

Bir gence dürüstlüğü öğütleyip güçlü bir kişinin hesabını sormaktan kaçındığımızda, ona hangi davranışı örnek gösterdiğimizi düşünmeliyiz. Öğüdün inandırıcılığı, zor bir durumda o öğüdün arkasında durabilmemize bağlıdır. Yanlışı kim yaparsa yapsın aynı tepkiyi verebilmek, ahlaki eğitimin kamusal hayattaki karşılığıdır.

Bir kişinin yanlışını milyonların kimliğine yüklemek de o kişiyi kimliği nedeniyle korumak da adaletten uzaklaştırır. İhtiyacımız olan, kimin hangi çevreden geldiğine göre değişmeyen bir ölçüdür.

Suç isnadı delille sınanmalı, savunma dinlenmeli, haksız yere zan altında bırakılan kişinin itibarı da korunmalıdır.

Bunun yanında kendimize daha gündelik bir soru sormayı sürdürmeliyiz: Başkasından beklediğimiz dürüstlüğü kendi çevremizden de bekliyor muyuz?

Cevabımız tereddütlüyse, savunduğumuz değerlerle ilişkimiz üzerinde düşünmemiz gerekir.

Birkaç kişinin çıkarı veya hatası yüzünden milyonlarca imam hatip mezununun, başörtülü kadının ve inancını samimiyetle yaşayan insanın itibarı zedelenmemelidir!

Bunu sağlamanın yolu gerçeği örtmek değil, kişisel sorumluluğu somutlaştırmaktır.

Para yeniden kazanılabilir; toplumsal güveni onarmak ise uzun zaman ister.

Değerlerimize sahip çıkmak, o değerler adına konuşanlardan da açık ve dürüst davranmalarını istemekle başlar.

Prof. Dr. Mehmet Şahin/TİMETÜRK

Etiketler: