Bir toplumun kalitesini, durumunu, duruşunu o toplumu oluşturan bireylerin “maneviyat” ından anlarsınız. Burada maneviyattan kastettiğimiz şey; eğitim – öğretimin oransal (diploma sayısına göre) değil kaliteli olup olmadığının seviyesi, “beşer” eliyle yapılan kanunların adil ve hakkaniyetli uygulanmasından dolayı toplumun huzurlu olup kanunlara riayet etmesi ve kurallara uymasının sağlanması, ahlâkî - dinî değerlere olan saygı ve bağlılık, iş ve çalışma karşılığının alınarak birey ve toplumun maddi anlamda rahat ettirilmesidir. Bunun için de önce “insan” ı tanımak gerekir.
İnsan; aldığı eğitim, yetiştiği ortam, sosyo – kültürel çevrede bıraktığı izlenim ve itibarla şahsî karakterini geliştirir. “Kalabalık yığın” değil ama “toplum” içerisindeki hâl – hareket, konuşma, oturup – kalkma ve unvanlarıyla birlikte “kişi, kendinden bilir işi!” misali isim edinip intiba bırakırsa “iyi”, tam tersi bir durumda da “kötü” olarak anılır. Bu durum; unvanı, makamı, konumu ne olursa olsun hiç mi hiç fark etmez!...
Birey ve toplumların gelişmesine ön ayak olan, “ayna” vazifesi gören bazı kesimler ile insanların “iyi” veya “kötü” görünmesine sebep olan “münevver” – “cahil” ve “yobaz” gibi “insan” tiplemeleri var. Bunlardan bahsetmeye çalışacağız;
Ülkemizde; modernliği “dinsizlik”, dini “gericilik” hatta Karl Marx gibi “afyon” olarak gören bir zihniyet var. Sayıca az ama etki bakımından kendilerini “çok” (!) gören bu zihniyet puslu havayı seven kurtlar gibi değişik ortamlarda karşınıza çıkar. Bunlara göre din “ilericiliğin önüne konmuş bir takoz” ve dindarlar ise “gericiliğin – yobazlığın – çağdışı kalmış uygulamaların temsilcileri” olarak görülürler. Peki sizler veya sizin gibi düşünenler, “dinsiz” bir şekilde ilerleyip “çağdaş medeniyet seviyesi” ni yakaladınız da “din” mi size mâni oldu? Bu soruyu muhataplarına bir sormak gerekmez mi? Gerçi cevabı belli olan soruyu bunlara sorsanız da bir anlam ifade etmez, etmeyecektir.
“Dinin (üstüne basa basa “İslamiyet” kastediliyor) medeniyet, modernite veya ilerlemenin önünde engel olduğu” düşüncesi – Batı dillerine göre hortlayan Fundamentalizm tehlikesi – hem bizim ülkemizde ve hem de diğer İslam toplum ve devletlerinde kendine oldukça yer edindi. Bundan dolayıdır ki, İslam toplumlarında ilerlemek isteyen bir aydın ya iç dünyasına kendini hapsediyor ya da adını – şanını daha fazla duyurabilmek için kapağı ABD ve Batı’ya atıyor. Hani oralar çok ilerici (!) ya, sevsinler ilericiliklerini!...
Müslümanların kitabı Kur’an – ı Kerim’i hakkıyla okuyup anlayabilen, hayatının her alanına tatbik eden her bir aydın (bizim kesime göre “münevver”) kendini “din” le birlikte daha fazla geliştirir ve dezenformasyonun sebep olduğu kirlerden de arındırmış olur. Bu tarz insanlar dindar olmasa bile dine saygı duyan, dini; ilerlemenin önündeki engel değil geride kalmamayı (“iki günü eşit olan ziyandadır!” anlayışını) teşvik eden, manevi olgu – inançlar bütünü olarak görenler hem başarı elde etmiş ve hem de saygınlık kazanmış olur, itibar görürler.
“Dinsiz münevver” olmanın münevvere bir faydası olmayacağı gibi “okumuş cahil” olmak da cahile bir şey kazandırmaz. İndirilen ilk ayeti “oku!” diye başlayan İslam, cehaletin önüne takoz koyan bir din olduğu kadar körü körüne itaat etmeyi, Budizm de olduğu gibi kendi kabuğuna (inzivaya) çekilmeyi emretmez. Bu din, hayatın ve toplumun her aşamasında olmayı emrettiği gibi bazı alanlarda da ibadet etmeyi farz kılmıştır. Örneğin, cemaat halinde kılınan; farz olan Cuma namazı, vacip olan bayram namazları ile cenaze namazları gibi sosyaliteyi attıran, kaynaşma – dayanışma – acı ve hüznü paylaştıran sosyalleşmeyi emreder.
İslam dinine felsefeyi sokar ve onu ön planda tutarsanız “din” din olmaktan çıkıp ideoloji haline gelir. Allah kelamıyla indirilmiş bir dini uydurulmuş ideolojilere bezemek, itikadi anlamda sizi yoldan çıkartıp başka yollara sevk etmiş olur. İşte son zamanlarda “din” adına bu kadar çok kurumsal (!) yapının çıkması ve birçoğunun da arınmadan bahsetmesi aslında “din” adına birçok eksikliğin kul tarafından yapıldığını gösterir. Böyle yapıların içerisinde ibadet yaptığını – arındığını ve bu vesileyle kulluk bilincine göre hareket ettiğini zannedip şeyhi – mürşidinin yolundan çıkmayan, dindar geçinen yobazları günün sonunda bekleyen şey selamet değil koskocaman bir hayal kırıklığı, hüsrandır.
Ateist, deist, cinsiyet değiştirmenin özendirilmesi ve LGBT + sapkınlığının prim yaptırılmaya çalışılması (bu konuda Sağlık Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Aile - Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın gerekli cezai müeyyideleri uygulamamasını ve teşvik eden yayınlara karşı RTÜK’ün seyirci kalmasını da anlayabilmiş değilim), manevi boşlukların artması, ahlâkın erozyona uğratılması ve buna benzer ne kadar “kul yapısı” bozukluklar varsa bu tamamen olmasa da kısmen felsefenin “din” in alanına sokulmak istenmesinden kaynaklanmıştır. Bunun için de felsefenin, “din” den arındırılması elzemdir. Kul yapısı “felsefe” yle, Allah yapısı “din” arasındaki farka bakmak istiyorsanız; adına “insan” denilen meçhulü inceleyebilirsiniz.
Netice itibariyle;
Ülkemiz ne çektiyse – çekmeye de devam ediyorsa entelektüel geçinen dinsiz münevver, “diploma yüklü merkepler” e dönen okumuş cahiller ve birilerinin eline kukla olan dindar görünümlü yobazlardan çekmiştir.
Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK