$

Dolar

47,8908

Euro

55,3251

£

Sterlin

64,6806

Frank

58,8535

Gram Altın

6.692,0800

Bitcoin

3.036.971

$

Dolar

47,8908

Euro

55,3251

£

Sterlin

64,6806

Frank

58,8535

Gram Altın

6.692,0800

Bitcoin

3.036.971

Makale 14.08.2026 8 dk okuma

Fas Afrika ile Avrupa arasında açılan kapı- 1

Paylaş:

Türkçede "Fas" olarak bilinen bu Kuzey Afrika ülkesinin resmî adı Arapça'da el-Memleketü'l-Mağribiyye'dir; kısaca el-Mağrib olarak anılır ve kelime anlamı "en batıdaki yer" ya da "günbatımının gerçekleştiği yer"dir. Ortaçağ Arap coğrafyacıları, bilinen İslam dünyasının en batı ucundaki bu toprakları el-Mağribü'l-Aksâ, yani "En Uzak Batı" olarak adlandırmıştır. Türkçedeki "Fas" ismi ise ülkenin tarihî başkentlerinden Fes şehrinden gelir; Osmanlı döneminde bölgeyle ilişkiler bu şehir üzerinden yürütüldüğü ve meşhur fes şapkası da burada üretildiği için ülke Türkler arasında "Fas" adıyla anılmaya başlanmıştır. Coğrafi olarak Fas, Afrika kıtasının en kuzeybatı ucunda, Cebelitarık Boğazı üzerinden Avrupa'ya yalnızca birkaç kilometre uzaklıkta, Atlas Okyanusu ile Akdeniz'in kesiştiği noktada yer alır; bu konum, ülkeye Afrika, Avrupa ve Orta Doğu arasında doğal bir kavşak ve köprübaşı kimliği kazandırır.

Fas'ın devlet geleneği, 789 yılında kurulan İdrisî Devleti'ne kadar uzanır; ardından Murabıtlar, Muvahhidler, Meriniler ve Sadiler gibi hanedanlar bölgede hüküm sürmüştür. 17. yüzyılın ortasından bu yana ülkeyi yöneten Alevî Hanedanı, Fas'ı bölgenin nadir kesintisiz monarşilerinden biri hâline getirmiştir. 20. yüzyılın ilk yarısında Fransız ve İspanyol himayesi altına giren ülke, 1956'da bağımsızlığını kazanmış ve bağımsızlık sonrasında da anayasal monarşi yönetimini sürdürmüştür. 1999'da tahta çıkan Kral VI. Muhammed ile birlikte, üç asırdan uzun süredir aynı hanedanın elinde bulunan bu siyasi süreklilik, son yirmi yılda ülkenin kalkınma atılımının da zeminini oluşturmuştur.

Son yirmi yılda Kuzey Afrika ve Orta Doğu coğrafyası, art arda siyasi krizler, rejim değişiklikleri ve ekonomik istikrarsızlıklarla sınandı. Arap Baharı'nın sarstığı ülkelerde hükümetler devrildi, anayasalar yeniden yazıldı, kalkınma planları rafa kalktı. Fas ise tam bu fırtınanın ortasında, dikkat çekici bir istisna oldu. Kral VI. Muhammed liderliğinde, anayasal monarşinin sağladığı siyasi süreklilik, ülkeye kesintisiz bir kalkınma çizgisi kazandırdı. Hükümetler değişti, partiler el değiştirdi; ancak büyük altyapı ve kalkınma projeleri hiçbir dönemde rafa kalkmadı. Bugün Fas, hem Afrika'nın hem Avrupa'nın kapısında duran, ekonomik durağanlık yaşamamış nadir ülkelerden biri konumunda.

Tanger Med Limanı

Bu istikrarın en somut kanıtı, Cebelitarık Boğazı'nın hemen kıyısındaki Tanger Med Limanı. Dünya Bankası'nın Konteyner Liman Performans Endeksi'nde dünya genelinde dördüncü sırada yer alan liman, yalnızca Afrika'daki değil, Avrupa'daki tüm limanların da önünde. 2000'li yılların başında alınan bir kararla inşasına başlanan bu dev proje, yaklaşık çeyrek asırlık bir planlama ve finansman sürekliliği gerektirdi. Siyasi çekişmelerin böylesine büyük ölçekli bir yatırımı akamete uğratmadığının en açık göstergesi oldu.

 Tanger Med'i besleyen alt yapı da aynı kararlılıkla örüldü. Afrika kıtasının ilk yüksek hızlı treni olan Tanca-Kazablanka hattı, otoyol ve liman bağlantı koridorlarıyla birlikte, Fas'ı kıtanın en gelişmiş lojistik ağına sahip ülkesi hâline getirdi. Bu bağlantı projelerinde Türk müteahhitlik firmalarının da payı var, MAKYOL, Tanger Med'e bağlanan otoyol kesimlerinde, STFA, Safi Şehir Limanı Projesi'nde, Yapı Merkezi ise Kazablanka Tramvayı'nın birinci ve ikinci hatlarında imza attı.

Serbest Ticaretin Kapısı

Fas'ın stratejik konumu, geniş bir serbest ticaret anlaşmaları ağıyla da taçlandırıldı. Avrupa Birliği ile Ortaklık Anlaşması, ABD ile Serbest Ticaret Anlaşması ve Afrika Kıtası Serbest Ticaret Bölgesi'ndeki (AfCFTA) merkezi konumu, ülkeyi otomotivden havacılığa uzanan küresel tedarik zincirlerinin cazip bir üretim üssü hâline getirdi. Renault ve Stellantis fabrikaları, Airbus ve Boeing'in tedarik ağındaki Faslı üreticiler, bu konumun somut sonuçları.

