Sonbaharın en güzel yanlarından biri de sanat etkinlikleriyle renklenen İstanbul’un sokaklarında kaybolmak… Hele ki bu etkinlikler, yıllara meydan okuyan tarihi yapıların büyülü atmosferinde hayat buluyorsa, değmeyin keyfime! Çünkü benim için bir sergiyi gezmek yalnızca sanat eserlerine bakmak değil; aynı zamanda mekânın hafızasına dokunmak, geçmişin izlerini bugünün estetiğiyle buluşturmak demek. Geçtiğimiz günlerde rotamı, İstanbul’un köklü semtlerinden Karaköy’e çevirdim. Tarihi dokusu, eski binaları, dar sokakları ve her köşesinde ayrı bir hikaye saklayan atmosferiyle Karaköy, yine beni kendine hayran bıraktı. Bu kez durağım, ihtişamıyla dikkat çeken ve zamana karşı direnen Karaköy Palas oldu.
106 yıllık bir mimari şaheser

Karaköy’ün kent belleğinde özel bir yere sahip olan Karaköy Palas, 1920 yılında inşa edilmiş. İstanbul doğumlu Levanten mimar Giulio Mongeri’nin imzasını taşıyan yapı, yalnızca mimari özellikleriyle değil, taşıdığı tarihsel birikimle de dikkat çekiyor. Birinci Ulusal Mimarlık Akımı’nın izlerini taşıyan Karaköy Palas, farklı mimari anlayışların bir araya geldiği etkileyici bir eser. Bizans, Selçuklu ve Osmanlı mimarisinden esintiler; Art Nouveau ve Neoklasik üslubun ayrıntılarıyla aynı cephede buluşuyor. Büyük kemerleri, özenli taş işçiliği, kabartma motifleri ve üçüncü katta dışarıya doğru uzanan balkonlarıyla yapı, her ayrıntısında ayrı bir hikaye anlatıyor. Binanın asimetrik cephe düzeni de yalnızca estetik bir tercih değil; farklı kiracıların kullanımına imkân sağlayan işlevsel bir mimari çözüm. Geçmişin ihtiyaçlarıyla şekillenen bu ayrıntılar, dönemin kent yaşamına ve mimari yaklaşımına dair önemli ipuçları sunuyor. Karaköy Palas son zamanlarda ücretsiz sergiler bahanesiyle ziyaretçilerine kapılarını açıyor. Gerek sanatseverler gerekse sosyal medya için yeni postlar eklemek isteyenlere muhteşem anılar bırakıyor.
Karaköy Palas’ın önünde durup yapıyı izlerken insanın aklından ister istemez şu düşünce geçiyor: İstanbul, bütün değişimine rağmen geçmişini korumayı başardığı ölçüde güzel. Yeter ki o geçmişe sahip çıkmayı bilelim.
Karaköy Palas’ın sanatçılar ve sanatseverler için yeni bir buluşma noktasına dönüşmesi, tarihi yapıların geleceğine dair de umut veriyor. Çünkü kentlerin kimliği yalnızca yeni binalarla, yükselen gökdelenlerle ya da değişen caddelerle oluşmuyor. Bazen bir kemerin altında, eski bir merdivenin basamaklarında veya yıllardır ayakta duran bir cephenin ardında saklı olan hafıza, o kentin ruhunu yaşatmaya devam ediyor.
Bugün tarihi yapıların çağdaş sanatla buluşması, geçmiş ile gelecek arasında güçlü bir bağ kuruyor. Bir zamanlar başka hayatlara, başka hikayelere ev sahipliği yapan mekânlar; şimdi sanatın, düşüncenin ve kültürel etkileşimin yeni adresleri oluyor.
Şehrin Rotasından sanat önerileri

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası DenizBank Konserleri’nde
2026-2027 Sezonu Başladı

İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası (İDSO) DenizBank Konserleri, 2026-2027 sezonunun açılışını Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirdi. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası DenizBank Konserleri, yeni sezonda da her hafta farklı bir konser programı ile Atatürk Kültür Merkezi’nde klasik repertuvarın başyapıtları, Türk bestecilerin eserleri, özel temalı konserler ve farklı müzik türlerine uzanan seçkileri müzikseverlerle buluşturmaya devam edecek.
Alüminyumun Sanatla Buluştuğu Sergi:

“13. Element”
ASAŞ’ın sanayi birikimini sanatla buluşturma vizyonuyla hayata geçirilen ASAŞSANAT, “13. Element” sergisiyle alüminyumun çağdaş heykel sanatındaki ifade olanaklarını görünür kılmaya hazırlanıyor. 29 sanatçının özgün eserlerini bir araya getiren sergi, 21 Ekim – 10 Kasım 2026 tarihleri arasında İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde sanatseverlerle buluşacak.
Okumak ne işe yarar? “Okudum da Ne Oldu?” raflarda!

Okurluğun neşesi, tereddütleri ve yapay zekâ çağındaki geleceği üzerine samimi bir yüzleşme: Yekta Kopan’ın yeni kitabı Okudum da Ne oldu?: Yapay Zekâ Çağında Okur Olmak, Can Yayınları etiketiyle raflarda yerini aldı.