Toplumda en yaygın hukuki korkulardan biri şudur: "İcra gelirse evde ne varsa alıp götürürler."
Bu cümle yıllardır dilden dile dolaşıyor. Oysa bugün yürürlükte olan hukuk düzeninde durum sanıldığı gibi değildir. İcra hukuku artık yalnızca alacaklının hakkını değil, borçlunun insan onurunu, aile hayatını ve konut dokunulmazlığını da koruyan bir anlayış üzerine kurulmuştur.
Evet, borç ödenmelidir. Hukuk, alacaklının hakkına kavuşmasını sağlar. Ancak bunu yaparken borçluyu ve ailesini temel yaşam şartlarından mahrum bırakmayı da kabul etmez.
Artık Konuta Haciz İçin Hâkim Onayı Zorunlu
Geçmişte alacaklının talebi üzerine icra memurları doğrudan konuta giderek haciz işlemi yapabiliyordu. 7445 sayılı Kanun ile bu uygulama önemli ölçüde değiştirildi.
Bugün icra müdürlüğü tek başına konutta haciz kararı uygulayamaz. Öncelikle dosya İcra Mahkemesi hâkiminin önüne gider. Hâkim, dosyayı inceleyerek haczin gerekli olup olmadığına karar verir.
Kısacası, hâkimin yazılı onayı olmadan sırf alacaklı istedi diye hiçbir icra memuru evinize girip haciz işlemi yapamaz. Bu düzenleme, konut dokunulmazlığını güçlendiren ve vatandaşın özel hayatını koruyan önemli bir hukuki güvencedir.
Evdeki Her Eşya Haczedilemez
Hâkim onayı alınmış ve haciz işlemi başlamış olsa bile bu, evde bulunan bütün eşyaların alınacağı anlamına gelmez.
Kanun açık bir ilkeye dayanır: Borçlu ve ailesinin yaşamını sürdürebilmesi için zorunlu olan ev eşyaları haczedilemez.
Buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, ocak, fırın, yatak, gardırop ve günlük yaşam için gerekli makul sayıdaki oturma grubu gibi temel ihtiyaç eşyaları kural olarak haciz konusu yapılamaz.
Ancak aynı amaçla kullanılan birden fazla eşya varsa durum değişebilir. Örneğin evde iki televizyon bulunuyorsa ikinci televizyon haczedilebilir. Aynı şekilde ekonomik değerinin çok üzerinde olan lüks veya antika niteliğindeki eşyalar da haciz kapsamına girebilir.
Buradaki ölçü son derece nettir: İhtiyaç başka şeydir, lüks başka şeydir.
Mesleğinizi Yapmanızı Engelleyecek Haciz Yapılamaz
Hukuk yalnızca bugünü değil, yarını da düşünür.
Borçlunun borcunu ödeyebilmesi için çalışması gerekir. Çalışabilmesi için de mesleğini icra edebileceği araçlara sahip olması gerekir.
Bu nedenle bir terzinin dikiş makinesi, bir marangozun temel el aletleri, bir tamircinin ekipmanları veya mesleğin icrası için zorunlu araç ve gereçler kural olarak haczedilemez.
Çünkü hukuk, borçluyu üretimden koparan değil, borcunu ödeyebilecek durumda tutan bir denge kurmayı amaçlar.
Sonuç
İcra hukuku, alacaklı ile borçlu arasında adil bir denge kurmaya çalışır.
Alacaklının alacağını tahsil etmesi hukuk devletinin gereğidir. Ancak borçlu da insan onuruna yaraşır bir yaşam sürme hakkına sahiptir. Bugünkü yasal düzenlemeler sayesinde artık hiç kimse borcu nedeniyle boşaltılmış odalarda, buzdolabı alınmış bir mutfakta yaşamaya mahkûm edilmez.
Bu nedenle "Eve haciz gelirse her şey gider." düşüncesi doğru değildir.
Böyle bir süreçle karşılaşan vatandaşların panikle hareket etmek yerine haklarını bilmeleri, icra dosyasını yakından takip etmeleri, mümkünse ödeme ve taksitlendirme imkânlarını değerlendirmeleri ve süreci bir avukat aracılığıyla yürütmeleri hem hak kayıplarını önleyecek hem de gereksiz endişeleri ortadan kaldıracaktır.
"hukuk korku üretmez, güven üretir"
Yurdal Kılıçer/TİMETÜRK