Ülkemizde yasaklı dönemde Kur’an hizmeti için kendini adayanlardan biri olan Süleyman Hilmi Tunahan’ı rahmetle yâd ediyorum. Tanımışlığım, cemaatine katılmışlığım yoktur. Haydarpaşa’dan trene binip anlaştığı kişilerle Gebze’ye kadar; Gebze’den Haydarpaşa’ya kadar Kur’an talim ederek zor günlerde kendini hizmete adamış birisi olarak nakledilir. Allah rahmet eylesin Anadolu’da böyle çok hizmet verenler olmuş ama onlar cemaatleşmemiş, bir tarikat şemsiyesi altına da girmemişlerdir. Hasbî yaşadıkları için isimleri bile anılmaz olmuştur. Rahmetullahi aleyhim.
Epey zamandır gördüğüm yanlışlar üzerine cemaatlerle ilgili yazı yazmayı planlıyordum. Son olaylar artık yazmamı zorladı. Bu alanda çok tanıdığım, bildiğim cemaatler var. Çok hasbi çalışan, toplamayan ama dağıtan, almayan ama verenler olduğu gibi olmayanlar da var. Sosyolojik bir gerçeği yok saymak bize bir şey kazandırmaz. Nihayet dini olmayan ama adına cemaat denmese de pek çok gruplar da her zaman vardır. Var olmaya da devam edecektir. Önemli olan ilk kıvılcım hizmet içinse o kıvılcımın ışığının nesilden nesle taşınması olmalıdır. Bir de hesaba açık, denetime hazır olmalıdır.
İnsanda bağlısına karşı aşırı yüceltmesi nedeniyle hatalarını görmeme, yok sayma meyli vardır. Bunu kontrol etmezse farkında olmadan liderini putlaştırır. Bu durum o lider ve cemaat için felakettir. Onu La yuhti/Hatasız, kusursuz sanır. Bu bazen samimiyetten kaynaklanır bazen de çıkarı olduğu için olur. Devasa varlıklar içinde yüzen oluşumlardan bunları temizlemek te zordur. Sektörleşen bu yapılar manevi çizgiden uzaklaşırken aynı zamanda kendilerinde yenilmez güç vehmine kapılırlar. Siyasete de ayar vermeye çalışırlar. Çıkarını düşünen bazı siyasiler de bunlara kol kanat gererler. Yani al gülüm ver gülüm misali.
Her türlü olumsuzluğuna rağmen toplumu terk edip uzlete/ kendi gettolarına hapsolan oluşumların topluma faydası olmaz. Hele bir de içinde yaşadığı toplumun imanından şüphe etmeye kalkar ve birlikte vakit namazı, birlikte Cuma namazı kılmaz, camileri dırar mescidi görürlerse o zaman bu gruplar tehlikeli hal alır. Birileri tarafından kullanılacak aparatlara dönüşür. Çünkü bu oluşumlarda ağabeylik anlayışı müntesbini/taraftarını sürüleştirir. Artık müntesbin/taraftarın yerine de ağabey veya lider karar verir. O zaman lider tartışılmaz olur. Her sözü bir hikmete dayanmaktadır zu’muna/ kuruntusuna kapılır. Artık kurucu lider ölse bile ondan mesaj geldiğine, hal-i hazırdaki liderin kurucu liderden mesaj aldığına inanılır. Bu nedenle de böyle yorumlar cemaat içinde bilinçli, şekilde yayılır. Bu lider anlayışı bazen dini bazen dini olmayan oluşumlarda da görülebilir.
Bir örnek vereyim: Bir cemaat liderinin bağlısına: “Bu sokağa bir tavuk ürünleri reyonu açın.” Deyince bağlısının: “Efendim bizim marketin içinde bir reyon açalım. Masrafa girmeyelim. O reyonun kazancı cemaat için olsun.” Dediği zaman Liderin “Vay size vay! Ben bunu kendi kafamdan mı çıkarıyorum?” deyince kaynar suyun tepesinden aşağı döküldüğünü zanneden müntesip: “Sana vahiy mi geliyor?” Diyerek irtibatı kesmek zorunda kalır.
Kontrolden uzak çalışan, hurafeye batmış rivayetlerle şişirilen, dünyevileşme ile maneviyatı maddiyata dönüştüren oluşumlar her zaman zararlı olurlar. Dini duyguları istismar etmeden, cemaat için verilen teberruları/bağışları kendine mülk edinmeden elbet hizmetler devam edecektir. Etmelidir de. Zekâtı, zekât yerinde, bağışı bağış yerinde kullanmak şartıyla hizmetler yürütülmelidir. Çünkü “Vâkıf/ Malını vakfeden, kıyamete kadar sevabı kendine dönmek üzere kendi mülkünü elinden çıkarıp Allah’ın eline koymasıdır.” Diye tarif eder Hidaye sahibi Merginani. Yani vakıf ve dernek malı kamu malıdır. İlgililer onu sadece hak eden yere sarf ederler. Hizmeti karşılığında da cari olan maaş alabilirler. Buradan zenginleşemezler. Ama maalesef, istisnalar hariç bu hassasiyet yeterince gözetilmeden yürütülüyor. Maalesef böyle. Bu durum hakkaniyetle çalışan STK’ları da zora sokmaktadır.
Bir başka yanlış ta, cemaat oluşumları hak edeip etmemesine bakmadan babadan oğula, toruna ilh…geçmektedir. Bir cemaat veya dernek, siyasi oluşum veya kurum babadan oğula hak etmiyorsa geçmemelidir. Sırf oğul veya yakını olduğu için değil kim hak ediyorsa oluşumun başına o geçmelidir. Hurafeden ve bidatten uzak, İslam’ın orta yol söyleminin çizgisi üzerinde yürümelidir. Hele hele hiçbir dini birikimi olmayanların babasının postuna oturması cinayettir. Ticaretle, kadınla, siyasetle iç içe yürüyen, liyakatten yoksun, sadece taraftar olduğu için bir yerlere gelmek amacını güdenlerden fayda beklenmez. Bunları çevremize yaklaştırmamalıyız. Kendi halinde, aldığı manevi sorumluluğun farkında olan, ama hasbî çalışan güzel insanlara selam olsun.
Bu konu tek bir yazı ile bitecek konu değildir. İnşallah ileride başka yazılarda buluşmak üzere tekrar hasbî çalışan gönül adamlarına selam olsun.
Yusuf Sarıkaya/TİMETÜRK