“Toplum içinde davranış ve nezaket kaideleridir” diye tanımlanan görgü kurallarını şöyle de tanımlayabiliriz: Toplum içinde yaşayan kimselerin uymak zorunda oldukları kaidelerdir.
Medeni toplumlar, her şeyi yapabilme özgürlüğüne sahip değildir. Herkesin hürriyeti diğer insanların hürriyetlerinin başladığı yerde biter. Bu temel ve insani prensip baştan sona ahlakî davranışları içeren Hucurat Suresi’nde geniş-geniş anlatılır. İnsanlara nasıl davranılacağı, evlerden birisi çağırıldığında nasıl bir üslup kullanılacağı açıklanır. İnsanların hoşlanmadığı takma isimler kullanılmaması, insanların arkasından çekiştirilmemesi ciddi birer ahlak prensibi olarak emredilir. Gıybet çarpıcı bir benzetmeyle ölü eti yemeye benzetilmekte ve bunun çirkin bir şey olduğu ifade edilmektedir.
Görgü kaidelerine riayet edenlere nazik ve terbiyeli insan denir. Terbiyeli insanlar toplumda güven kazanırlar. Her insanın bu kurallara uyması gerekir. Müslüman’ın daha fazla uyması gerekir. Bu kurallar kanunla tespit edilmemesine rağmen çok etkilidir. Kanunla tespit edilen kurallar yasak ta olsa çiğnenebilmektedir. Fakat görgü kurallarını ihlal eden asla affedilmez. Edep ve nezaketin önemini vurgulamak için büyüklerimiz bakınız ne demiştir: “Edep bir taç imiş nur-u Huda’dan giy ol tacı emin ol her türlü beladan”
Özellikle son birkaç yıldır Batılı milletlerin dahi giymediği, yatak odası kıyafeti ile sokağa çıkanlar, açık saçık giyime özenenler, bedenini teşhirden başka göstereceği ve ilgi çeken yönü olmadığı için gülünç duruma düşüyorlar. Sosyal medyada veya sanat adı altında konser verenlerin apış aralarını gösterme şovları sadece bir eziklik ve rezilliktir. Toplumun kanunda yazmayan kurallarıdır edep. Edep sadece kadına değil her iki cinse de gereken bir şeydir. Ancak kadın fiziki yapısı nedeniyle ilgi çekici özelliğe sahiptir. Bu nedenle de kadında edep daha da önemlidir. Kendini ve karşı cinsi koruyan bir kalkandır.
Son günlerde tesettürlü olmayan kadınların dahi tepki gösterdiği müstehcenlik sokak aralarına girdi. Bu konuda aile terbiyesi önem kazanmaktadır. Gerekirse yasal önlemler alınmalıdır. Kadını taciz eden erkek ne kadar suçluysa erkeği giysisi ve aşüfte davranışıyla taciz eden kadın da o kadar suçludur. “Bakmasınlar efendim!” sözü mantıktan yoksun bir istektir. Kendisini teşhir eden kişi beden dili ile kendisine bakılmasını, ilgilenilmesini istediği için orasını burasını açarak bunu yapıyor. Bunu anlamak için derin psikolog veya uzman olmaya gerek yoktur.
Edep okulunda okumayan sınıfta kalır. Bu okulun yeri başta ailedir, ana, baba ve büyüklerdir. Çocuklar ilk terbiyeyi büyüklerden alır. Aile çürümüşse tuz çürümüş ve toplumsal tefessüh/kokuşma başlamış demektir. Göğüsleri, en mahrem yerleri meydanda dolaşan hanımefendilerin bilmesi gerekir ki, bu davranıştan başta kendileri zararını görecektir. Nihayet “arkadaş, sevgili, birlikte çıktığı… Vs.” gibi masum ifadelerin altından ne cinayetler ve mağduriyetler çıktığını görüyoruz. Bir de tesettürlü olanlardan bazılarının (senaryo olması kuvvetle muhtemel) asla kabul edilemeyecek paylaşımları “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” dedirtiyor.
İç çamaşırını dışarı asmaktan hayâ eden bir toplumun çocukları neredeyse uryan/çırılçıplak gezmeye başladılar. Hanımefendiler! “Ben yaşamadım, kızım yaşasın, ben giyemedim kızım giysin, bir defadan bir şey olmaz, şimdilik böyle olsun sonra düzelir” mantığı neslimizi mahvetti. Kısacası reklam filmleri, bazı etkinlikler, düğün ortamları için verilen anlık tavizler tamiri imkânsız felaketlere sebep oluyor.
Fıtri bir durum olan cinsiyeti, “Cinsiyet dayatması” diyerek ortaya fırlayan manifest, k-pop, ATEEZ, vb. sapkın organizeler nesillerimizi hedef almıştır. Bunun hürriyetle mürriyetle, sanatka alakası yoktur. İnsanlık tarihi boyunca görülen sapık fikirlerin yeni sürümleridir bunlar. Müslümanların en değerli kurumu aileyi hedef tahtasına koymuşlardır. Bunun farkında olalım. Bile bile bu sapık düşüncelere prim verenler en büyük ihanet içindedirler. Bu akımlara karşı uyanık olmak hepimizin görevidir.
Müstehcenlik ise özellikle genç kızlarımızdaki ve bazı hanımefendilerdeki manevi boşluğun doğal sonucudur. Ahiret inancının kalplerden silinmesi veya çok çok zayıflaması insanlarda haram ve hesap inancını yok ediyor. Öyle olunca da her şey mubah, her şey caiz anlayışı kökleşiyor. Bu anlayış tarihin her döneminde var olmuş ama nice gafiller kabir denilen çukurlarında hesap gününü beklemekteler. Kısacası “cennet ucuz değil, cehennem dahi lüzumsuz değil.”
Yusuf Sarıkaya/TİMETÜRK