$

Dolar

47,3462

Euro

53,9014

£

Sterlin

62,9983

Frank

57,7957

Gram Altın

6.206,0500

Bitcoin

3.071.834

$

Dolar

47,3462

Euro

53,9014

£

Sterlin

62,9983

Frank

57,7957

Gram Altın

6.206,0500

Bitcoin

3.071.834

Makale 28.07.2026 4 dk okuma

Girişimciler için Savaş ve Barış

Paylaş:

Dünyada yaşanan her büyük jeopolitik kriz, ilk bakışta yalnızca devletleri ilgilendiriyormuş gibi görünür. Oysa tarih bize başka bir şey söylüyor. Savaşların gerçek etkisi çoğu zaman cephe hattından çok daha uzakta hissedilir. Fabrikalarda, limanlarda, veri merkezlerinde, yatırım komitelerinde ve en önemlisi girişimlerin strateji toplantılarında. İran ile ABD arasında yaşanan son gerilim de bunun en güncel örneği. Kamuoyu doğal olarak petrol fiyatlarını, enerji maliyetlerini veya askeri gelişmeleri takip ediyor. Ben ise konuya farklı bir pencereden bakıyorum. Çünkü yıllardır yatırım hazırlığı yapan teknoloji girişimleriyle çalışan biri olarak biliyorum ki bu tür krizler, bazı şirketlerin büyümesini yavaşlatırken bazılarına küresel ölçekte yeni fırsatlar açabiliyor. Özellikle donanım geliştiren girişimler için bu dönem, yalnızca risklerin arttığı bir süreç değil; aynı zamanda doğru pozisyon alanların birkaç yıl öne geçebileceği yeni bir rekabet dönemi. Bugün dünyanın en büyük teknoloji şirketleri artık yalnızca daha iyi ürün geliştirmeye çalışmıyor. Aynı zamanda daha güvenli tedarik zinciri oluşturmanın peşinde koşuyor. Çünkü pandemiyle başlayan, Rusya-Ukrayna savaşıyla hızlanan ve Orta Doğu’daki gerilimlerle devam eden süreç, tek bir gerçeği ortaya çıkardı: Artık üretim kapasitesi kadar, üretimin sürdürülebilirliği de rekabet avantajıdır. Bu durum Türkiye için önemli bir pencere açıyor. Avrupa’ya yakın üretim kapasitesi, gelişen elektronik sanayisi, güçlü mühendislik altyapısı ve esnek üretim kabiliyeti sayesinde Türkiye, alternatif üretim merkezi olarak her geçen yıl daha fazla dikkat çekiyor. Özellikle elektronik kart üretimi, endüstriyel IoT sistemleri, güç elektroniği, sensör teknolojileri, haberleşme ekipmanları, enerji elektroniği ve savunma teknolojileri geliştiren girişimler için yeni iş birlikleri oluşabilir. Avrupalı şirketler artık yalnızca en ucuz üreticiyi aramıyor. En güvenilir üreticiyi arıyor. Bu ikisi artık aynı şey değil. Bunun yanında savunma teknolojilerinin sivil uygulamaları da ciddi biçimde hız kazanacaktır. Otonom sistemler, yapay zekâ destekli görüntü işleme, insansız platformlar, güvenli haberleşme, siber güvenlik ve enerji yönetimi gibi alanlarda geliştirilen birçok teknoloji, kısa süre içerisinde sivil pazarlara da yayılıyor. Tarih boyunca büyük teknolojik sıçramaların önemli bir bölümü kriz dönemlerinde gerçekleşti. Bugün de benzer bir dönüşüm yaşanıyor. Ancak madalyonun diğer yüzünü de görmek gerekiyor. Donanım girişimleri için en büyük risk, savaşın kendisi değil; belirsizliğin uzamasıdır. Yarı iletkenlerden pasif elektronik bileşenlere, batarya hücrelerinden nadir toprak elementlerine kadar birçok kritik girdide fiyat dalgalanmaları devam ediyor. Navlun maliyetleri değişiyor, teslim süreleri uzuyor, sigorta maliyetleri yükseliyor. Bir girişimin ürünü mükemmel olabilir. Ancak tek bir kritik çip bulunamadığında bütün üretim hattı durabilir. Bugün yatırımcılar da şirketleri farklı kriterlerle değerlendiriyor. Eskiden “ürün çalışıyor mu?” sorusu yeterliyken artık bunun yanına yeni sorular eklendi. Bu şirket alternatif tedarikçiye sahip mi? Kritik parçalarını kaç ülkeden temin edebiliyor? Üretim sürekliliğini koruyabiliyor mu? Jeopolitik risklere karşı senaryoları hazır mı? Artık bunlar da şirket değerlemesinin önemli bileşenleri hâline geliyor. Girişimcilerin de bakış açılarını değiştirmeleri gerekiyor. Bir donanım girişimi yalnızca teknoloji şirketi değildir. Aynı zamanda lojistik şirketidir. Tedarik zinciri yöneticisidir. Risk yöneticisidir. Finans yöneticisidir. Ve giderek daha fazla jeopolitik okuryazarlığa sahip olmak zorundadır. Önümüzdeki yıllarda başarılı olacak donanım girişimlerini belirleyecek unsur yalnızca en iyi mühendisler olmayacak. En dayanıklı iş modelini kurabilen ekipler kazanacak. Çünkü yeni dünyanın rekabet avantajı sadece inovasyon üretmek değil, o inovasyonu her koşulda sürdürülebilir şekilde üretebilmektir. Ben artık girişimcilik ekosistemine yalnızca sermaye açısından bakmıyorum. Sermayenin yeni adı dayanıklılık. Ve dayanıklılık artık iyi bir mühendislik kadar güçlü bir tedarik stratejisiyle başlıyor. 

Ahmet Kerim Nalbant/TİMETÜRK

Etiketler: