2017-2020 Yılları arasında Elazığ İl Müftülüğü görevini deruhte ettim. Elimden geldiği, gücümün yettiği kadar ekibimizle bu hizmeti yürütmeye çalıştım. Diyanet İşleri Başkanlığımız ilk defa illerde ramazanın son on günü içinde itikâf yapmak isteyenlere camilerde imkân sağlanması gerektiğini belirten bir talimat gönderdi. Biz de buna istinaden kimlik bilgileri ile müracaat etmeleri halinde bu ibadetin yerine getirilmesi için tedbirler aldık ve uygulamaya başladık. Buraya kadar normal seyir devam etti. Asıl bundan sonrasına bakalım dilerseniz.
Doğukent Mahallesi’nde bir camiye gittim. Hem öğle namazımı kılayım hem de itikâfa katılanlarla bir görüşeyim diye. Çünkü burada yaş grubu farklılığı ve beklenmedik bir katılım gözüküyordu. Camiye ezan okunurken girdim. Baktım son cemaat kısmında bir sürü gencin bir kısmı üzerlerine pikeyi çekmiş uyuyor. Bir kısmı da bağdaş kurmuş telefonla mesajlaşıyor. Dokunmadım bakalım ne olacak düşüncesiyle. Namaz bitti çıktık. Gençlerde kıpırdama yok. Yanlarına vardım. Neden cemaate katılmadıklarını sordum. Kendileri cemaat oluyorlarmış. Yani cami cemaatine ve imamın namazına katılmıyorlar. Kim olduklarını sordum. Furkan Vakfı gençleri olduklarını öğrendim. Kendilerine bunun yanlış olduğunu, üstelik itikâf gibi kıymetli bir ibadeti bu genç yaşta yerine getirmelerinin çok güzel bir şey olduğunu belirttim ama kâr etmedi. Üstelik çocuk yaşta olanlar da vardı. Hâlbuki onların okula gitmeleri de gerekiyordu. Bir de herkesin kendi mahallesinde veya yakın mahallede belirlenmiş bir camide itikâfa girmeleri gerekiyordu. Anlaşılan özel bir planla tek camide toplanmışlardı. Kısacası itikâfa yakışmayan bir manzara ile karşılaştım.
Aradan birkaç gün geçti dikkatimi çeken bu gençlerin olduğu camiye iftar vakti uğradım. 4X4 jiplerle iftarlıklar, tatlılar, börekler, çörekler geldiğini gördüm. Üstelik teravihe yine katılmıyorlardı. Şimdi bu nedir Allah aşkına? Bu mudur gençlere İslami eğitim vermek? Bu mudur gençleri topluma, insanlığa faydalı hale getirmek? Toplumu dışlayıcı hiçbir hareket İslami olamaz. Tüm olumsuzluklarına rağmen, güzel örneklikle, ilim ve irfanla, İslam’ın makasıt teorisinden esinlenerek yolunu kaybetmiş, duyarsızlaşmış, bireyselliği putlaştırmış çağımız insanıyla diyalog kurmak olmalıdır. Daha sen tüm kusurlarına rağmen cami cemaatiyle ayrışırsan senin bir proje olduğun hükmü ortaya çıkar. Bir de son günlerde Kuytul’un eşi hanımefendinin bir videosuna denk geldim güya beyi Hz. İsa’yı, hakiki surette görmüş. Allah, Allah buradan ne kast ediyor acaba diye düşünmeden edemedim. “edgasü ahlam.” Başka bir şey değil. Yahu ortalık mehdiden, kureyşiden, seyyidden geçilmiyor. Bırakın şu İslam’ın yakasını Allah aşkına.
Bir de bu gençler her cumartesi ve Pazar sabahı İzzetpaşa Camii’nin önünde toplanıyor ve Cumhurbaşkanı’mıza beddua, hakaret içeren cümlelerle sanki günlük vazifelerini yapıyorlardı. Emniyeti arıyorum, onlar gelinceye kadar sokak aralarında izlerini kaybettiriyorlardı.
Şu sonuca varmak zorunda kalıyorum. İslam’ı reefrans alanlardan her kim yine İslami çizgi içinde yaşamaya çalışan bir iktidarla boğuşuyorsa, Ayasofya’nın açılışına sevinemiyorsa, üstelik kalem kırıyor ve saldırı üstüne saldırı yapıyorsa, yapıcı eleştiri yerine yıkıcı dil kullanıyorsa, beddua seansları yapıyorsa muhalif değil birileri adına kullanılan aparatlardır. Sol cenahı kast etmiyorum. Onlar diledikleri kadar eleştirebilirler. Sadece onlardan da iftira değil muhalefet yapmaları beklenir. Sol cenah Ayasofya’nın açılışına da sevinemeyebilirler. Çünkü onların kurucu liderlerinin yaptığı bir şeyin aksine işlem onları sevindirmez. Üstelik bu güne kadar halka hiç böyle vaatte de bulunmadılar.
Lütfen aklımızı ve vicdanımızı kullanalım. Menfaat değil hakikat peşinde olalım. Bilmediğimiz konuda konuşmayalım. Bedir Harbi’nde Peygamberin konuşlanma yerini vahiy mahsulü olmadığı için uygun bulmayan, yani kendisine vahiy gelen peygamberi vahiy değilse sorgulayıp karar değiştirmesine sebep olan özgürlükçü Müslümanlar olalım. Hiç kimseyi la yuhti/Hatasız, kusursuz görmeyelim. Hiçbir zaman hatıra iş yapmayalım. Hak aşığı olalım. Aparatlara yem olmayalım. Hükümeti gerektiğinde eleştirelim. Mesela, Aile konusu halen düzeltilemedi. Eğitim son derece sıkıntılı bunları konuşalım. Bunların sadece yetkilerin elinde olmadığını da bilerek elimizden gelen ne varsa iyi niyetle yapalım. Ama kimsen üflediği borazanı olmayalım. Yeter artık rüylardan, efsunlardan, hurafelerden, halkın manevi duygularını istismar edenlerden kurtulalım. Cemaat veya vakıf adına tek bir kişinin öncülüğünde ticaret yapılmasına, mülk edinmesine pirim vermeyelim. Para serseri mayın gibidir. Nasıl çarpacağı belli olmaz. Hayri hizmetlerde resmi teberrular kabul edilmezse o oluşumdan her zaman pis kokular çıkması muhtemeldir. Kamu malını şahıslara kayıt ederek kamudan mal kaçırmayalım. Bu yoldan zengin olanlar bilinmektedir. Yolsuzluk varsa bırakın hangi hükümet olursa olsun o mülk şahsa değil devlete kalsın. Sadece ve sadece Allah için yola çıkan ve güzel hizmetler sunanlara selam olsun.
Yusuf Sarıkaya/TİMETÜRK