İşin aslını, astarını araştırmadan – sorgulamadan – okumadan ve bilmeden her şeye balıklama atlamak gibi bir huyumuz var. Bu huy, aslında çok çalışkan olan milletimizin her şeye hazır konmak ve zahmetsiz rahmete kavuşmak istemesinden kaynaklanmaktadır. Alın teri dökmeden – uğraş verilmeden edinilen hiçbir şeyin kıymeti harbiyesi olmaz. Halkımızın birçoğu bu gerçeklikle ilgili kullanılan ama manasını yanlış anladıkları dillere pelesenk olan bir sözü sürekli tekrarlıyor; “Hay’dan (Allah’tan) gelen hû’ya (Allah’a) gider!”.
Yaşadığımız olumsuzlukların kökenin de 2020 yılından bu yana korona virüsün sonuçlarından biri olarak karşımıza çıkan her şeyin ayağımıza kadar gelmesi, hazıra konmaya alışmamız ve internet üzerinden telefonlara / sosyal - sanal medyaya olan bağımlılık yer aldı. Bu bağımlılık öyle bir hâle geldi ki adeta bir “esaret” e dönüştü ve sarmalına giren herkesi de zapt ü rap altına aldı. Her yere onunla gidiyor, onsuz bir şey yapamıyoruz artık!...
Başlangıçta masumane niyetlerle ortaya çıkan “sosyal medya” sonrasında amacına ulaşınca “sanal” oldu ve karşınızdakileri görmemeye – duymamaya – anlamamaya başladınız. Mesajlar, duygular, paylaşımlar, video ve fotoğrafları kendiniz değil “hazır ambalaj” gibi size sunanlardan istifade edip bunları da “zahmetsiz” ve “hazır” bir şekilde paylaştığınız için “doğru” zannediyor ve “başkaları da görsün!” diye aynı yanlışlığın girdabına onları da çekiyorsunuz.
“Sosyal” olup pek de masum olmadığı anlaşılan “sanal” medyadan her şeyi paylaşmayın. Hadi kitap – gazete – dergi v.s. hiçbir basılı yayını okumuyor, bu konudaki eksikliğinizi ve bundan dolayı oluşan cehalet hastalığınızı kabul etmiyorsunuz. Ancak paylaştığınız her şeyi paylaşmadan önce o bir türlü elinizden bırakmadığınız cep telefonlarının internet ortamlarına girip arama adreslerinde gezinip işin (ya da bilginin) aslını astarını öğrenip paylaşsanız daha iyi olmaz mı? Hem böylelikle “doğru bilgi” sahibi olup bunun üzerinden de fikrinizi beyan etmiş olursunuz. Zor bir şey mi bu?!...
Geçenlerde bir arkadaşımız WhatsApp üzerinden güneşle ilgili bir gerçeği (!) paylaşmış ve bunu da Kur’an – ı Kerim’de geçen ayetlerle ilişkilendirmiş. Ben de bir araştırıp bakayım “bu işin gerçeği ne?”, haklı ya da haksız olmak bir tarafa en azından “doğru bilgi” sahibi olalım dedim. Önce arkadaşın başka bir yerden paylaştığı “bilgi” yi buraya aktaralım;
“Kur’an – ı Kerim’de güneş kelimesinin geçtiği ilk ayet ile son geçtiği ayet arasında 5778 ayet varmış. Güneşin ise yüzey sıcaklığı 5778 derece imiş.”
Biz de bu bilgilerin doğruluğunu araştırmak için internetteki arama adreslerine sorduk;
İlk bilgi yapay zekâ uygulaması olan “AI modu” ndan gelsin;
“Güneş’in yüzey sıcaklığı (fotosfer tabakası) modern Uluslararası Astronomi Birliği verilerine göre yaklaşık 5772 Kelvin (5500 derece) civarındadır. 5778 Kelvin değeri ise eski ölçümlere dayanan ve yaygın olarak bilinen alternatif bir tahmindir.”
Güneş yüzey sıcaklığının 5778 Kelvin olduğu değerinden ilerleyerek Kur’an’daki “güneş” (şems – şemsiyenin de kökenidir) kelimesinin geçtiği ilk ayet 91. Sure olan “Şems Suresi” nde yer almaktadır. Nüzul (iniş) sırasına göre bu sure aynı zamanda 26. Suredir. Ancak şems kelimesi Kur’an’daki dizilişe göre ilk geçtiği yer Bakara Suresi’nin 258. Ayetidir. Bunu baz alıp güneşin ilk geçtiği yer ile son geçtiği yer arasındaki ayet sayısı da kimine göre 5778 iken kimine göre de 5974 ayet vardır. Bu sayım şekli, müfessir ve ilgili ilim adamlarının kabul şekline göre de değişmektedir.
Kur’an’la ilgili yıllardır bizlere öğretilen bir şey vardı;
“Kur’an – ı Kerim; 114 sure ve 6666 ayetten oluşmaktadır.” Cuma namazına gittiğim ama ismini vermeyeceğim bir camideki Hoca’dan (Diyanet’e bağlı bir cami ve resmi imam) duyduğum kadarıyla Kur’an – ı Kerim’de toplam 6236 ayet vardır. Arama adreslerindeki yapay zekâ uygulamalarında da bu sayı yazıyor. Hatta bu sayı Fatiha suresinin başındaki besmele de dahil olmak üzere verilmektedir. Peki aradaki 430 ayete ne oldu, bizlere öğretilen yanlış mıydı yoksa ayet sayılarını hesap ederken kabul değerleri neydi? İşte bu yüzden diyorum ki hakkında kesin bilgi olmayan bir şeyi paylaşmak doğru değildir. Her ne kadar Kur’an mucizevi bir kitap olsa da farklı farklı görüşlerin olduğu bir yerde sanki “kesin bir bilgi” ymiş gibi bunları paylaşmayın!...
Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK