Gelin arabalarının arkasına yazılan o cümleyi hepimiz biliriz: “Evleniyoruz, mutluyuz!”
Peki, bu cümle bir mutluluk ilanı mı, yoksa birlikte çıkılan yolun başında edilen güzel bir temenni mi? İki insanın birbirini sevmesi, gerçekten mutlu bir evlilik kurmaları için yeterli mi? Yoksa evlilik, birbirini sevmekten çok daha fazlasını mı gerektiriyor?
Bir gün çift terapisine gelen danışanlarımdan biri bana şöyle bir soru sordu:
“Hocam, siz yıllardır bu işi yapıyorsunuz. Sizce mutlu evlilik var mı? Varsa mutlu evliliğin tanımı nedir? Bir formülü var mı?”
Cevabım netti: Evet, mutlu evlilik var. Ancak mutluluğun sırrı, herkes için geçerli tek bir formülde değil, iki insanın evlilikten ne beklediğinde saklı.
Çünkü evlilik, yalnızca iki insanın birbirini sevmesi değil, aynı zamanda nasıl bir hayatı birlikte paylaşmak istediklerini bilmeleridir.
Örneğin bir kadın, evlendikten sonra çalışmak istemiyor; evinde olmak, çocuğuyla ilgilenmek ve evin sorumluluklarını üstlenmek istiyor olabilir. Eşinden beklentisi de çalışması ve ailenin maddi ihtiyaçlarını karşılamasıdır. Erkek de böyle bir aile düzeni istiyorsa iki tarafın beklentileri örtüşür.
Başka bir çiftte ise erkek, eşinin mesleğini sürdürmesini ve kendi ayakları üzerinde durmasını istiyor; kadın da zaten böyle bir hayat kurmayı arzuluyordur. Bu evlilikte de eşler, kendi beklentileri doğrultusunda bir yaşam kurabilirler.
Peki, bu iki evlilikten hangisi daha doğrudur?
Hiçbiri diğerinden daha doğru değildir. Çünkü evlilikte mutluluğu belirleyen, herkesin aynı hayatı yaşaması değil, eşlerin birlikte kurdukları hayatın ikisine de uygun olmasıdır.
Elbette mutluluk yalnızca beklentilerin karşılanmasına indirgenemez. Sevgi, saygı, güven, iletişim ve sorumluluk paylaşımı da evliliğin temelidir. Ancak eşler birbirlerinden ne beklediklerini bilmiyor, bu beklentiler üzerinde uzlaşamıyorlarsa sevgi bile zamanla yetersiz kalabilir.
Asıl sorun da burada başlıyor: Biz çoğu zaman karşımızdaki insanı tanımaya değil, onu zihnimizdeki ideal eşe dönüştürmeye odaklanıyoruz.
Biz eşimizi mi seçiyoruz, yoksa ona bir rol mü biçiyoruz?
Evlilik öncesinde hemen herkesin zihninde nasıl bir eş istediğine dair bir tasarım vardır. Sorun, bu tasarımı karşımızdaki insanın gerçek kişiliğiyle karşılaştırmak yerine, onu zamanla hayalimize uygun hâle getirebileceğimizi düşünmemizdir.
Bunu bir elbise tasarlamaya benzetebiliriz. Zihninizde bir elbise tasarlıyor, rengini, modelini ve ölçülerini kendiniz belirliyorsunuz. Sonra bu elbiseyi karşınızdaki kişiye giydirmeye çalışıyorsunuz. Ancak elbise ya büyük geliyor ya küçük ya da kişinin bedenine hiç uymuyor.
Neden? Çünkü siz elbiseyi kendi hayalinize göre tasarladınız; karşınızdaki insanın ölçülerini ve o elbiseyi giymek isteyip istemediğini hesaba katmadınız.
Evlilikte de durum farklı değil. Kendi zihnimizde oluşturduğumuz eş modelini karşımızdaki insana giydirmeye çalışıyoruz. Oysa karşımızdaki kişi, bizim hayallerimizin ürünü değil; kendi kişiliği, değerleri, alışkanlıkları ve beklentileri olan ayrı bir birey.
Evlilik, karşımızdaki insanı hayalimizdeki kişiye dönüştürme çabası değil, onun gerçekte kim olduğunu görerek birlikte bir hayat kurup kuramayacağımıza karar verme sürecidir.
Bu nedenle evlenmeden önce yalnızca “Ben bu kişiyi seviyor muyum?” diye sormak yeterli değildir. “Bu kişiyle nasıl bir hayat kuracağım? Beklentilerimiz ne kadar örtüşüyor? Onun bugünkü hâliyle bir hayat paylaşabilir miyim?” sorularını da sormak gerekir.
Çünkü insan bazen kişiyi sever ama o kişiyle yaşayacağı hayatı istemez. Bu ayrım fark edilmediğinde, başlangıçta görmezden gelinen farklılıklar zamanla büyük hayal kırıklıklarına dönüşebilir.
Mutsuz evliliğin ilk cümlesi: “Ben onu değiştiririm.”
İşin içine aşk girdiğinde bütün bu sorular önemini yitirebilir. İnsan, sevdiği kişinin eksiklerini görmezden gelir, uyumsuzluklarını önemsizleştirir ve gelecekte her şeyin değişeceğine inanır.
“Evlendikten sonra değişir.”
“Zamanla benim istediğim gibi biri olur.”
“Beni sevdiği için alışır.”
İşte mutsuz evliliklerin başlangıcında sıkça karşılaştığımız yanılgılardan biri budur.
Mutsuz bir evliliğin ilk cümlesi bazen şudur: “Ben onu değiştiririm.”
Oysa bir insanı sevmek, onu istediğimiz kişiye dönüştürme gücünü bize vermez. İnsanlar elbette değişebilir; ancak bu değişim, eşlerinin hayallerine uymak zorunda oldukları için değil, kendileri istedikleri ve bu yönde çaba gösterdikleri için gerçekleşir.
Bir insanın değişebileceği umuduyla evlenmekle, onu mevcut hâliyle tanıyıp kabul ederek evlenmek arasında büyük bir fark vardır. İlkinde, henüz gerçekleşmemiş bir ihtimale yatırım yaparsınız. İkincisinde ise bugün karşınızda duran insanla gerçekten bir hayat kurup kuramayacağınızı değerlendirirsiniz.
Bu, her davranışı kabullenmek ya da değişime kapıyı kapatmak anlamına gelmez. Önemli olan, eşinizin kişiliğini kendi beklentilerinize göre yeniden şekillendirmeye çalışmak yerine, birlikte yaşayabileceğiniz bir düzen kurup kuramayacağınızı görmektir.
Çünkü aşk iki insanı birbirine yaklaştırabilir ama aynı hayatı nasıl sürdüreceklerini tek başına belirleyemez.
Peki, mutlu evliliğin formülü nedir?
Mutlu evlilik, eşlerin her konuda aynı düşünmesi ya da hiç tartışmaması değildir. İki ayrı insanın bir arada yaşadığı yerde farklılıkların olması kaçınılmazdır. Önemli olan, bu farklılıkların ortak hayatı nasıl etkilediğini görebilmek ve üzerinde uzlaşabilecekleri bir zemin kurabilmektir.
Ancak bazı beklentiler vardır ki yalnızca sevgiyle ortadan kalkmaz. Birinin çocuk sahibi olmak istemesi, diğerinin istememesi ya da eşlerden birinin geleneksel bir aile düzeni arzularken diğerinin farklı bir yaşam biçimini tercih etmesi, evlilikten önce açıkça konuşulması gereken temel meselelerdir.
“Nasıl olsa evlendikten sonra anlaşırız.” düşüncesi, bazen çözüm üretmek yerine sorunları ertelemeye yarar. Bu nedenle evlilik öncesinde önemli olan, her konuda aynı fikirde olmak değil; hangi farklılıklarda uzlaşabileceğinizi ve hangi konuların sizin için vazgeçilmez olduğunu bilmektir.
Belki de mutlu evliliğin formülü, kusursuz bir eş bulmak değil; beklentilerimizin, karşımızdaki insanın gerçek kişiliğiyle ne kadar örtüştüğünü görebilmektir.
Sonuçta mesele, zihnimizdeki ideal insanı bulmak değildir. Mesele; tanıdığımız, beklentilerini anladığımız ve onunla ortak bir hayat kurabileceğimize inandığımız bir insanla yola çıkmaktır.
Çünkü mutlu evlilik, hayalimizde çizdiğimiz eşle değil, gerçekte karşımızda duran insanla kurulur.
Ve evlilik kararı vermeden önce kendimize sormamız gereken en önemli soru belki de şudur:
“Ben bu insanı, olmasını istediğim kişi olduğu için mi seviyorum, yoksa bugün olduğu kişiyle bir hayat kurmayı gerçekten istiyor muyum?”
Bu soruya verilen dürüst cevap, bazen uzun yıllar sürecek bir mutluluğun, bazen de yıllarca taşınacak bir hayal kırıklığının başlangıcını belirler.
Belki de gelin arabalarının arkasına yazılan o cümleyi yeniden düşünmenin zamanı gelmiştir. Evleniyoruz, mutluyuz… Peki, birlikte nasıl bir hayat kuracağımızı biliyor muyuz?
Çünkü mutlu bir evlilik, yalnızca mutluluk dileğiyle başlamaz; birbirini tanımakla, gerçekçi beklentilerle ve ortak bir hayat kurmaya gönüllü olmakla başlar.
Ayşegül Sert/TİMETÜRK