Bir çocuk neden yalan söyler, ders çalışmaktan kaçar, öfkesini kontrol edemez ya da anne babasıyla konuşmak yerine odasının kapısını kapatır? Bu soruların cevabını aramak yerine çoğu zaman başka bir soruya odaklanıyoruz: “Bu davranışı nasıl durdurabiliriz?”
Telefonunu elinden alıyor, dışarı çıkmasını yasaklıyor, sesimizi yükseltiyor, bazen de geleceğiyle ilgili ağır cümleler kuruyoruz. Niyetimiz onu korumak, doğruya yönlendirmek ve hayata hazırlamak. Ancak önemli bir ayrıntıyı gözden kaçırabiliyoruz: Çocuğun davranışını değiştirmeye çalışırken o davranışın nedenini hiç anlamamış olabiliriz.
Ders çalışmadığı için azarlanan, öfkelendiği için cezalandırılan ya da içine kapandığı için daha fazla baskıyla karşılaşan bir çocuk düşünelim. Başarısız olmaktan mı korkuyor, kendisini ifade edemiyor mu, okulda bir sorun mu yaşıyor, yoksa sorumluluklarını yerine getirmeyi henüz öğrenemedi mi?
Bu soruların cevabını bilmeden verilen cezalar yalnızca görünen davranışı hedef alabilir. Çocuk susar, odasına çekilir veya bir süre kurallara uyar. Anne baba rahatlar. Ancak yaşanan güçlük devam ediyorsa ortada çözülmüş bir sorundan çok, artık görünmeyen bir sorun olabilir.
Çünkü bir çocuğun davranışını durdurmakla ona doğru davranışı öğretmek aynı şey değildir.
Çocuk Bazen Davranışıyla Bir Şey Anlatır
Okulda arkadaşları tarafından dışlanan bir çocuk evde öfkeli davranabilir. Başarısız olmaktan korkan bir genç ders çalışmayı erteleyebilir. Ailesine derdini anlatamadığını düşünen bir çocuk ise içine kapanabilir. Elbette her davranışın arkasında mutlaka psikolojik bir sorun bulunmaz. Bazen çocuk sınırları öğrenmekte, sorumluluklarını yerine getirmekte ya da öfkesini yönetmekte zorlanıyordur.
Önemli olan, davranışın tek başına bütün hikâyeyi anlatmadığını bilmektir.
Ders çalışmadığı için sürekli tembel olmakla suçlanan bir çocuk, aslında anlamadığı konuları sormaya çekiniyor ve başarısız oldukça kendisini daha yetersiz hissediyor olabilir. Böyle bir durumda baskıyı artırmak, sorunu çözmek yerine kaygıyı derinleştirebilir.
Bu nedenle yalnızca “Ne yaptı?” diye değil, “Bu davranış ne zaman başladı?”, “Hangi durumlarda ortaya çıkıyor?” ve “Çocuğum şu anda neyi yapmakta zorlanıyor?” diye de sormalıyız.
Çocuğu anlamaya çalışmak, yaptığı her şeyi kabul etmek değildir. Yanlış davranışa sınır koyabiliriz. Ancak çocuğun kişiliğini hedef almakla davranışının sorumluluğunu hatırlatmak arasında büyük bir fark vardır. “Sen zaten sorumsuzsun.” demek çocuğu etiketler; “Bu davranışının sorumluluğunu alman gerekiyor.” demek ise değiştirebileceği bir davranışa odaklanır.
Ceza mı, Eğitim mi?
Bir çocuk yanlış davrandığında telefonunu almak, dışarı çıkmasını yasaklamak veya sevdiği bir etkinliği kısıtlamak en kolay çözüm gibi görünebilir. Çocuk sessizleştiğinde ya da davranışını değiştirdiğinde sorunun çözüldüğünü düşünebiliriz.
Oysa bir davranışın durması, çocuğun o davranışın neden yanlış olduğunu öğrendiği anlamına gelmez.
Çocuk bazen davranışının sonuçlarını anlayarak kendini düzenlemeyi öğrenir, bazen de yalnızca cezalandırılmaktan korktuğu için davranışını gizler. Bizim amacımız, çocuğun yakalanmaktan korkması değil, yaptığı davranışın sonuçlarını anlaması ve daha sağlıklı bir davranış geliştirmesidir.
Asıl mesele de burada başlıyor. Disiplin, çocuğu susturmak değil, ona yol göstermektir. Kuralların, sorumlulukların ve davranışların sonuçlarının anlaşılmasını sağlayan bir öğrenme sürecidir.
Örneğin kardeşine vuran bir çocuğa yalnızca ceza vermek yerine önce davranışı durdurmalı, kardeşinin güvenliğini sağlamalı ve vurmanın kabul edilemez olduğunu açıkça anlatmalıyız. Ardından öfkelendiğinde kendisini nasıl ifade edebileceğini öğretmeli, gerektiğinde davranışının sonucunu üstlenmesini sağlamalıyız.
Çocuğun öfkelenmesini anlayabiliriz ama başkasına zarar vermesini kabul etmek zorunda değiliz. Duygularına alan açarken davranışlarının sorumluluğunu da öğretmeliyiz.
Sınır koymak, çocuğu reddetmek değildir. Cezalandırmak da her zaman eğitmek anlamına gelmez. Sınırın amacı korku yaratmak değil, çocuğa güvenli ve tutarlı bir çerçeve sunmaktır.
Çocukların yalnızca neyi yapmamaları gerektiğini değil, zorlandıklarında ne yapabileceklerini de öğrenmeleri gerekir. Öfkelendiğinde vurmak yerine konuşmak, başarısız olduğunda vazgeçmek yerine yardım istemek ve hata yaptığında sorumluluk almak zaman içinde gelişen becerilerdir.
Çocuğa sürekli neyi yanlış yaptığını söylemek, ona neyi nasıl yapacağını öğretmez. Eğitim, yanlışın gösterilmesiyle başlar; doğrunun nasıl uygulanacağını öğretmekle anlam kazanır.
Sorunu Görmezden Gelmek de Çözüm Değil
Ceza vermenin her zaman çözüm olmadığını söylemek, çocukların bütün davranışlarını görmezden gelmek anlamına gelmez.
“Ergenliktir, geçer.” “Çocuktur, yapar.” “Bizim zamanımızda da bunlar vardı.”
Bu cümleler bazen bizi rahatlatabilir. Ancak çocuğun uzun süre içine kapanması, yoğun kaygı yaşaması, arkadaşları tarafından dışlanması veya davranışlarında belirgin değişiklikler görülmesi dikkatle ele alınmalıdır.
Sorun devam ediyor, çocuğun okul hayatını, aile ilişkilerini veya günlük yaşamını etkiliyorsa profesyonel destek almak yararlı olabilir. Bu, çocuğun mutlaka bir hastalığı olduğu anlamına gelmez. Bazen aile içi iletişimi güçlendirmek, bazen çocuğun yaşadığı güçlüğü anlamak, bazen de ebeveynlere rehberlik etmek için profesyonel değerlendirme gerekir.
Ne yazık ki bazı aileler, “Çocuğum için uzmana başvurursam insanlar ne düşünür?” kaygısıyla yardım istemekten çekiniyor. Oysa çocuk yetiştirmek, her sorunun cevabını bilmek demek değildir. Çocuğunun ihtiyacını fark edip gerektiğinde destek aramak, ebeveynliğin eksikliği değil, sorumluluk bilincinin göstergesidir.
Toplum olarak çocuğu için destek arayan aileleri yargılamak yerine onların çözüm arayışını desteklemeliyiz. Çünkü sorunları saklamak onları ortadan kaldırmaz, çoğu zaman çözümü geciktirir.
Çocuğumuzun Bize İhtiyacı Olduğunda Ne Yapıyoruz?
Anne babalar olarak bazen çocuğumuza ne yapması gerektiğini anlatmaya o kadar odaklanıyoruz ki onun ne yaşadığını sormayı unutuyoruz. Oysa kimi zaman uzun nasihatler yerine tek bir soru yeterlidir:
“Son zamanlarda seni zorlayan bir şey var mı?”
Bu soruyu sorarken hemen öğüt vermemek, sözünü kesmemek ve yargılamadan dinlemek önemlidir. Her konuşmanın sonunda bir çözüm bulmak zorunda değiliz. Bazen çocuğun kendisini rahatça ifade edebilmesi, sorunu birlikte ele almanın ilk adımıdır.
Öğretmenlerle iş birliği yapmak, çocuğun arkadaş ilişkilerini takip etmek ve okuldan gelen geri bildirimleri suçlama değil, anlama fırsatı olarak değerlendirmek de bu sürecin parçasıdır.
Ancak çocuğu anlamak adına bütün sorumluluklarını ortadan kaldırmak da doğru değildir. Kurallarımız açık, beklentilerimiz yaşına uygun ve tutumumuz tutarlı olmalıdır. Çocuk hem duygularının önemsendiğini hem de davranışlarının sonuçları olduğunu bilmelidir.
Sağlıklı ebeveynlik, çocuğun her istediğini yapmak değil; onu anlamak, ona rehberlik etmek ve gerektiğinde kararlı biçimde sınır koyabilmektir.
Belki de çocuklarımızın yanlışları karşısında biraz daha yavaşlamaya ihtiyacımız var. Hemen kızmak, yasak koymak veya nasihat etmek yerine önce ne olduğunu anlamaya çalışabiliriz. Çünkü bugün bir davranışı bastırmak mümkün olsa bile çocuğun yarın benzer bir sorunla karşılaştığında ne yapacağını öğrenmesi çok daha önemlidir.
Çocuklarımızın yalnızca kurallara uyan bireyler değil, kendi davranışlarını değerlendirebilen, sorumluluk alabilen ve sorunlarını sağlıklı yollarla çözebilen insanlar olarak yetişmelerini istiyoruz. Bunun için onlara yalnızca neyi yapmamaları gerektiğini söylemek yetmez, doğru davranışı nasıl geliştireceklerini de öğretmemiz gerekir.
Çocuğumuz yanlış yaptığında kendimize şu soruyu soralım: Ona yalnızca yaptığı hatanın bedelini mi ödettiriyoruz, yoksa aynı hatayı tekrarlamaması için ihtiyaç duyduğu beceriyi kazanmasına da yardımcı oluyor muyuz?
Çünkü mesele çocuğun bugün susması, odasına çekilmesi ya da kurala uyması değildir. Mesele, yarın biz yanında olmadığımızda da doğruyla yanlışı ayırt edebilmesi, kendi kararlarını verebilmesi ve davranışlarının sorumluluğunu üstlenebilmesidir.
İyi ebeveynlik, çocuğu her yanlışında cezalandırmak değil, yanlışından öğrenebileceği bir yol açabilmektir.
Ayşegül Sert/TİMETÜRK