Atlantik'ten Avrupa'ya Gaz Boru Hattı

Kraliyetin uzun soluklu vizyonunun en güncel örneği, 19 Temmuz 2026'da ECOWAS zirvesinde imzalanan Nijerya-Fas Atlantik Gaz Boru Hattı (AAGP) Hükümetler arası Anlaşması. Bizzat Kral VI. Muhammed'in girişimiyle bir on yıl önce başlatılan ve dönemin Nijerya Cumhurbaşkanı Muhammadu Buhari ile temellendirilen proje, bugün Cumhurbaşkanı Bola Tinubu tarafından da aynı kararlılıkla sürdürülüyor. Yaklaşık 6.900 kilometre uzunluğunda, 25 milyar dolar bütçeli ve yıllık 30 milyar metreküp kapasiteli boru hattı, 13 Batı Afrika ülkesini Fas üzerinden Avrupa gaz şebekesine bağlayacak. On yılı aşkın süredir farklı hükümetler altında sürdürülen bu proje, Fas tarafındaki iradenin değişmezliğinin somut bir kanıtı.

Türkiye-Fas Hattı

Bu istikrarlı zemin, Türkiye ile ilişkileri de güçlendirdi. 2006'da yürürlüğe giren Serbest Ticaret Anlaşması sonrası ikili ticaret hacmi 1 milyar dolar seviyesinden 2025'te 6,25 milyar dolara yükseldi. Fas, Türkiye'nin Afrika kıtasında en fazla ticaret yaptığı beşinci ülke, aynı zamanda 2025'in ilk yarısında Türkiye'nin Afrika'ya en çok ihracat yaptığı ülke oldu. Türkiye'nin Fas'taki doğrudan yatırım stoku henüz mütevazı seviyelerde olsa da 2022'de genişletilen gümrük muafiyetleri ve 2030 Dünya Kupası'na yönelik altyapı yatırımları, bu alanda büyüme potansiyeline işaret ediyor.

Bankacılıkta Kıtanın Zirvesinde

Fas'ın istikrarı, yalnızca altyapı projeleriyle değil, finans sektöründeki kıta çapındaki liderlikle de kendini gösteriyor. Attijariwafa Bank, Tier 1 sermaye bazında Güney Afrika'nın Standard Bank'ı ve Mısır'ın Ulusal Bankası'nın ardından kıtanın üçüncü büyük bankası konumunda; 2024'te net kârını yüzde 26,6 artırarak 950 milyon dolara çıkardı. Yine Fas merkezli Bank of Africa (BOA), 25 ülkedeki ağıyla 2025'te net kârını yüzde 37 artırarak 960 milyon doları aştı. Banque Centrale Populaire (BCP) ile birlikte bu üç dev banka grubu, Fas'ı Afrika bankacılık sektörünün en önemli üç merkezinden biri hâline getirdi. Afrika'nın en büyük 100 bankası sıralamasında dokuz Fas bankasının yer alması, bu liderliğin tesadüf olmadığının göstergesi.

Kazablanka Bölgesel Finans Merkezi

Bu bankacılık gücünün merkezi, Kazablanka'da kurulan Casablanca Finance City (CFC) projesi. Bölgesel ve uluslararası şirketleri Afrika operasyonları için Kazablanka'ya çekmeyi hedefleyen bu finans şehri girişimi, kentin sigortacılıktan varlık yönetimine uzanan bir finans merkezi kimliği kazanmasını sağladı. Kazablanka Menkul Kıymetler Borsası, piyasa değeri bakımından Kuzey Afrika'nın en büyüğü, kıtanın ise üçüncü büyük borsası konumunda. Sigorta sektöründe Fas şirketleri Batı ve Orta Afrika pazarlarında yaygınlaşırken, nüfusun büyük çoğunluğunun Müslüman olduğu ülkede İslami finans ve katılım bankacılığı da hızla büyüyen, istihdam yaratan bir alan olarak öne çıkıyor.

Sanayide Fosfattan Otomotive

Sanayi üretiminde de Fas, kıtanın öncüsü. Dünyanın en büyük fosfat kaya rezervlerinin büyük bölümüne sahip olan OCP Group, küresel gübre ve fosfat pazarında belirleyici bir oyuncu; bu konum, dünya genelinde gıda güvenliği tartışmalarında Fas'a stratejik bir ağırlık kazandırıyor. Otomotiv sektörü, Renault ve Stellantis fabrikalarının sürüklediği ihracatla Afrika'nın en büyük otomotiv ihracatçısı kimliğini kazandı; son beş yılda sektör güçlü bir büyüme kaydetti. Enerjide dışa bağımlılığı azaltmak amacıyla hayata geçirilen Noor Ouarzazate güneş enerjisi kompleksi ise dünyanın en büyük yoğunlaştırılmış güneş enerjisi santrallerinden biri olarak, Fas'ın yenilenebilir enerjideki iddiasının somut karşılığı.

Tanger Med'den Kazablanka'nın finans kulelerine, OCP'nin fosfat sahalarından Noor'un güneş panellerine uzanan bu tablo, tek bir ortak paydaya işaret ediyor, son yirmi yılda Fas'ın hem lojistikte hem finansta hem sanayide kaydettiği mesafe, kesintisiz ve tek merkezli bir siyasi iradenin ürünü. Çevresindeki coğrafyanın sık sık yaşadığı hükümet krizleri, politika değişiklikleri ve yatırımcı güveni kayıpları, Fas'ta anayasal monarşinin sağladığı istikrar sayesinde yaşanmadı. Bu da Fas'ı, istikrarın kalkınma için yalnızca bir zemin değil, bizzat bir strateji olabileceğini gösteren örnek bir vaka hâline getiriyor.

Tayfun Kaan Gündüz/TİMETÜRK

Etiketler: